Meslek tercihi sürecinde aileler nasıl bir rol oynuyor? Ailelerin meslek seçimi sürecindeki rolü öğrencileri nasıl etkiliyor? Aileler bu süreçte nasıl bir tutum izlemeli? Ailelerin kariyer seçimi sürecine nasıl ve ne derece müdahale etmeleri gerekiyor? Nelere dikkat edilmeli? Nasıl bir planlama yapılmalı? Bu süreçte kariyer danışmanlığı almak nasıl bir fayda sağlıyor?

Kariyer planlama süreci öğrencilerin hayatlarındaki en önemli süreçlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada; bölüm, meslek ve üniversite seçimi yaparken dikkat edilmesi gereken birçok unsur bulunuyor. Bu süreci, öğrencilerin ya da ailelerin doğru bir şekilde yürütebilmesi her zaman mümkün olmuyor. Bu noktada; birçok öğrenci ve aile uzman yardımına başvuruyorlar. Ancak şunu unutmamak gerekiyor; her danışman ya da her öğretmen de bu süreci doğru yürütemeyebiliyor. Bu noktada; doğru danışmanla çalışmak önem taşıyor. Aksi halde süreç boyunca olumsuz durumlarla karşılaşılabiliyor. Peki; bu durumda nasıl bir yol izlemek ve nelere dikkat etmek gerekiyor?

Meslek Tercihi Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

Kariyer planlama sürecinde dikkate alınması gereken bazı önemli noktalar bulunuyor. Öğrenciler ve aileler çoğu zaman üniversitelerin adına ya da mesleğin saygınlığına göre seçim yapıyorlar. Ancak; o üniversite ya da o alan öğrencinin kişiliğine ve yeteneklerine uygun olmayabiliyor. Örneğin; Boğaziçi Üniversitesi gibi ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde okuyan bir öğrenci mutsuz olabiliyor. Çünkü aslında öğrencinin gönlünde tıp eğitimi yatıyor olabiliyor. Tıp eğitimi alan bir öğrencinin kariyeri başarısızlık ve mutsuzlukla sonuçlanabiliyor. Çünkü öğrenci tamamen farklı bir alana; örneğin sinemaya ilgisi olabiliyor.

Bu ve benzeri süreçler ne yazık ki tahmin edilenden çok daha sık yaşanıyor. Kısacası; meslek tercihi yaparken yalnızca üniversitenin prestijini veya mesleğin saygınlığını göz önüne almak yeterli olmuyor. Öncelikle; öğrencinin becerilerini ve ilgi alanlarını değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada; öğrencileri ve aileleri kariyer danışmanlarının yönlendirmesi sürecin çok daha sağlıklı yürütülebilmesine katkı sunuyor. Kariyer danışmanlığı ile öğrencilerin çok daha doğru alanlarda konumlanması mümkün hale geliyor.

Bu süreçte gerçekleştirilen stratejik yetenek yönetimi ve kariyer testi uygulamaları öğrencilerin ilgi alanlarının ve becerilerinin doğru tespit edilmesine olanak veriyor. Böylece öğrenci kendine en uygun alanı ve en uygun üniversiteyi tercih edebiliyor. Bu başarılı bir kariyer sürecinin ilk adımı oluyor. Böylelikle öğrencinin kariyer hayatı boyunca fark yaratabilmesi ve değer üretebilmesinin de yolu açılıyor. Çünkü bireyler ancak doğru noktada konumlandıklarında potansiyellerini ortaya koyabiliyor. Bu anlamda; meslek seçimi sürecinde mutlaka stratejik yetenek yönetimi ve kariyer testi uygulamalarından yardım almak gerekiyor.

Meslek Tercihi Yaparken Aileler Nasıl Bir Tutum İzlemeli?

Kariyer seçimi, öğrencinin yalnızca iş hayatını değil tüm hayatını etkileyen bir süreç olarak biliniyor. Kariyer hayatı bireyin yalnızca mesleğini ifade etmiyor. Ekonomik şartları, arkadaşlık ilişkileri, toplumdaki konumu ve statüsü kariyer seçimiyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu kadar önemli bir karar söz konusu olduğunda aileler elbette sürece müdahil olmak istiyor. Çocuklarının gelecekte yaşayabileceği olumsuzluklar konusunda endişe duyuyorlar. Ancak bu noktada ailelerin konuyu uzmanlara bırakması ve öğrencinin tercihlerine saygı duyması önem taşıyor.

Ailenin yönlendirmesi ya da kimi zaman baskısı sonucunda öğrenciler istemedikleri bir alana yönelebiliyorlar. Sanat alanında eğitim görmek isteyen bir öğrenci mühendislik alanına yönelebiliyor. Elbette bu öğrenci için yanlış bir meslek tercihi oluyor. Bu süreç öğrenciyi başarısızlığa ve mutsuzluğa götürebiliyor. Bu nedenle öncelikle; öğrencinin ilgi alanları ve becerilerini tespit etmek gerekiyor. Ardından dünyanın ihtiyaçları, gelecekte mesleklerin nasıl bir konumda olacağı gibi unsurların öngörülebilmesi gerekiyor. Tüm bu veriler ışığında bir planlama yapmak ve öğrenciyi buna göre yönlendirmek önem taşıyor.

Bu nedenle mutlaka kariyer sürecini yönetirken kariyer danışmanlığından faydalanmak gerekiyor. Böylece öğrenci hem sevdiği, hem de gelecekte değer kazanacak bir alanda konumlanabiliyor. Kariyer planlaması yapılırken ailelerin öğrencilere baskı uygulamaktan kaçınması önem taşıyor. Bunun yerine öğrencinin fikirlerine destek olmak ve mutlu olacağı alana yönelmesine izin vermek gerekiyor.

Meslek Tercihi konusunda daha detaylı bilgiye ulaşabilmek için aba Psikoloji web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Sorularınız için Doç. Dr. Gamze Sart ve aba Psikoloji ile iletişime geçebilirsiniz. Psikoloji, eğitim ve kariyere dair daha fazla içeriğe ulaşmak için YouTube kanalımıza abone olabilirsiniz.

Read More

Motor beceri dünyaya geldiğimiz andan itibaren duyu organlarımızla, bedenimizle tepki verdiğimiz her türlü davranışı kapsamaktadır. Yaşamın ilk aylarında bu becerilerimiz çoğunlukla reflekslerden ibarettir. Nefes almak, göz kırpmak, yalanmak, yutkunmak gibi. Bu reflekslerin bir kısmı ömür boyu devam ederken bir kısmı da zaman içerisinde gelişir ve farklı davranışlara dönüşür. Gelişen bu davranışlara motor yetenekler, beceriler denmektedir.

Ömür boyu devam eden reflekslerin dışında gelişen bu davranışların temelinde öğrenme vardır. Öğrenmenin eşlik ettiği bu motor gelişim sürecine psikomotor gelişim adı verilir. Bireyin psikomotor gelişim süreci ince motor ve kaba motor olmak üzere iki farklı gelişim sürecini kapsamaktadır. Psikomotor gelişim sürecinde zihin, kaslar ve duyu organları birlikte çalışır.

Psikomotor gelişim sürecinde bireyin büyüme hızına paralel şekilde ilk önce büyük kas gruplarının kontrolü gelişir. Bu grubun gelişimiyle gerçekleştirilen eylemlere Kaba motor beceri gelişimi adı verilir. Emeklemek, adımlamak, yürümek, koşmak, zıplamak denge kurmak ve benzeri beceriler büyük kas grubunun geliştiğini ve kullanılabildiğini gösterir. Küçük kas gruplarının kullanılmaya başlandığı ince motor yeteneklerin gelişimi ise tutma, yakalama, çizme, kesme gibi becerileri kapsar.

Bu becerilerin gerçekleştirilmesinde küçük kas grupları rol oynamaktadır. Büyük ve küçük kasları kullanma becerisi gelişime paralel olarak her bireyde gelişir. Ancak bu kas gruplarının çok daha efektif kullanılabilmesi çaba ve çalışma gerektirir. Dolayısıyla bu beceriler herkeste gelişebilir olsa da yeterince üzerinde durulmazsa ihtiyaca yönelik gelişim gösterir.

Veya düzenli olarak egzersiz yapan birinin becerileri daha hızlı gelişirken egzersiz yapmayanın becerileri yavaş gelişir. Bu da zaman ve performans farklarını açığa çıkarır. Örneğin; fiziksel bir engel olmadığı sürece herkes koşabilir, fakat düzenli antrenman yapan ve hedefi olan bir atlet aynı sürede herkesten çok daha hızlı koşabilir.

Peki ince motor ve kaba motor beceri gelişimi için neler yapabiliriz? Çocukların psikomotor gelişimlerini desteklemek için ebeveynlere verebileceğimiz basit ve eğlenceli öneriler neler? yazımızın devamında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Çocuklarda Motor Beceri Gelişimi Fiziksel, Duygusal, Zihinsel Gelişim ile İlişkilidir

Psikomotor gelişim sürecinin sağlıklı gerçekleşebilmesi için çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel açıdan da gelişiyor olması gerekir. Fiziksel gelişim boyun uzaması, iskelet sisteminin gelişmesi, kas oranının artması gibi düşünülebilir. Motor yeteneklerin efektif şekilde kullanılabilmesi için fiziksel gelişimin beceriyi gerçekleştirebilecek düzeyde gelişmesi gerekir. Bacak kaslarının vücudu ayakta tutabilecek kadar gelişmiş olması veya oturup kalkmanın, zıplamanın yapılabilecek kadar gelişmesi gerekir.

Büyük kaslar yeterince gelişmediğinde çocuğun gerçekleştirmeye çalıştığı becerilerde denge ve kuvvet güçlükleri görülür. Sendeleyerek yürüme, birkaç adımda bir düşme, koşarken takılma gibi. Kaslar tam olarak gelişim sağladığında ise dengede kurmak kolaylaşır. Aynı durum ince motor beceri kazanımı için de geçerlidir. Küçük kasların gelişimi sayesinde kaşık tutma, kalem tutma, düğme ilikleme, boyama, yazı yazma gerçekleşir.

Ancak bu becerilerin kazanılabilmesinde küçük ve büyük kasların gelişimi kadar zihinsel gelişimin de rolü büyüktür. Kas grupları gelişmiş olsa da kasların kullanımını harekete geçirecek olan zihinsel yeteneklerimizdir. Dolayısıyla çocuğun algılama, dikkatini verme ve sürdürme, tepki verme becerilerinin de gelişmiş olması gerekir. Neyi nasıl yapması gerektiğini algılayamayan, öğrenemeyen veya dikkatini veremeyen çocuk hata yapacaktır. Duygusal gelişim ise çocuğun harekete geçmesini, eylemde bulunmasını teşvik edecektir.

Kaba Motor Beceri Gelişimi için Çocuklara ve Ebeveynlere Önerilerimiz

Her insanda kas gelişimi büyük kas gruplarından küçük kas gruplarına doğru gelişir. Dolayısıyla bebek ve çocuklarda gelişecek ilk kas grubu büyük kaslardır. Büyük kas grubunun gelişmesi ise kaba motor yeteneklerin gelişimini sağlayacaktır. Büyük kas gruplarının gelişmesi sayesinde bebek başını dik tutmayı, oturmayı, emeklemeyi, tutunup kalkmayı, adımlamayı başarır. Bebek büyüdükçe dengede durmayı, yürümeyi, koşmayı öğrenir.

Sarılmak, itmek, atmak, zıplamak, merdiven inip çıkmak ve benzeri de kaba motor beceri gelişimiyle ilgilidir. Dans etmek, dengede durmak, basketbol, voleybol oynamak, yüzmek, jimnastik yapmak da büyük kasların gelişimiyle mümkündür. Büyük kaslar çoğunlukla ekstra bir çaba harcanmaksızın da kendiliğinden gelişecektir. Fiziksel, zihinsel bir gerilik veya beceri gelişimini etkileyecek bir hastalık olmadığı sürece yürüyemeyen çocuk yoktur.

Ancak kaba motor gelişimin desteklenmesi çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel gelişimini, akademik, profesyonel, sosyal, sanatsal başarısını arttırır. Peki ebeveynler veya çocuğun gelişim sürecinde etkin rol oynayan kişiler motor gelişimin desteklenmesi için ne yapabilirler?

Öncelikle kaba motor gelişimin desteklenmesi için seçilen aktivite, egzersiz veya oyuncaklar mutlaka çocuğun gelişimiyle uyumlu olmalıdır. Aksi halde çocuk gereğinden fazla zorlanabilir veya potansiyelinin altında faaliyetlerle zaman kaybı yaşanabilir.

Kaba Motor Beceri Geliştirme Etkinlikleri

  • Çizgi veya bant çekip üzerinde yürüme egzersizi yapabilirsiniz. Düz yürüme, tek ayak üzerinde yürüme, yan yürüme, geri geri yürüme gibi.
  • Seksek oynayabilirsiniz.
  • Top oyunları oynayabilirsiniz; voleybol, basketbol, futbol gibi.
  • Merdiven çıkma, inme oyunu oynayabilirsiniz. Bu oyunu bir seferde çıkılacak basamak sayısını artırarak zorlaştırabilirsiniz.
  • Kaba motor beceri gelişimi için koordinasyon istasyonu kurabilirsiniz. Bu istasyonu kurarken zorluk derecesine göre kolaydan zora doğru ilerleyebilirsiniz. Farklı aktivitelerin peş peşe yer aldığı ve gitgide zorlaştığı veya kolaylaştığı bir sıralama belirmeyebilirsiniz. Örneğin ilk oyun üst üste kutu dizme, ardından sek sek, ardından ip atlama veya hulohop çevirme, ardından tünelden sürünerek geçme olabilir. Bu faaliyetler çocuğunuzun yaşına göre ayarlanmalıdır, yapabildiği ve yapabileceği aktivitelerle bir koordinasyon istasyonu kurulmalıdır.
  • Tırmanma oyunları oynayabilirsiniz.
  • Her gün düzenli dans edebilirsiniz.
  • İp atlayabilirsiniz.
  • Yakalamaç oynayabilirsiniz.
  • Yakar top gibi toptan kaçma, topu yakalama oyunları oynayabilirsiniz.
  • Yüzdürebilirsiniz.
  • Trambolinde güvenli şekilde zıplamasını sağlayabilirsiniz. Yatakta, düşüp kendini yaralamayacağı şekilde de zıplatabilirsiniz.
  • Verilen komutlarla peş peşe koş, dur, zıpla, eğil şeklinde art arda hareket etmesini sağlayabilirsiniz.
  • Deve cüce oyunu oynayabilirsiniz.
  • Kaba motor beceri gelişimi için twister oyunu oynayabilirsiniz. Bu oyunda yeri serilen bir örtü ve örtünün üzerinde renkli daireler bulunur. Oyun moderatörünün verdiği talimatlara göre oyuncular el ve ayaklarını sırasıyla renklerin üzerine koyar. Amaç en uzun süreyle düşmeden dengede durabilmektir.
  • Çocuklar için tasarlanmış sürünme tünellerinden alabilir veya evde kendiniz sandalyelerden, yastıklardan tünel yapabilirsiniz. Siz de oyuna dahil olabilir sırasıyla tünelde sürünebilirsiniz.

Büyük kas grubunu çalıştıracak ve geliştirecek faaliyetleri dilediğiniz gibi artırabilir, oynadığınız oyun ve yaptığınız etkinliklere ödüller, puanlamalar katabilirsiniz. Böylece birlikte hem gelişir hem öğrenir hem de çokça eğlenebilirsiniz. Ebeveynlerin çocuklarıyla veya kardeşlerin birbirleriyle yapacağı bu faaliyetler kaliteli zaman geçirmeyi de sağlayacaktır. Kaliteli zaman ise en çok duygusal gelişimi destekleyecektir.

İnce Motor Beceri Gelişimi için Çocuklara ve Ebeveynlere Önerilerimiz

Büyük kas gruplarının gelişimini ilerledikçe küçük kas gruplarının da kullanım kontrolü artmaya başlar. Bir bebek küçük kas gelişimine baktığımızda ellerini kavuşturması, el ele tutuşması, eliyle ayağını yakalaması küçük kas gelişiminin başladığını gösterir. Bebek büyüdükçe daha kontrollü bir şekilde eliyle oyuncaklarını kavrar, yakalar, tutar, bırakır. Bir elden diğerine elindeki nesneyi geçirebilir. Suluğunu, kaşığını tutabilir.

Elindeki nesneyi veya yiyeceği ağzına götürebilir. Eliyle ve parmaklarıyla göstermek istediği şeyi işaret edebilir. Kumla, toprakla, hamurla oynayabilir. Boya kalemlerini tutabilir, karalama yapabilir. Zamanla karalamalar daha anlamlı şekillere dönüşür ve çocuk boya yapıp, resim çizebilir, yazı yazabilir. Ayakkabı giyme, üzerini değiştirme, bağcık bağlama, düğme ilikleme küçük kas gelişiminin sonucudur.

Küçük kas gelişimi sonucunda gerçekleştirilen bu ve benzeri faaliyetlere ise ince motor beceri adı verilir. Peki ince motor gelişimin desteklenmesi için ebeveynler çocuklarına neler yaptırabilir?

İnce Motor Beceri Geliştirme Etkinlikleri

  • Karalama, resim çizme, boyama faaliyetleri yaptırılabilir (kalem tutma, kaleme kontrollü yön verme)
  • Kesme, yapıştırma faaliyetleri yaptırılabilir, (makas kullanımı)
  • Yırtma, koparma faaliyetleri yaptırılabilir,
  • Takma çıkarma etkinlikleri yaptırılabilir,
  • Oltayla yakalama oyunları oynatılabilir, (bir ipin ucuna mıknatıs asılabilir ve mıknatıslı nesneler yakalamaya çalışılabilir. Bir çubuğun ucuna file takılabilir veya çukur bir kap yerleştirilebilir. Su dolu bir kabın içindeki nesnelerin bu aparatlı çubukla yakalanması istenebilir.)
  • Baloncuk yapma oyunu oynanabilir.
  • Düğme ilikleme
  • Ayakkabı bağlama
  • Saç tarama
  • Diş fırçalama
  • İpe, çubuğa boncuk dizme
  • Lego oynama
  • Bebek giydirme
  • Hamurla oynama
  • Parmak boyama
  • Puzzle
  • Taş boyama, kumaş boyama, ebru, heykel boyama gibi faaliyetler yapılabilir.
  • İnce motor beceri gelişimi için ayıklama, toplama, ayrıştırma oyunları oynanabilir. Örneğin; fasulye, nohut, bezelye bir kapta karıştırılıp çocuğun bu 3 gıdayı maşayla üç ayrı kaba toplaması istenebilir. Çocuk bunu yapmakta çok zorlanıyorsa daha büyük parçalarla bir karışım hazırlanıp çocuğun eliyle toplaması istenebilir. Parkta, kumsalda, ormanda benzer etkinlikler yapılabilir. Çocuktan bir poşete veya kaba deniz kabuğu, taş, kuru yaprak, çiçek toplaması istenebilir.
  • Saklanan nesneleri bulma oyunu oynanabilir. Örneğin; çocuğun sevdiği yiyecekler veya oyuncaklar belli bir alan içerisinde farklı yerlere saklanabilir. Çocuğun saklanan nesneleri bulması istenebilir.
  • İnce motor beceri gelişimi için ip veya çubuk dizme oyunları oynayabilirsiniz. Plastik pipetlerle, renkli plastik çubuklarla veya renkli kalın içi telli etkinlik ipleriyle bu faaliyeti yapabilirsiniz. Pipetleri istediğiniz boylarda kesip, birbirine geçirerek farklı şekiller verebilirsiniz. Veya ipleri süzgeç gibi delikli nesnelerden geçirebilirsiniz.
  • Oyuncakları su dolu bir kabın içine koyup yıkatabilir, sonrasında da bir bezle kurutmasını isteyebilirsiniz. Suyla ve mümkünse köpükle oynamak çocuğu hem rahatlatacak hem de çok eğlendirecektir.

İnce motor yeteneklerin gelişimine yönelik yapabileceğiniz faaliyetleri istediğiniz gibi değiştirebilir ve geliştirebilirsiniz. İnternetten bu konuyla ilgili sayısız fikre kolayca erişebilirsiniz. Yaratıcılığınızla siz de kolayca keyifli aktiviteler geliştirebilirsiniz.

Kaba ve İnce Motor Beceri Gelişimi ile İlgili Bilinmesi Gerekenler

Psikomotor gelişim olarak da bahsedebileceğimiz küçük ve büyük kasların gelişimiyle gerçekleştirilebilen faaliyetlerin çocuğa faydaları sonsuzdur. İnce ve kaba motor gelişimi destekleyerek ihtiyaçlarımızı daha kolay karşılar, yetenek gösterir ve fark yaratabiliriz. Ancak motor gelişiminle ilgili şu bilgileri de göz ardı etmemek gerekir. Her bireyin gelişim hızı birbirinden farklıdır. Bir çocuk diğerine göre daha hızlı emekleyebilir, yürüyebilir veya desteksiz oturabilir.

Aynı şekilde bir bireyin kendi gelişimi içerisinde de gösterdiği gelişim hızı dönemlere göre farklılık gösterebilir. Örneğin yaşam ilk yıllarında gösterilen gelişim hızı ergenlik yıllarındakinden çok daha hızlı olacaktır. Her bireyde gelişim basitten karmaşığa doğru ilerleyecektir. Aynı zamanda her aşama kendinden öncekine dayalı, kendinden sonraki aşama için hazırlayıcıdır.

Gelişim alanları birbiriyle etkileşim halindedir. Gelişim alanlarından birinde yaşanan olumsuzluk diğer gelişim alanlarını da etkiler. Motor beceri gelişimini desteklemek için yapılabilecekler kadar gelişimde meydana gelen gecikmeleri fark etmekte oldukça önemlidir. Gelişimde gerilik görüyor veya gelişimi desteklemek için farklı neler yapabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

Read More

Lise alan seçimi akademik ve mesleki yönelimimizi belirleyen en önemli aşamalardan birisi. Ancak bu aşamanın bilinçli ve verimli değerlendirilebilmesi için seçim sürecine gelmeden önce öneminin fark edilmesi gerekiyor. Alan seçimi ne kadar doğru yapılırsa bireyin akademik başarı ve mesleki doyum olasılığı o kadar yüksek oluyor. Ancak henüz lise eğitiminin başında yapılan bu seçim gencin geleceğine yönelik net kararlar vermesini zorlaştırabiliyor.

Aslında bu seçimi lisede yapılacak bir seçim olarak da düşünmemek gerekiyor. Mümkün olabildiğince erken dönemde hatta okul öncesi dönem itibariyle bireyin yönelimlerinin belirlenmesi gerekiyor. Karakteristik özellikler, ilgi ve beceriler, zeka alanı, öğrenme stili lise alan seçimi açısından önemli rol oynuyor.

