Blog

Doğada Zaman Geçirerek Daha Mutlu Ve Daha Yaratıcı Olmak Mümkün Mü?

Romantik akım, peşine düştüğü bireysel duygu ve düşüncenin gücü için yönünü doğaya çevirir. Özgür zihin ve yaratıcılığın; doğanın uyandırdığı duygularda, akılcı ve kurallar çerçevesinde bir bakış açısındansa el değmemiş doğada bulunabileceğine dair inanışın tarihi son derece uzun bir geçmişe dayanır.

Bugün, insanların büyük çoğunluğunun kapalı alanlarda ve online bir hayat yaşadığı düşünüldüğünde bu konuya bir kez daha vurgu yapmak gerekiyor. Son çalışmalar da beynimizin ve bedenimizin sağlıklı kalması için doğayla daha yakın ilişkide olmamız gerektiğini ortaya koyuyor.

Doğada olmak beynimizi ve vücudumuzu olumlu etkiliyor

Doğanın en önemli katkıları arasında anksiyete, saplantılar, stres gibi hayatı zorlaştıran durumları azaltması sayılabilir. Bu sayede kendimizi gerçekleştirmemizi, yaratıcılığımızı geliştirmemizi ve insanlarla kurduğumuz ilişkileri güçlendirmemizi sağlıyor.

Utah Üniversitesi’nden araştırmacı David Strayer, “İnsanlar, Thoreau’dan John Muir’e, diğer birçok yazara kadar geçen 100’lerce yıl boyunca doğadaki derin deneyimlerini tartışıyorlar,” diyor. “Şimdi ise beyinde ve vücutta değişiklikler yarattığını görüyoruz ve bu da doğayla etkileşime girdiğimizde fiziksel ve zihinsel olarak daha sağlıklı olduğumuzu gösteriyor,” diye devam ediyor.

Bu sonuçlara göre doğanın sağlığımızı koruduğu ortaya çıksa da, insanların- özellikle de çocukların – kapalı alanlarda çok daha fazla zaman harcadıkları bir dönemde yaşıyoruz. Doğanın beynimizi nasıl geliştirdiğine ilişkin bulgular, gerek doğal gerekse kentsel alanların korunması çağrısını destekliyor. Çünkü, bir şekilde, doğada daha fazla zaman geçirmemiz gerekiyor.

Yapılan bir araştırma kapsamında, kentsel bir ortamda ve doğal bir ortamda yürüyen katılımcılar, yürüyüş sonrasında azalmış ruminasyon göstermişler. Ayrıca beynin depresyon ve kaygı ile ilgili bölgesi olan subgenual prefrontal kortekste aktivitenin arttığını gösterdiler. Bu bulgular, doğanın ruh hali üzerinde önemli etkileri olduğunu fiziksel olarak da gösteriyor.

Teknolojiyi kullanırken bilişsel süreçlerimizin farkında olmamız gerekiyor

Bugün, dikkatimizi çekmek için tasarlanmış ve her yerde bulunan teknolojiyle yaşıyoruz. Ancak pek çok bilim insanı beynimizin bu tür bilgi bombardımanı için yapılmadığına ve normal, sağlıklı bir duruma geri dönmek için “zihin onarımı” gerektiren zihinsel yorgunluk, aşırılık ve tükenmişliğe yol açabileceğine inanıyor.

Buna karşılık, doğada olmanın, yaratıcılığa ve problem çözmeye daha açık olmamıza yardımcı olabilecek dikkat devrelerini yenilediğini düşünülüyor. Strayer’e göre, “Cep telefonu ile konuşurken, yazı yazarken, fotoğraf çekerken veya cep telefonunuzla yapabileceğiniz diğer şeyler sırasında, prefrontal kortekse dokunarak bilişsel kaynaklarda azalmaya neden oluyoruz.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir