Sosyal beceri eksikliği sosyal ilişkileri güçlendiren becerilere sahip olmama ya da mevcut becerileri kullanamama durumudur. Sosyal beceriler çocukluk yıllarında kazanılmaya başlar ve kurulan sosyal etkileşimlerle gelişir. Sosyal beceriler bireyin kendini diğerlerine ifade etmesi, toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesi ve çevreye uyum için gereklidir.

Sosyal beceriler aracılığıyla iletişim kurmak kolaylaşır, sosyal ilişkiler gelişir, bireyin kendine yönelik olumlu algısı gelişir. Özgüven, öz değer ve empati gelişir.

Çocuklukta kazanılamayan sosyal beceri eksikliği ergenlik ve yetişkinlikte karşımıza daha olumsuz tablolarla çıkar. Ergenlikte düşük sosyal uyum, olumsuz tepki verme, düşük akademik performans, sosyal ve duygusal yetersizlikler görülebilmektedir. Yetişkinlikte ise ergenlikte yaşanan bu aksamaların sonuçlarıyla karşı karşıya kalınmaktadır. Akademik hayattaki başarısızlık kariyeri olumsuz etkilemektedir. Sosyal beceri eksikliği meslekte ilerlemeyi, network geliştirmeyi, takımla uyumlu çalışmayı zorlaştırmaktadır.

Sosyal beceri eksikliği olan bireyler girdikleri ortamlarda tüm gözlerin üzerinde olduğunu düşünebilir. Bu düşünce kaygılanmalarına, strese girmelerine, fiziksel tepkiler vermelerine neden olur. Aşırı heyecan, öfke, gerginlik, diksiyonda bozulmalar, konuşurken zorlanmalar görülebilir.

Sosyal Beceri Nedir?

Sosyal beceri; bireyin başkaları ile olumlu etkileşimi başlatma ve sürdürme davranışıdır. Ancak bu beceri bu kadarla sınırlı değildir. Sosyal beceri sorumluluk alma, grupla bir işi yürütebilme, takım olma, uyum sağlama, empati kurma becerilerine de sahip olmayı gerektirir. Sosyal beceri sahibi bir birey aynı zamanda duygu, düşünce ve davranışları üzerinde özdenetim kurabilmelidir.

Karşılaşılan zorluklara karşı etkin problem çözme becerileri geliştirmek sosyal beceri için gereklidir. Sosyal beceriye yönelik kazanımlar çocuklukta başlamaktadır. Çocuk ilk sosyal davranışlarını, onlarla etkileşimde olan yetişkinlerin deneyimleriyle ve diğerlerini gözlemleme yoluyla kazanmaktadır. Çocuğun sosyal beceri kazanımında ebeveynin model olması gerekmektedir. Çocuk bu dönemde en iyi taklit yoluyla öğrenmektedir ve taklit için en güçlü argüman ailedir.

Aile içi iletişim ve etkileşimin yanı sıra ailenin çocuklarına yönelik tutum ve yaklaşımları çok önemlidir. Sosyalleşmede aile, akran ve kitle iletişim araçları önemli bir etkiye sahiptir. Çocukların sosyal beceri kazanımında aileden sonraki en önemli kaynak okul öncesi eğitim deneyimleridir. Okul öncesi eğitim sürecinde çocuklar akranları ile iletişime girerek, kurallara uyarak, kendisinin ve başkalarının haklarına saygı göstererek sosyal beceri geliştirir.

Sosyal Beceri Eksikliği Hangi Alanlarda Öne Çıkıyor

Sosyal beceri eksikliği 5 farklı alanda olumsuz etkisini gösterir;

  1. İletişimi başlatma ve sürdürme becerisi eksikliği: iletişimi başlatma, sürdürme, etkin dinleme, soru sorma, beden dilini ve sözsüz mesajları doğru kullanma eksikliği.
  2. Gruba katılma ve uyum sağlama becerisi eksikliği: Grubun kurallarına uyum sağlama, gruptaki farklılıkları kabul etme, gruptaki görev dağılımına uyma ve sorumlulukları yerine getirme eksikliği.
  3. Öznel duyguları ve diğerlerinin duygularını fark etme becerisi eksikliği: Kendi duygularını anlama, duygularını doğru ifade etme, başkalarıyla empati kurma, başkalarına yardımda bulunma eksikliği.
  4. Olumsuz duygu, düşünce ve tepkileri yönetebilme becerisi eksikliği: kaygı, stres, öfke gibi olumsuz duyguları yönetmekte zorluk yaşama, uygun olmayan tepkilerde bulunma, pasif agresif veya yıkıcı davranışlarda bulunma.
  5. Zaman yönetimi, planlama, karar verme eksikliği: Hedef belirleme, organize olma, zamanı verimli kullanma, öznel kararlar verme ve karar vermek için gerekli kaynakları araştırma ve dikkati sürdürme eksikliği.

Sosyal Beceri Eksikliği Kendini Nasıl Belli Eder?

Sosyal beceri eksikliği sosyal hayata katıldığımız çocukluk yıllarından itibaren fark edilebilir. Eğer bir çocuk, genç ya da yetişkin kendine güven duymuyorsa, iletişime geçmekte ve sürdürmekte güçlük yaşıyorsa sosyal beceri eksikliği değerlendirilmelidir. Bu bireyler sıklıkla yalnız olan, arkadaşlık geliştiremeyen, sosyal ortamlardan kaçınan, sosyal ortamlarda çekingenlik gösteren bireylerdir.

Dikkatleri kolay dağılır, iletişimde konuşulan konuya odaklanmakta sorun yaşarlar. Çünkü konuşurken ne söylendiğinden çok ne söylemesi gerektiğine odaklanırlar. Soru sormaya çekinen, söz almaktan ve fikir beyan etmekten kaçınırlar. İletişim becerileri zayıf olduğu için girdikleri nadir iletişimlerde de zorluk yaşarlar. Topluluk önünde performans sergilemelerini gerektirecek etkinliklerden kaçınırlar. Kendi kararlarını alamaz, haklarını savunamazlar.

Stresle başa çıkmakta ve problemlere yapıcı çözümler getirmekte son derece zorluk yaşarlar. Kendilerini ifade etmekte güçlük yaşar, sıklıkla doğru kelimeleri bulamazlar. Pasif agresif davranabilir, duygu ve düşüncelerini paylaşmakta zorlanabilirler. Empati becerileri düşüktür, göz kontağından kaçınırlar.

Hakaret veya alaycı sözlere maruz kaldıklarında üstesinden gelemezler. Aşırı öfkelenebilir ya da tepkisiz kalabilirler. Zamanı yönetemez, organize olamaz, sıklıkla iş ve sorumluluklarını ertelerler. Eşyalarını, fikirlerini, kendisine ait olan her şeyi paylaşmakta zorluk yaşarlar. Sosyal sorumluluklara duyarlılıkları zayıftır.

Sosyal Beceri Eksikliği Akademik Hayata Nasıl Etki Ediyor?

Akademik hayat bireyin ailesinden bağımsız olarak varlık gösterdiği ve zamanının büyük bir bölümünü ayırdığı dönemdir. Akademik hayatta başarılı olabilmek için karakterimizi, fikirlerimizi, değerlerimizi diğerlerine daha yapıcı anlatabilmemiz gerekir. Aynı şekilde akademik hayatta iyi ilişkiler geliştirebilmek, girilen gruplara uyum sağlamak, topluluğun kurallarına sadık kalmak gerekir. Akademik hayatta başarılı olmak isteyen bir birey stresle başa çıkabilmeli, sorunlarına yapıcı çözümler getirebilmelidir.

Zaman yönetimi, sorumluluk bilinci, organize olabilme aynı şekilde akademik başarıyı destekleyen yetkinliklerdir. Akademik hayatta başarılı bireyler kendilerini iyi tanıyan, ne istediklerini bilen ve içsel motivasyona sahip bireylerdir. Sosyal beceri eksikliği olan bireyler ise karar vermekte güçlük çekerler.

Başkalarının yönlendirmelerine ihtiyaç duyarlar. Alan seçimi, meslek seçimi noktasında bağımsız hareket edemezler. Güçlü yönlerini öne çıkarmakta güçlük yaşarlar. Motivasyonları düşüktür ve başkaları tarafından motive edilmeye ihtiyaç duyarlar.

Özellikle üniversite yılları bireyin sosyal becerilere yoğun olarak ihtiyaç duyacağı yıllardır. Bu dönemde sosyal beceri eksikliğini tölare edemeyen birey okul, meslek seçimini bu eksikliğe göre yapabilir. Aileden uzaklaşmamak, yurtta kalmamak ya da yalnız kalmamak için aileye yakın eğitim alternatiflerini değerlendirebilirler. Bu bireyler için staj yapmak, mülakata girmek, tez sunmak oldukça zorlu tecrübelerdir.

Sosyal beceriler geliştirilmezse bireyin hayatında çok yönlü olumsuzluklara, gerileme ve duraklamalara neden olabilir. Sosyal beceri kazanılmadan bireyin sosyal kaygı duyacağı durum ve ortamlara maruz kalması psikolojik problemleri geliştirebilir. Kaygı bozukluğu, depresyon bunlardan en yaygın olanlarıdır.

Aba psikoloji uzman kadrosu sosyal beceri eksikliği üzerine her yaştan bireyle çalışmaktadır. Ayrıca uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz. Kullandığımız alternatif psikoterapi yöntemleriyle danışanlarımızın hayat kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz. İçeriklerimizi takip etmek için Blog yazılarımızı ve YouTube kanalımızı takip edebilirsiniz.

Read More

Sağlıklı aile içi iletişim bireyin kişilik gelişiminde, kişisel, sosyal ve mesleki yaşamında başarı elde etmesini sağlamaktadır. İletişim sözlü veya sözsüz, yazılı veya sembolik veya jest ve mimikler gibi beden diliyle gerçekleşebilir. İletişimin olabilmesi için en az iki bireye ihtiyaç vardır. Bireyin iletişim becerisi aile içerisinde gelişmektedir.

Doğumla beraber temel bakım veren ile kurulan iletişim bebeğin büyümesi ile beraber sosyal kaynaklara yönelmektedir. Yürüyebilen, konuşabilen çocuk önce aile bireyleriyle sonrasında dahil olduğu sosyal gruplar içerisinde diğerleriyle iletişime başlar. Çocuğun iletişim modeli çoğunlukla rol model aldığı ailesinin iletişim modelidir.

İletişim becerileri gelişirken çocuğun yetiştirildiği ebeveyn tutumları, ailenin iletişim modeli, çocuğun mizacı etkili olmaktadır. Aynı zamanda çocuğun iletişim girişimlerine ailenin ve diğerlerinin verdiği tepkiler de çocuğun iletişim modelini şekillendirmektedir.

Aile içi iletişim nedir?

Aile içerisinde bir arada yaşamanın getirdiği tüm sözlü ve sözsüz diyaloglar aile içi iletişimi oluşturur. Ailede eşlerin birbirleriyle ilişkileri, ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkileri ve kardeşlerin birbirleri ile ilişkileri iletişim becerisini etkiler. Ailede kurulan iletişim paylaşımcı, uzlaşmacı ve eşitlikçi ise aile içi iletişim demokratiktir. Böyle bir ailede demokratik-destekleyici ve hoşgörülü ebeveyn tutumu egemendir.

Ailede erkeğin sözü geçerliyse veya kararlarda bir kişinin otoritesi egemense bu ailede ilişkiler hiyerarşiye dayalı otoriter yapıdadır. Bu iletişim türü ilişkiyi zedeler ve sorunlu hale getirir. Bu tarz ailelerde baskın otorite figüründen diğer aile bireyleri çekinip, korkabilir. Yapıcı ilişkilerin olmadığı, sevginin koşullara bağlandığı, cezanın rol oynadığı bu tarz ailelerde sağlıklı iletişim gelişmez.

Böyle bir ailede birey cezadan korktuğu veya sevgiden mahrum kalacağı için kendini yeterince ifade edemez. Bunun sonucunda içe kapanık, çekingen, özgüvensiz bir birey gelişir. Daha da üzücü olan bireye en yakın olması gereken aile korkular nedeniyle en uzak noktaya itilir. Özellikle genç soru ve sorunlarını aileyle paylaşmaktan kaçınır. Genç kendini bulma yolunda riskli ilişkilere ve tecrübelere yönelebilir.

Ergenlikte Aile İçi İletişim Çok Daha Önemli Hale Geliyor

Çocukluktan gençliğe geçiş ve sonrası pek çok birey için zorlu bir dönemdir. Gencin anlayışa, ilgiye ihtiyaç duyduğu bu dönemde ev içerisinde yeterli iletişimin olmayışı bireyin gelişimini örseleyecektir. Babadan korkulan bir evde babayla iletişim çoğunlukla anne üzerinden olmakta ya da iletişim hiç kurulmamaktadır. Bazense buradaki baba rolü yerini anneye bırakmakta evde çekinilen figür anne olmaktadır.

Bu durum da yine aile içi iletişim ve ilişkilerin bozulmasına yol açar. İletişim bozukluğu ile baş etmenin tek yolu, aile içerisinde açık (doğrudan) iletişim kurabilmektir. Açık iletişim, kiminle konuşmak isteniliyorsa doğrudan o kişi ile iletişim kurmaktır. Aynı zamanda sağlıklı bir aile içi iletişim kurulabilmesi için her aile bireyinin evde rol ve sorumluluğunun olması gerekmektedir.

Anne ve babalık rol ve sorumlulukları çocuk ve genç rol ve sorumlulukları gibi. Her bir aile bireyi özelliklede eşler bireysel alanlarını korumalı, kendi hak ve sorumlulukları noktasında özgür olmalıdır. Eşlerin kendilerine çift olarak zaman ayırabilmesi kadar birey olarak da kendileriyle zaman geçirebilmeleri gerekmektedir. Ebeveynlerin birlikte ve ayrı ayrı çocuklarıyla zaman geçirmesi, kendi iletişim stillerini geliştirmeleri de oldukça önemlidir.

Ergenin Aile İçi İletişim Algısı Çocuklukta Şekillenmektedir

Aile içi iletişim stilleri bireyin iletişim diline çocuklukta yerleşmektedir. Dolayısıyla iletişim modelinde değişikliğe gitmek için ergenlik ve sonrası dönem oldukça geç kalınmış bir dönemdir. Çocukluktan itibaren ebeveynin çocuğuna vakit ayırması, açık iletişim kurması ve onunla karşılıklı etkileşimde olması gerekir. Çocukluktan itibaren ebeveyniyle sağlıklı iletişim geliştiren çocuğun özellikle ergenlikteki bocalamalarında ilk destek kaynağı ailesi olacaktır.

Çocuklukta sağlıklı aile içi ilişkiler gelişmezse ergenlikte bireyler aileden daha da uzaklaşabilmektedir. Aile ergenlik döneminde bireyin arkadaş ilişkilerine uzak kalmamalı ve mümkünse gencin arkadaşlarıyla tanışmaya açık olmalıdır. Hem genç hem de arkadaşları bu dönemdeki duygu, düşünce davranışları açısından eleştirilmemeli iletişim kanalları kapatılmamalıdır. Ceza vermek, yasaklamak, kısıtlamak yerine gence doğruyu bulma ve doğruya yönelme noktasında rehberlik edilmelidir.

Çocuk ve gençle ebeveyn arasında belli kuralların da eşlik ettiği bir arkadaşlık ilişkisi geliştirilebilmelidir. Çocuk ve gençlerin onay bulan davranışları mutlaka taktir edilmeli gerekirse ödüllendirilmelidir. Bu sayede davranışın kazanılması ve tekrarlanması sağlanacaktır. Bu durum çocuğun özsaygısının gelişmesine ve öz benlik kazanmasına yardımcı olacaktır. Bu kazanımlar ergenlik döneminde de gencin sağlıklı şekilde bireyleşmesini destekleyecektir.

Sağlıklı Aile İçi İlişki Nasıl Kurulur?

Sen Dili Değil Ben Dili Kullanılmalıdır

Etkili bir iletişim başlatabilmek ve iletişimi bu yönde sürdürebilmek için sen değil ben dili kullanılmalıdır. Sen dili karşı tarafı suçlayıcı bir konuşma tarzıdır. Sen dilini kullanan kişiler genellikle karşı tarafı eleştiren bir söylemde bulunurlar. Dolayısıyla iletişim içerisinde suçlanan kişi kendini savunmaya geçer. Savunma ve suçlamanın olduğu bir iletişim sağlıklı bir iletişim olmaktan uzaklaşır.

Sen dili ile iletişim kişinin hissettiklerinden çok kişiliğe yöneliktir. Bu nedenle sağlıklı bir aile içi iletişim kurabilmek için sen dili yerine ben dili kullanılmalıdır. Ben dilinde kişi iletişim kurarken ben ne hissediyorum? Ben ne düşünüyorum? Bunu karşımdaki kişiye en iyi nasıl aktarabilirim? Diye düşünür. Karşımızdaki kişiye kendimizi anlatmanın en iyi yolu ben dilini kullanmaktır.

İletişimde ben dili yaşanan bir durumun kişiye ne düşündürdüğünü ve ne hissettirdiğini karşı tarafa aktarır. Örneğin; sürekli bağırarak konuşan birine “çok kabasın” demek iletişimde sen dilini kullanmaya örnektir. “Bağırarak konuşuyor olmamız beni incitiyor, kaygı ve korku duyuyorum.” Demek ise ben diline örnektir. Burada kişi duygu ve düşüncelerini karşı tarafa yansıtmaktadır.

Yargılamadan veya suçlamadan duygu ve düşüncenin paylaşılmış olması karşı tarafın daha kolay empati kurmasını sağlayacaktır. “Saat kaç, niye geç kaldın?” kişinin gardını almasına ve kendini savunmaya geçmesine neden olacak bir sorudur. Sağlıklı iletişimi engelleyecektir. “Geç kalman beni oldukça endişelendi, kötü bir şey olmuş olabileceğini düşündüm. Gecikmen söz konusu olduğunda bana haber verebilir misin?” ise çok daha yapıcı bir iletişimi başlatacaktır.

Sağlıklı İletişimi Engelleyen Sözlü ve Sözsüz Mesajlardan Uzak Durulmalıdır

Sağlıklı aile içi iletişim beden dilini, kelimeleri, sözlü ve sözsüz mesajları doğru seçebilmeyi gerektirir. Göz kontağı kurmak, etkin dileme yapmak ve empati kurmakta iletişimin değerini güçlendirmektedir. Ancak ebeveynler bazen otorite kurabilmek bazen kolaya kaçmak bazense yanlış olduğunu bilmedikleri için iletişimi engelleyen mesajlar kullanabilmektedir. Emir vermek, gözdağı vermek, tehdit etmek, nasihat vermek sağlıklı bir iletişim şekli değildir.

Hata aramak, suçlamak, yargılamak ya da “ben anne-babayım” şeklinde otoriteyi kullanmak yapıcı iletişim değildir. Bireyin duygu ve düşüncelerini tahmin etmeye çalışma, sözünü kesme ya da tamamlama iletişim değildir. Konuşurken farklı şeylerle ilgilenme, alaycı imalarda bulunma, uygunsuz jest ve mimikler kullanma iletişimi olumsuz etkilemektedir.

Bireyin duygu ve düşüncelerini kestirip atma, konuyu değiştirme, çıkarsamada bulunma etkili iletişimi engellemektedir. Tüm bu hatalar tekrar ettiğinde bireyler arasındaki sağlıklı iletişim kanalı yok olmaktadır. Bu da beraberinde iletişimden kaçınmayı ya da yanlış anlaşılmaları veya çatışmaları getirmektedir.

İletişimde Etkin Dinlemenin Önemi Göz Ardı Edilmemelidir

İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnızca söylediklerini değil, beden dilinin, jest ve mimiklerinin verdiği mesajları da duyar. Bunu duyabilmek için göz kontağı kurmak, tüm bedenimiz, dikkatimiz ve farkındalığımız ile iletişimde olmak gerekir. İletişim anında burnumuz ile ayak uçlarımız dinlediğimiz kişiye doğru olmalıdır. Zihnimizde başka düşünceler olmamalı, elimiz başka şeylerle ilgilenmemelidir.

Telefonla, tabletle, gazete ve televizyonla ilgilenirken başka birini etkin dinleyebilmeniz mümkün değildir. Siz dinleyebilseniz bile karşınızdakine vereceğiniz mesaj “değersizim, söylediklerimin onun için bir önemi yok” olacaktır. Sağlıklı aile içi iletişim için karşınızdakine söylediklerini ilgiyle dinlediğinizi, merak ettiğinizi sözlü mesajlarla hissettirmeniz gerekir.

Başınızla onaylama, mimiklerinizle duyguya eşlik etme iletişimi güçlendirir. Ara ara “bunu mu söylemek istedin, doğru mu anladım” gibi teyit alma mesajlarını iletişime ekleyebilirsiniz.

Çocuğun Duygu, Düşünce ve Davranışları Ebeveyn Tarafından Çocuğa Geri Yansıtılmalıdır

Çocuğun veya gencin ailesi tarafından anlaşıldığını hissedebilmesinin bir diğer yolu da verdiği mesajların aile tarafından yansıtılmasıdır. Aile içi iletişimin etkili olabilmesi için iletişimde yansıtmalar kullanılmalıdır. Ağlayan bir çocuğa “canın yandı ve şu an ağlıyorsun”, “korktun ve ağlıyorsun”, “üzüldün ve ağlıyorsun” demek duygunun yansıtılmasına örnektir.

Çocuğun duygusunun ebeveynin kelimeleriyle çocuğa geri yansıtılması engelleme, kısıtlama veya bastırmadan daha etkilidir. “Yeter artık ağlama! bunda ağlayacak ne var? ağlama bak kızarım! ağlama üzülüyorum. Erkek adam ağlar mı? “Gibi müdahale ve engellemelerden çok daha etkili bir yöntemdir. Çocuğa “Şu an ben ağlıyorum ve ebeveynim neden ağladığımı anlıyor.” Duygusunu hissettirir.

Oyuncaklarını kıran bir çocuğa “hiçbir şeyin değerini bilmiyorsun, artık bunlarla oynamak yok.” Demek yerine “şu an çok öfkelisin, çok sevdiğin halde oyuncağına zarar verdin. Öfkenin nedenini konuşmak ister misin? Seni bu kadar kızdıran ne?” denilebilir.

Duygu, düşünce ve davranışın yapıcı dille geri yansıtılması sağlıklı aile içi iletişim için değerlidir. Bu yansıtmalar hem çocuğun olumsuz duygu, düşünce ve davranışını hafifletecek hem de çocuğa “anlaşıldım” hissini yaşatacaktır. Aile içi iletişim becerilerinizi geliştirmek ve çocuğunuzun sağlıklı gelişimine destek olmak için profesyonel destek alabilirsiniz. Aile danışmanlığı alabilir, çocuğunuzun iletişim becerilerini geliştirmek için oyun terapisini de değerlendirebilirsiniz.

Read More

Aile ne kadar önemli?” sorusu özellikle çocuk psikolojisi söz konusu olduğunda önemini arttırıyor. Nöroplastisite dediğimiz beynin esnekliği ilk altı yıl daha etkin olduğu bilimsel araştırmalarda gözlemlenmiştir. Yani beyin gelişimi için ilk altı yıl önemlidir. İlk altı yılda aileyle olan iletişimimizin en fazla olduğu dönemdir. Bu dönem ailenin etkisi bizi çok yüksek noktalara taşıyabilecek hassas bir dönemdir. Beynimiz gelişime ve değişime çok açıktır. Bu dönemde çocuklar kolay hasar alabilecekleri gibi kolay güçlendirilebilir ve geliştirilebilirler. Davranış biçimlerinin oturmadığı dış dünyanın yeni tanınmaya başlandığı bu dönemde değişimin gerçekleşmesi daha kolay olacaktır. Bu periyotta aile en çok iletişimde olunan sosyal çevre olduğundan ailenin çocuk psikolojisindeki önemi yadsınamaz.

Çocuk Gelişiminde Aile Ne Kadar Önemli?

Aile ne kadar önemli noktasında beyin araştırmalarının bulgularından da faydalanarak önemini anlayabiliriz. Peki nöroplastisite bu kadar aktifken erken çocukluk döneminde neler yapılmalı bu dönemi ebeveynler nasıl değerlendirmeli? Ailelerin en büyük hatalarından birisi “Çocuksun anlamazsın.” Düşüncesidir. Yetişkinler olarak sıklıkla kullandığımız çocuk gibi ağlama, çocuk gibisin terimleri çocuğa küçümseyici yaklaşımımızı gösterir. Halbuki çocuk sandığımızdan çok daha fazlasıdır. Anlamaz diye yanınızda konuştuklarınızı da anlar, siz içerdeyken konuştuklarınıza kulak kabartarak da dinler. Bazı konularda soru yağmuruna tutuşturduğunda sizi “Sonra anlatırım.” Dediğinizde oyalamış olmazsınız. O sonranın hep gelmesini bekler. Öncelikli olarak çocuk yetiştirirken çocuğun da bir birey olduğunu kabul ederek davranış biçimi sergilemeniz önemlidir.

Ailenin Çocuk Gelişimine Etkisi

Aile ne kadar önemli konusunda ailenin önemini bilen ebeveynler bazen bu konuyu yanlış anlayabilmektedirler. Çocuğu üzmemek adına çoğu şeyi çocuktan saklama eğilimi göstermek bir yanlış aile tutumudur. Çocuk siz sakladıkça daha çok merak edecektir. Önemli olan uygun bir dille anlatılmasıdır. Örneğin konu boşanma gibi zor bir konu olsa bile çocuğun psikolojisi etkilenmesin diye susmak doğru bir davranış biçimi değildir. Bu noktada çocuk psikolojisinde ailenin önemi ve etkisi ailenin bunu paylaşmadan atlatmasıyla alakalı değildir. Tersine ailenin bunu nasıl paylaştığı asıl meseledir. Çünkü siz paylaşmasanız bile çocuk bir terslik olduğunu anlayacaktır. Bunun yerine doğru açıklama dilini kullanmak önemlidir.

Çocuk psikolojisinde aile ne kadar önemli noktasında aileler çocukları terapiye götürmeyi zaman zaman bir ihtiyaç olarak görememektedir. Ya da çocukta büyük bir psikolojik rahatsızlık olmadığını öne sürerek aileler çocukları psikoloğa götürmekten sakınabiliyorlar. Ancak bu basit iletişim sorunlarını ve özellikle boşanma, kardeş, ölüm, cinsellik gibi konular için bir danışana görünmek değerlidir. Uzman görüşleri çocuğunuzun sağlıklı bir gelişim çağından geçmesini sağlayacaktır.  Çocuğunuzla ilgili danışmanlık almak için Aba Psikoloji olarak her zaman yanınızdayız. Sayfamızın iletişim kısmından bize ulaşabilirsiniz. Farklı psikoloji konularında bilgilendirici videolara ulaşmak için aba Psikoloji YouTube kanalına abone olabilirsiniz. 

Read More

Çoğu çocuk sorunlarını ebeveynleriyle paylaşmakta zorlanır. Peki, neden? Onları gerçekten rahatsız eden olayları en yakınları, en güvenebilecekleri insanlarla, ebeveynleriyle, paylaşmakta neden zorluk çekerler?

Sorunlarını paylaşmakta güçlük çeken çocuklara neden sorunlarını paylaşmadıkları sorulduğunda “Ailem beni anlamıyor.”, “Evde beni dinlemiyorlar.”, “Beni, düşüncelerimi ve kararlarımı umursamıyorlar.” … vb. cevapları duymanız şaşırtıcı olmayacaktır. Her anne baba çocuğunun iyiliğini düşünür ama özellikle araya duygusal bağlar girince anne ve babaların iletişim konusunda yaptığı birkaç basit hata bulunmaktadır. Yalnızca bu hataları düzelterek çocuğunuzla olan iletişiminizde mucizevi değişimler yaratabilirsiniz.

Ebeveynlerin duygusal yaklaşımları sebebiyle ortaya çıkan temel problem çocuklarının sorunlarına “empati” yerine “sempati” ile yaklaşmalarıdır.

Çocuğuna değer veren her anne baba gibi siz de büyük ihtimalle ilk tepki olarak çocuğunuzun problemini duyduğunuz an onunla aynı hisleri paylaşıyorsunuz. Çocuğunuzun hissettiği üzüntü, sinir, stres gibi olumsuz hisleri direk sizde hissediyorsunuz. Yani, aslında çocuğunuza karşı duyduğunuz sempati duygusunu doğrudan yansıtıyorsunuz. Fakat çocuğunuzla sözlü iletişime geçerken bu duyguları yansıtacak cümleler kurmak çocuğunuza iyi gelmeyecektir.

Sempati içeren cümle örnekleri:

“Endişelenme”

“Böyle düşünme”

“Umutsuzluğa kapılma”

“Böyle olma”

“Kızma”

“Sen çok hassassın”

Gibi cümlelerden uzak durun. Bunun yerine empati kurduğunuzu gösteren cümleler kurun. Çocuğunuz olumsuz duygular hissettiği için bir ebeveyn olarak üzülmeniz ve aynı şekilde hissetmeniz, ardından bunlara engel olmaya çalışmanız oldukça doğal. Fakat çocuğunuzun olumlu duygularla birlikte zaman zaman olumsuz duygular da hissetmesi her insanda olduğu gibi çok doğal ve yaşanması gerekmektedir. Onu ve duygularını anladığını hissettirmeniz çocuğunuzla kuracağınız iletişimi güçlendirecektir.

Empati içeren cümle örnekleri:

“Anlıyorum, bu gerçekten büyük bir problem.”

“İnan bana bende aynı şeyleri yaşasaydım aynı şekilde hissederdim. Böyle hissetmek en büyük hakkın.”

“Hayal kırıklığına uğraman çok normal. Bende senin yaşlarındayken böyle konularda hayal kırıklığına uğrardım.”

“Kızgınsın, anladım. Eminim ki mantıklı bir sebebi vardır. Nedenini duymak isterim.”

Gibi cümleler kurmanız sizin tarafınızdan anlaşıldığı hissini verecektir. Ardından onu anlamanız, çocuğunuzun problemi çözme aşamasında sizden tavsiye almasını sağlayacaktır. Üstelik çocuğunuzun onun her zaman yanında ve ona destek olduğunu hissettiği ebeveynleri olması problemlerini büyütmemesine ve sosyal hayatında kendine güveninin artmasını sağlayacaktır.

Ebeveyn olarak çocuğunuzun üzülmesi, başarısız olması gibi durumları kabullenmek oldukça zordur. Fakat çocuğunuzu gerçek hayata hazırlıyorsunuz. Ne yazık ki her zaman yanında olamazsınız. Çocuğunuz her zaman mutlu ve başarılı olamaz.

  • “Nasıl futbol koçun seni yedek listesine alabilir? Hemen arayıp bunu çözeceğim.”

demek doğru bir çözüm değil.

  • “Demek yedek listesindesin. Üzücü, seni anlayabiliyorum. Fakat dünyanın sonu değil ya! Hem birazcık daha çabalarsan, elinden geleni ardına koymazsan eminim ki koç başarını görüp taktir edecektir ve yedek listeden çıkaracaktır seni.”

demek daha etkili ve çocuğunuzun başarısızlıklarını daha olumlu karşılamasını sağlayacaktır. Böylelikle elde etmek istediği hedefleri konusunda çaba göstermesi gerektiğini öğretmiş olursunuz. Çocuğunuz hayatta her istediğinin annesi ve babası tarafından sunulduğu gibi altın tepside sunulmayacağını anlamış olur. Bu tip müdahalelerde bulunursanız çocuğunuz sizin müdahale edemediğiniz ilk başarısızlık ve üzüntü hissinde toparlamakta zorlanacaktır. Olaya müdahaleniz yalnızca problemi kısa süreli çözüme kavuşturmuş olur.

Read More