Karakterimizin yaşamın ilk 6 yılında şekillendiğini, ilgi ve becerilerimizin de yine bu dönemlerde keşfedildiğini biliyoruz. Dolayısıyla okul öncesi döneme yönelik farkındalık gözlem ve bilinçli yönlendirme kariyerimiz için büyük önem arz ediyor. Zeka alanı, öğrenme stilleri de yine ölçme, değerlendirme yöntemleriyle kolayca tespit edilebiliyor.

Yine yaratıcılık ve özgünlüğün bu dönemde desteklenmesi ve pekiştirilmesi gerekiyor. Yaratıcı olabilmek ve özgün kalabilmek kariyer gelişiminde ayırıcı özellikler olarak karşımıza çıkıyor. Alan seçimi yaparken son sözün öğrencide olması ve öğrencinin seçim sürecinde etki altında kalmaması gerekiyor.

Seçim yaparken pek çok gencin son kararı öğretmenlerine veya ebeveynlerine bıraktığını veya arkadaşlarının seçimlerinden etkilendiklerini görüyoruz. Oysa alan seçimi gelecekteki mesleğimizi ve bir nevi yaşam biçimimizi belirleyen çok önemli bir adım. Seçtiğimiz alan bize meslek seçmek, profesyonelleşmek için yön verecek.

Bu seçimden sonra bazı mesleklere yönelme şansımız kalmamış olacak. Dolayısıyla lise alan seçimi önemli ve geri dönüşü zor olan bir karar sürecini içeriyor. Bu seçimi yaparken etki altında kalmamak, bağımsız düşünebilmekse özgüven, sorumluluk alma ve karar verebilme becerilerini gerektiriyor. Yine bu becerilerin kazanılması da okul öncesi dönemlere denk geliyor. Dolayısıyla alan seçimi yapmak için lise yıllarını beklemeden çok daha erken dönemde geleceğe yatırım yapmak gerekiyor.

Okul Öncesi Dönemde Kariyer Planı Yapmak: Küçük Ayaklar Geleceğe Büyük Adımlar Atsın yazımızdan faydalanabilirsiniz.

Lise Alan Seçimi Yeterince Önemsenmezse Gelecek Kaygısı ve Mesleki Tatminsizlik Kaçınılmaz Olabilir

Yazımızın girişinde alan seçiminin kariyer gelişimimiz açısından ne denli önemli olduğuna değindik. Ancak yine belirttiğimiz gibi bu seçimin önemi pek çok genç tarafından geç fark edilir. Bilinçli ve deneyimli aile, bilinçli eğitmenler, okul veya özel danışmanlık gencin farkındalığını artırmakta etkili olabilmektedir. Ancak genç bu etkenlerden uzak kalıyorsa veya alan seçiminin önemini küçümsüyorsa seçim sürecine yeterli özeni göstermeyecektir.

Seçim yaparken gereken ilgi ve özenin gösterilmemesi ise seçim dönemi geldiğinde doğru karar vermeyi zorlaştırır. Sağlıklı karar verebilmek için gencin kendini iyi tanıması, ilgi ve becerilerinin farkında olması gerekir. Ne istediğini, nelerden keyif aldığını bilmesi seçim sürecini kolaylaştıracaktır. Lise alan seçimi karakter, beceri, ilgi, zeka alanı ve öğrenme stili kadar akademik başarıyla da ilişkilidir.

Pek çok öğrenci orta öğretimden liseye geçişte bocalar. Bu bocalamanın nedeni ortam değişikliği, arkadaş ve eğitim kadrosundaki değişim ve artan kurallar nedeniyle olabilmektedir. Ancak bocalamanın en önemli nedeni lise eğitiminin ergenliğin zorlu dönemine denk gelmesidir. Ergenlik dönemine yönelik belirti ve sorunlar gencin lise eğitimine odaklanmasını zorlaştırabilmektedir.

Artan fiziksel, hormonal değişiklikler sonucu genç bedenine yabancılaşmakta ve dikkatini derslerinden daha çok kendine ve akranlarına yönlendirebilmektedir. Dolayısıyla lisenin ilk yılı bocalama ve zorlanmalarla geçebilmekte ve ders notlarında düşüşler yaşanabilmektedir.

Öğrencinin Akademik Yükü Artabilir

Lise alan seçimi öğrencinin hangi alana yönelmek istediği kadar alan derslerine yönelik başarısıyla da ilgilidir. İlk sene öğrenciler tüm alanlara yönelik genel bir giriş eğitimi alırlar. Türkçe, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Yabancı Dil, Coğrafya gibi tüm alan derslerini alırlar. Yıl sonunda genel not ortalamaları ve derslere yönelik başarıları alan seçimlerine de etki eder.

Öğretmenler seçim sürecinde sınıf içi katılıma, sınav sonuçlarına ve gözlemlerine dayanarak yönlendirme yapabilirler. Dolayısıyla ilk yıl derslerine yeterince önem vermediğiniz için alan derslerinden düşük skorlar almış olabilirsiniz. Sayısal seçmek istiyor ve bu alanda ilerlemeyi hedefliyor ama ders notlarınız düşük olduğu için bu alanı seçmenize referans olunmuyor olabilir. Bu aşamada farklı bir alana geçiş yapmak zorunda kalabilirsiniz.

Düşük notlar yetersiz çalışmanın ve bilgi eksikliğinin sonucu olabilir. Bu da alan seçimi yaptığınızda arkadaşlarınızdan daha geride başlamanıza ve eşit sürede daha fazla konuyu tamamlamaktan sorumlu olmanıza neden olabilir.

İstemediğiniz bir alanı seçmek zorunda kalmanız ise akademik motivasyonunuzun düşmesine neden olur. İlginizin ve belki yatkınlığınızın olmadığı bir alanda eğitiminize devam ediyor olmanız yine akademik yükünüzü artıracaktır. Keyif almadığınız dersleri öğrenmek ve sürdürmek için arkadaşlarınızdan daha fazla enerji harcamak zorunda kalabilirsiniz. Üstelik bu motivasyon eksikliği sade3ce lise eğitiminizde değil tüm kariyerinizde de rol oynayabilir.

Hatalı alan seçimi sonucunda yöneleceğiniz meslekler de çoğunlukla hayal ve hedeflerinizle örtüşmeyecektir. Dolayısıyla bir ömür boyu mesleki motivasyon eksikliği ve tatminsizlik yaşamanız olasıdır. Gençler lise alan seçimi sürecinde ve sonrasında bu gerçekle yüzleşirler ve yolun başında gelecek kaygıları kendini hissettirmeye başlar.

Stratejik Yetenek Yönetimi ile Lise’de Doğru Alan Seçimi Yapabilirsiniz yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Lise Alan Seçimi Doğru Yapıldığında Akademik ve Profesyonel Başarı Olasılığı Yükseliyor

Alan seçimine yeterli önem verilip hazırlık yapıldığında ise öğrencinin seçiminden alacağı verim artıyor. Hedefine, hayallerine, bilgi, ilgi, beceri ve yetkinliklerine uygun bir alana yönelen öğrenci lise eğitimine çok daha motive şekilde devam ediyor. Kendi seçimini yapmış olmak ve seçiminin sorumluluklarını üstlenmek gencin eğitim hayatında karşılaştığı zorluklarla daha kolay baş etmesini de sağlıyor.

Alan seçiminde etkin rol oynayan öğrenci sorumluluk almanın yanı sıra eğitiminde daha ilgili ve farkındalıklı oluyor. Bu öğrenciler akademik başarılarını ve kendilerini nasıl daha iyi geliştirebileceklerini önemsiyor ve irdeliyorlar. Lise eğitimi süresince üniversite sınavına daha planlı ve programlı hazırlanıyor, meslek seçimi için ön hazırlık yapıyorlar. Sınava hazırlık dışında kişisel gelişimlerine ve donanımlarına da önem veriyorlar.

Bu bireyler lise alan seçimi sonrasında kariyerlerinde nasıl fark yaratabileceklerini ve öne çıkabileceklerini araştırıyorlar. Yabancı dil, bilgisayar programları, mesleki programlar ve benzeri gereklilikleri tamamlıyor ve kendilerini geliştiriyorlar. Bu öğrencilerin daha lise yıllarından mesleki network geliştirdiği, önemli kişi ve kurumlarla irtibat kurduğu ve referans topladığı da görülüyor.

Gönüllü stajlar, araştırmalar, projelerle özgeçmişlerini nitelikli şekilde dolduruyorlar. Dolayısıyla alan seçimini doğru yapan öğrenciler erkenden harekete geçerek akademik ve profesyonel kariyerlerine yatırım yapıyorlar. Başarılı ve Mutlu Bir Kariyer İçin Alan Seçimi Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Lise Alan Seçimi Yaparken Stratejik Yetenek Yönetimi Desteği Alabilirsiniz

Alan seçimi yapmadan önce ilgi alanlarınızı keşfetmeye, beceri ve yatkınlıklarınızı geliştirmeye odaklanın. Geleceğe yönelik hedefler belirleyin ve gelecekte nasıl bir hayat istediğinizi hayal edin. Dışarıdan gelen sesleri, korkularınızı ve önyargılarınızı bastırmaya çalıştığınızda iç sesinizin size söylemek istediklerine odaklanın. Geleceğe yönelik kaygılarınız hangi konuda yoğunlaşıyorsa o konuda ailenizden ya da profesyonelden destek alın. Yetersiz bilgi kaygının en büyük sebebidir.

Geleceğinize yön verebilmek için alanlar, meslekler ve yapmanız gerekenlerle ilgili çokça bilgi toplayın. Okulunuzdan mesleki ilgi ve yetenek envanterlerinin uygulanmasını, tercih sürecinde detaylı bilgi verilmesini, alanların tanıtılmasını isteyin. Tüm bu önerilerimizi hayata geçirirken daha profesyonel bir destek almaya ihtiyaç duyarsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Aba psikoloji ve Aba Kariyer olarak danışanlarımızın eğitim ve kariyer hayatlarını önemsiyoruz.

Lise alan seçimi sürecinin kariyer gelişimindeki önemini biliyor ve bu alanda etkin rol oynuyoruz. Seçim sürecinize destek olurken zeka, ilgi, beceri alanlarınıza odaklanıyoruz. Beklentilerinizi, ihtiyaçlarınızı, sosyokültürel ve ekonomik koşullarınızı da seçim sürecine dahil ediyoruz. Sizin için en iyi seçenekleri belirliyor belirleme sürecinde karakteristik özelliklerinizden de besleniyoruz.

Mesleki yönelimlerinizi, geleceğin mesleklerini ve mesleklerin geleceğini de mutlaka değerlendiriyoruz. Danışmanlık verdiğimiz süre içerisinde paylaştığımız bilgilerin güncelliğine ve bilimselliğine önem veriyoruz.

Lise alan seçimi sürecinizde stratejik yetenek yönetimi ile kariyer danışmanlığı hizmetimizden faydalanmak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz. Stratejik Yetenek Yönetimi ile kariyerinizi planlayabilir, ilgi, yetenek ve yatkınlıklarınızı birlikte belirleyebiliriz. Alan seçimi yaparken kariyer danışmanlığı almak gençlerin kendilerine, ailelerin çocuklarına verebileceği en değerli armağandır.

 

Read More

Çocuk eğitiminde ödül kullanımının davranışı ve bilgiyi pekiştirmede ne denli önemli olduğunu hepimiz biliriz. Ancak ödüllendirmenin eğitimde sağlayacağı fayda yerinde, kararında ve doğru mesajlarla verildiğinde artacaktır. Amacı dışında, kontrolsüz ve ölçüsüz şekilde verilen ödüller bir süre sonra cezaya dönüşebilir. Çocuğun bir davranışı veya başarısı için verilecek ödül çocuğun başarısının önüne geçmemelidir.

Aksi halde başarıdan alınan haz yerini kazanılan ödülden duyulacak hazza dönüşecektir. Ödülün daha keyifli olduğunu fark eden çocuk ödüllendirilen davranışı yeniden ödül almak için tekrar edebilir. Bu da çocuğun davranışı ödüle bağlı olarak gerçekleştirmesine yol açabilir. Ödülün sıklığı veya derecesi azaltıldığında yani daha az keyif verecek bir ödülle yer değiştirildiğinde çocuğun o davranışa yönelik motivasyonu düşebilir.

Üstelik ödülün gelmemesi halinde çocuk kendini başarısız ve değersiz de hissedebilir. Oysa dengeli bir biçimde, doğru, çocuğun yaşına ve yaptığı davranışa uygun kullanılan ödül çocuğun öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Çocuğun beklentileri de yetişkinlerle benzerlik gösterir. Çocuk motive olabilmek ve motivasyonunu sürdürebilmek için ödüllere ihtiyaç duyar. Bu ödüller pekiştireç görevi görür.

Çocuk eğitiminde ödül dendiğinde çoğunlukla aklımıza pahalı hediyeler, oyuncaklar, çikolatalar, abur cuburlar gelir. Oysa çocuk taktir içeren cümleler, alkış, kucaklaşma, bir öpücük de ödüldür. Pahalı bir hediye yerine defterine yapıştırılacak bir sticker, çizilecek bir yıldız da ödüldür. Çoğunlukla çocuğun ödüle verdiği değeri belirleyende bizim ödülü kullanış şeklimizdir. Çocuk için değeri hissettirilerek verilen sticker, alelade şekilde verilen pahalı bir hediyeden daha değerli olacaktır.

Peki ödül tam olarak nedir? Neler ödül değeri taşımaktadır? Çocuk eğitiminde ne tür ödüllere yer verilmelidir? Ödüllendirme hangi durumlarda ceza etkisi yaratır? Çocuğun davranışını pekiştirmek için ebeveynler farklı neler yapabilir? Yazımızın devamında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Çocuk Eğitiminde Ödül Nedir?

Ödül bir koşula bağlı olarak verilen ve belli bir davranışın ortaya çıkmasını pekiştiren nesne, davranış, söz veya etkinliktir. Verilen ödülün amaca hizmet edebilmesi için çocuğun yaşına, ödüllendirilecek davranışın niteliğine ve çocuğun ihtiyacına uygun olması gerekir. Örneğin; odasını toplama sorumluluğu kazandırmaya çalıştığımız 3 yaşındaki çocuğumuza ödül olarak tablet almak hatalı seçimdir.

Aynı şekilde çocuğa kazandırılmak istenen davranış, bilgi, sorumluluk da çocuğun yaşı ve kapasitesiyle uyumlu olmalıdır. 3 yaşında bir çocuğun okuma yazma öğrenmesini beklemek çocuğu zorlamak olacaktır. Ebeveynler ödül sistemine çoğunlukla çocuklar özerklik kazanmaya başladığında ihtiyaç duyar. Bebeğinin ilk kelimeleri, ilk adımları veya ilk ek gıda deneyimleri için ödül arayışında olan ebeveyn sanırım yoktur.

Çocuğumuzun gelişimine dair bu keyifli deneyimlerimizde büyük ödüllere, pahalı hediyelere değil kocaman gülümsemelere, alkışa, kucaklamaya yer veririz. Çocuğumuzda mutluluğumuzla ve karşılaştığı bu coşkulu tezahüratlarla motive olur. Ne zamanki çocuk büyümeye, ebeveyninin belirlediği sınırları genişletmeye çalışır o zaman çocuk eğitiminde ödül farklılaşır. İşte tamda bu noktada çocuğumuza sunduğumuz ödüllerin onun davranışı kazanmasına yetmeyeceğini düşünürüz.

Ebeveyne göre eskiden bir gülümsememizle, çırptığımız ellerimizle motive olan çocuk şimdi daha büyük beklentilere girmiştir. Örneğin; odasını toplamayı öğretmek istediğimiz çocuğumuza sepete kendi başına attığı oyuncakları alkışlamamızın yeterli gelmeyeceğini düşünürüz. Bunun yerine çocuğun beklenti ve ihtiyaçlarını değerlendirmeden rüşvet niteliğinde önerilerde bulunuruz. “Odanı kendi başına toplarsan televizyon izleyebilirsin. Oyuncaklarını sepete doldurursan dondurma yiyebilirsin.” Gibi.

Bu rüşvetler çocuğa istenen davranışı kazanmak yerine ödüle odaklanmayı öğretir. Kazandırılmaya çalışılan her davranışta çocuk daha büyük beklentilere girmeye başlar. Dolayısıyla çocuk eğitiminde ödül davranıştan önce değil sonra sunulmalıdır. Çocuk bir ödül geleceğini veya bu ödülün ne olduğunu bilmemelidir. Ödüllendirme sonrası çocuğa bu ödülün her seferinde verileceği algısı yaratılmamalıdır.

Çocuk Eğitiminde Ödül Değeri Taşıyan Davranış ve Sözler Neler?

Çocuğun sadece başarısını değil çabasını taktir edip övmek çocuk için en değerli ödüldür. Böylece çocuk başarıyı sevgi elde etme unsuru olarak değerlendirmez. Aksi halde çocuk kendini sevilebilir ve değerli hissetmek için başarılı olmaya odaklanır. Her başarısızlıkta özgüvenini ve öz değerini yitirmeye başlar.

Ödül mutlaka zamanında verilmelidir, çocuk aldığı ödülün nedenini bilmeli, davranışıyla ödül arasında ilişki kurabilmelidir. Ödül ne olursa olsun zamansız verildiğinde işlevini yitirecektir. Örneğin; hafta sonu ödevlerini eksiksiz yaptığı için çocuğu ödüllendirmek istiyorsak ödülü ödevlerini yaptığını fark ettiğimizde vermeliyiz. Ertesi gün verilen ödülün hiçbir anlamı kalmayacak, çocuk motive edilmiş olmayacaktır.

Aynı şekilde çocuğa davranışından önce ödülünü vermek de ödülün etkisini düşürecektir. Çocuk eğitiminde ödül maddi ağırlıklı değil manevi ağırlıklı olmalıdır. Övgü ve sevgi dolu sözler, taktir, teşekkür, sıcak bir kucaklaşma, bir öpücük, alkış ve benzeri davranışlar kullanılmalıdır. “Öğrenmek için ne kadar istekli olduğunu görüyorum. Çabalaman çok güzel, öğrenirken keyif aldığını görmek beni çok mutlu ediyor. Seninle gurur duyuyorum.” Gibi.

Çocuğa zaman ayırmak, birlikte oynamak ödül olarak sunulmamalıdır. Çocuk ebeveyninin ilgisini, sevgisini görmek, birlikte zaman geçirmek için bir şeyler başarmaya ihtiyaç duymamalıdır.

Çocuk Eğitiminde Ödül Hangi Durumlarda Cezaya Dönüşür?

Ödül istenen davranışın kazanılmasını desteklerken ceza da doğru kullanıldığında istenmeyen davranışın sönmesini kolaylaştırır. Ceza çocuk eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Ancak cezanın ne sıklıkta uygulandığı, niteliği, amacı, kapsamı eğitimdeki etkisini farklılaştırabilmektedir. Önceliğimiz ödüllerle davranış kazandırmak, istenmeyen davranışları görmezden gelerek sönmesini beklemek olmalıdır. Cezalar asla şiddet içermemeli, çocuğu korkutmamalı, gerilemeye yol açmamalı, çocuğun canını yakmamalıdır.

Cezanın halk dilindeki kullanımı negatif yüklü olsa da çocuk eğitimindeki yeri olumludur. Örneğin; ödevlerini yapmasını istediğimiz çocuğumuz ödevlerini yapmıyor, hatırlatmalarımıza rağmen sorumluluk almıyorsa ceza kullanılabilir. Ancak burada verilecek ceza çocuğun keyif aldığı bir şeyi geçici süreliğine elinden almak olmalıdır. Ödevlerini yapmayan çocuğun ödevlerini aksattığı günlerde televizyon izleme hakkı kaldırılabilir.

Uykudan önce masal okunmasını seven çocuğun, uyku vaktinde yatağı girmeyi reddediyorsa masal dinleme hakkı kaldırılabilir. Ancak çocuk verilen cezanın neden verildiğini, bu cezanın ne zaman sonlanacağını bilmelidir. Dolayısıyla çocuk eğitiminde ödül ve ceza verirken mutlaka nedenleri de açıklanmalıdır. Ceza sevilen etkinlik, nesne veya davranışın sınırlandırılması olsa da bazen hatalı ödüller de cezaya dönüşebilir.

Ödül beklentisi yaratıp ödül verilmiyor veya ödüllendirme geciktiriliyorsa çocuğun motivasyonu düşer ve davranış sönebilir. Dolayısıyla ödüllendirmedeki gecikmeler ceza etkisi yaratabilir. Ödül, beklentiyle örtüşmediğinde ve çocuğu tatmin etmediğinde ceza niteliği taşır. Örneğin; küçük başarılarında büyük ödüller kazanan çocuk büyük bir başarıda küçük bir ödülle demotive olabilir. Veya verilen ödül çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarıyla uyumlu değilse yine ceza etkisi yaratabilir.

Kız çocuğuna erkek oyuncakları almak (çocuğun ilgisini çekiyorsa alınabilir, ancak ilgisi yoksa motivasyon kaybı yaratacaktır). Çocuklarda ödül tutarlı olmalıdır. Çocuğun zaten yapmakta olduğu, yapabildiği bir şey için sonradan ödüllendirmede bulunmak çocuğu incitebilir. Daha önceki davranışlarının fark edilmediğini veya ne zaman yapıp yapmadığının bir öneminin olmadığını düşünebilir.

Çocuk eğitiminde ödül ve cezanın kullanımı istenen davranışların kazanılmasında oldukça önemlidir. Ancak çoğunlukla ödül ve ceza sistemi yanlış kullanılarak çocuğun duygusal ve davranışsal açıdan zarar görmesine yol açılır. Bu iki yöntem yanlış kullanıldığında kişilik, özgüven, öz değer zedelenebilmektedir

Read More

Tırnak yeme davranışı dürtü ve kontrol bozuklukları içerisinde yer alan psikolojik temelli bir davranıştır. Çocukluktan itibaren her yaştan bireyde karşılaşabiliriz. Çocuklarda başlangıç yaşı çoğunlukla 3-4 yaşlarıdır. Sıklıkla tırnak yeme alışkanlığının gelişimini tetikleyen bir duygusal faktör vardır. Stres de bu faktörlerin başında gelmektedir. Stresli yaşam, zorlu çalışma koşulları, sınava hazırlık, ergenlik çalkantıları, sosyal destek eksikliği bu davranışı tetikleyebilir.

Korku, yaşam alanı değişikliği, güvende hissetmeme, kaygı, öfke davranışın sıklığını artıracaktır. Ancak kimi zaman yetişkinleri taklit etme sonucunda da bu alışkanlık kazanılabilmektedir. Dışarıdan bakıldığında estetik ve hijyen açısından olumsuz izlenim bırakması, çevreden gelen tepkiler terapiye geliş nedenidir.

Tırnak yeme davranışı estetik kaygıların ötesinde ruhsal ve fiziksel açıdan da bireyi zedelemektedir. Stresini tırnaklarını yiyerek veya tırnak etlerini ısırarak azaltmaya çalışan birey aynı zamanda kendine zarar vermektedir.

Koparılan parçalar tırnak yapısında bozukluğa yol açabildiği gibi açık yaraların zor kapanması, mikrop kapma, enfeksiyon gibi riskleri de barındırmaktadır. Yaralı bölgelerin tekrar tekrar ısırılması ise söz konusu mikropların vücuda alınmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla tırnak yeme estetik, sosyal ve biyolojik açıdan zararlıdır. İleri vakalarda parmakların kullanımı da zorlaşabilmektedir.

Tırnak yeme alışkanlığı olan bireylere fizyolojik tedavi için doktor muayenesi ve sonrasındaysa psikoterapiye başvuru önerilmektedir. Çocuklarda Uyum ve Davranış Bozuklukları ve Çocuklarda Öfke Nöbeti Nedenleri? Yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz. Psikolojik Destek Ne Zaman Alınmalı? Yazımıza da göz atabilirsiniz.

Tırnak Yeme Davranışı Altında Yatan Nedenler Neler?

Bireyin çoğunlukla farkına varmaksızın yaptığı ve önüne geçmekte zorluk yaşadığı bu davranışın nedenleri aşağıdaki gibidir. Genetik, öğrenme, bilişsel süreçler ve psikolojik faktörler sonucunda tırnak yeme alışkanlığı gelişebilir.

  • Stres,
  • Kaygı,
  • Korku,
  • Öfke,
  • Özgüven Eksikliği,
  • Değersizlik hissi,
  • İstismara maruz kalma,
  • Şiddet görme,
  • Travma,
  • Travmatik olaya maruz kalma,
  • Taklit sınucu öğrenme,
  • Genetik faktörler,
  • Dikkat dağınıklığı,
  • Depresyon,
  • Tik,
  • Zeka geriliği,
  • Duygusal açlık, sevgisizlik, ilgisizlik,
  • Otorite figürü karşısında bastırılma,
  • Sosyal destek eksikliği,
  • Hatalı ebeveyn tutumları,
  • Akran zorbalığı,
  • Ani ortam değişiklikleri, (okul, ev, şehir, ülke)
  • İletişim problemleri,
  • Sevilen birinin kaybı ve benzeri psikolojik ve yaşantısal faktörler tırnak yeme davranışı için zemin oluşturmaktadır. Aynı nedenler davranışın sıklığının artması ve alışkanlığa dönüşmesi için de tetikleyicidir.

Kişilik Gelişimi için İdeal Aile Ortamı Nasıl Olmalı? Yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Çocuklarda Tırnak Yeme Davranışı Nasıl Önlenir?

Ebeveynler çoğunlukla çocuklarının tırnak yeme alışkanlığını anlamlandıramazlar. Bunun bir oyun mu yoksa duygusal bir baskının dışa vurumu mu olduğunu ayırt edemezler. Çoğunlukla bu davranış alışkanlığa dönüştüğünde harekete geçerler. Ancak alışkanlık kazanıldıktan sonra önünü almak biraz daha zordur. Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan birisi de çocuğun bu davranışını ayıplama, yasaklama ve ceza uygulamadır.

Bu davranışın altında yatan tetikleyiciler iyi bilinmelidir. Ebeveynlerin çözüm önerisi olarak kullandığı tüm yöntemler çocuğun üzerindeki stres ve baskıyı daha da artıracaktır. Çocuğun dikkati farklı yöne çekilmeli, tırnak yeme davranışı gereğinden fazla vurgulanmamalıdır. Çocuğu engellemek yerine bu davranışın açığa çıkmasına neden olabilecek faktörler değerlendirilmelidir.

  • Çocuk okulda zorlanıyor olabilir.
  • Ebeveynlerin aile içi iletişimi olumsuz olabilir.
  • Akran zorbalığı veya akademik başarısızlık yaşıyor olabilir.
  • Ebeveynlerini kaybetme korkusu yaşıyor olabilir.
  • Çocuk travmatize olmuş ancak ifade edemiyor olabilir.
  • Yeterince anlaşılmadığını veya yeterince değerli olmadığını hissediyor olabilir.
  • Ebeveynler boşanma sürecinde olabilir.
  • Sevilen birinin kaybı sonucu yas belirtileri gösteriyor olabilir.
  • Kardeş kıskançlığı veya ebeveyne yönelik otorite korkusu duyuyor olabilir.

Dolayısıyla çocuğun korkusunu besleyen faktörler tespit edilip bu faktörler minimuma indirilmelidir. Tırnak yeme davranışı ile başa çıkmanın en verimli yolu olumsuz faktörlerin elimine edilmesidir. Çocuğa zaman ayırmak, ilgi ve şefkat göstermek, ihtiyaçlarını yerinde ve zamanında karşılamak davranış sıklığını azaltacaktır. Çocuğa mutlaka ev içerisinde sağlıklı ve güvenli bir aile ortamı inşa edilmelidir. Bu mümkün olmuyorsa mutlaka aile terapisi ile destek alınmalıdır.

Çocuğun kaldırabileceğinden büyük psikolojik yükler çocuğa yüklenmemelidir. Annenin veya babanın diğer ebeveynle ilgili sorunlarını çocuğa anlatması veya çocuğa yaşından büyük sorumluluklar verilmesi gibi. Örneğin; kendisi de küçük olan bir çocuğa kardeşinin bakımından sorumlu olma sorumluluğu yüklenmemelidir.

Davranışın azaltılması için çocuğun elleri olabildiğince ilgisini çekecek faaliyetlerle meşgul edilmelidir. Hamur, top, el işi kağıtları, kum ve su oyunları, lego, yap boz ve benzeri denenerek çocuğun keyif aldığı faaliyetler tespit edilebilir. Seçilecek etkinliklerde çocuğun iki elini de aktif olarak kullanacağı oyunlara odaklanmak önerilir.

Tırnak Yeme Davranışı Tedavi Edilebilir mi?

Tırnak yeme çoğunlukla çocukluk dönemi başlangıçlıdır ve yetişkinlikte de devam eder. Tedavi için bu nedenle çocukluk döneminde alınacak önlemler son derece önemlidir. Tırnak yeme alışkanlığının pekiştirilmemesi için fark edildiği anda görmezden gelinip çocuğa meşguliyet verilmelidir. “Tırnağını yeme, çok çirkin, iğrenç” gibi utandırıcı, korkutucu ve öfkelendirici tepkiler verilmemelidir. Davranışa yönelik bu tarz tepkiler davranışın sıklığının da artmasına neden olacaktır.

Bunun yerine çocuğa davranışına yönelik bir şey söylemeden elini oyalayacak meşgaleler verilmelidir. Meşgul etme çocuğun her yeme davranışında tekrarlanmalıdır. Eğer meşguliyet işlevsel olmuyorsa ve yeme davranışı sıklığı devam ediyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır. Tırnak yeme davranışı atında yatan tetikleyici faktörlerin tespit edilmesi için uzman değerlendirmesi önemlidir. Odağın ortadan kaldırılmasıyla ve pozitif motivasyonla bu durum, tamamen ortadan kaldırılabilir.

Yetişkinlerde de önleyici müdahaleler benzerdir. Çocuktan farklı olarak yetişkinin ellerini kendi farkındalığıyla meşgul etmesi gerekir. Yemek yapma, el işi, örgü, maket, yap boz yapma, resim, heykel, ahşap işleri ve benzeri oyalayıcı olabilir. Tırnaklar olabildiğince kısa kesilmeli ve manikür, pedikür yaptırılmalıdır.  Bu sayede hem hijyen korunmuş ve enfeksiyon riski azaltılmış olur hem de güzel görünen eller tırnak yememek için motivasyon sağlar.

Can sıkıntısı, kaygı ve stres gibi duygusal ve fiziksel tetikleyicilerin de ortadan kaldırılması gerekmektedir. Tırnak yeme davranışı ile başa çıkılamadığında mutlaka profesyonel destek alınmalıdır. Tıpkı çocuklarda olduğu gibi tetikleyici faktörler araştırılmalıdır. Ayrıca acı oje kullanımı da tırnak yeme alışkanlığının bırakılmasına yardımcı olabilir.

Tüm bunlara rağmen tırnak yeme alışkanlığı devam ediyorsa, bilişsel ve davranışsal terapi yaklaşımları ile tırnak yeme hastalığı tedavi edilebilir.

Tırnak Yeme Davranışı Kişiyi Nasıl Etkiliyor?

Bu davranış bireyi sosyal, duygusal ve fizyolojik açıdan olumsuz etkiliyor. Olumsuz faktörlerin yarattığı baskıyı azaltmak için yapılan davranış zamanla bir kısır döngü yaratıyor. Rahatlamak için yapılan davranış aynı zamanda sorunların varlığını ve sürekliliğini de hatırlatıcı rol üstleniyor. Bu davranışın sosyal boyutları oldukça tahrip edici olabiliyor. Ellerdeki deforme olmuş görüntü ve yeme davranışı sosyal çevre tarafından fark ediliyor.

Ellerin hijyenik olmaması ve hatta açığa çıkan enfeksiyon ve tükürüğün yarattığı koku dışlanmaya yol açabiliyor. Bu bireyler sosyal yaşamlarında, eğitim hayatlarında arkadaşları ve iletişimde oldukları kişiler tarafından eleştirilebiliyor. Alay, tenkit kişilerin stres faktörünü daha da artırıyor. Bir diğer önemli konu ise iş hayatına yönelik. Ellerdeki deformasyon ve tırnak yeme davranışı hakkında bilgi veriyor. Dolayısıyla bu bireyler için mülakatlar dezavantajlı başlıyor.

Tırnak yeme hastalığının fizyolojik zararları da oldukça fazla. Parmak, tırnak ve tırnak etrafındaki dokunun hasarlanmasına dolayısıyla zaman içinde şekil bozukluğuna yol açabilir. Ellerdeki açık ve sık sık zarar gören yaralar enfeksiyon riskini artırıyor. Bağışıklık sistemi zayıflıyor ve kişi hastalığa daha meyilli hale gelebiliyor. Uzun dönemde tırnak yatakları zarar görerek tırnak kayıplarına ve şekil bozukluklarına yol açabiliyor.

Tırnaklara tel tedavisi uygulanarak tırnak yatağı düzeltilebilse de ilerlemiş vakalarda başarı oranı azalabiliyor. Tırnak yiyen kişinin tırnaklarını yutması durumunda, mide enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar görülebiliyor. Ayrıca tırnak yeme alışkanlığı diş, diş eti, çene eklemi ve çene kapanık sorunlarına da yol açabiliyor.

Tırnak yeme davranışı duygusal tahribatlara da yol açıyor. Olumsuz beden algısına, özgüven eksikliğine, neden oluyor. Romantik ilişkilerde ve yeni arkadaşlıklar kurmakta zorluk yaşanabiliyor. Benzer sorunlar yaşıyorsanız fizyolojik muayene ve ardından psikoterapi ile hastalıkla başa çıkabilirsiniz. Bu davranış kaynaklı kariyerinizde karşılaştığınız zorluklarla ilgili olarak bizimle iletişime geçebilir, kariyer danışmanlığı alabilirsiniz.

 

Read More

Çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmek ebeveynlerin ve çocukla çalışan profesyonellerin ihtiyacı ve isteğidir. Çocuklarla keyifli ve uyumlu zaman geçirebilmek ebeveyn için mutluluk kaynağıdır. Ancak iletişim hataları, çocuğun verdiği mesajları yanlış okumak çoğunlukla birlikte geçen zamanı zorlaştırır. İnatlaşan, her şeye hayır diyen, istenilenleri yapmayan, sık sık ağlayan veya zorluk çıkaran çocukların verdiği önemli bir mesaj vardır.

Yeterince ilgi görmediklerini ve fark edilmediklerini hisseder, kendilerini göstermek için olumsuz davranışlara girişirler.  Pek çok çocuğun bu olumsuz davranışlarının altında anlaşılmama duygusu yatar. Kimi zamansa çocuklar ebeveynlerinin iletişim tarzlarını taklit ederler. Bağırarak konuşan, şiddet uygulayan veya küserek istediklerini elde eden ebeveyn veya kardeşler olumsuz rol model olurlar.

Aile bireylerinin birbirleriyle ve çocukla sağlıklı ilişki ve iletişim kuramaması çocuğun özbenliğini ve özdeğerini zedeler. Böyle bir ortamda çocuk sağlıklı kişilik oluşturmakta zorlanır. Çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmek çocuğun benlik değerini, özgüvenini artırır. Her ailenin problem çözme becerileri, iletişim tarzları, ebeveynlik stilleri ve stresle başa çıkma yöntemleri farklıdır.

Çocuk ailenin sahip olduğu bu kaynaklardan beslenerek sorun çözme becerilerini, iletişim tarzını geliştirir. Dolayısıyla ebeveynlerin çocukla kurduğu iletişimin kalitesi ve niteliği çocuğun iletişimine, kendine ifade ediş biçimine yansımaktadır.

Aile içerisinde sürekli bastırılan, görmezden gelinen veya söz hakkı verilmeyen çocuğun davranışlarında agresyon vardır. Bu agresyon çoğunlukla pasif olarak açığa çıkar. Anneye veya babaya doğrudan kızamayan çocuk eşyalarını fırlatabilir. Söz hakkı olmayan çocuk kendini ifade edebilme ihtiyacını karşılamak için kendisinden istenilenleri yapmamakta direnebilir. Aile içerisinde büyük ölçüde şekillenen çocuk sosyal yaşamda ve eğitim hayatında da benzer davranışlar sergiler.

Çocuklarla sağlıklı iletişim kurmak çocuğun hem bugününe hem de geleceğine yapılacak önemli bir yatırımdır. Kimi zamansa ebeveynlerin çocukla iletişimi oldukça iyidir ancak birlikte geçirdikleri zaman çok sınırlıdır. Yoğun koşullarda çalışan ebeveynler çocuklarına ayırabilecek yeterli zamanı yaratmakta zorlanabilir. Ancak yeterince ve kaliteli zaman geçirmemek çocuğun ebeveynine duyduğu özlemi artırır. Çocuk özlemini ifade etmek için ağlama, surat asma, öfkelenme, kapris yapma gibi davranışlar sergileyebilir.

Çocuklarla Sağlıklı İletişim Kurmak İçin Deneyebilecekleriniz

Çocuklarla sağlıklı bir iletişim geliştirmek ve sağlıklı bir model sunabilmek için aşağıdaki önerilerimizi dikkate alabilirsiniz. Çocuklarda Öfke Nöbeti Nedenleri? Yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

1.     İletişim Sırasında Çocuğun Boyuna, Göz Seviyesine İnin

Basit bir uygulama ile başlayalım. Bunu evde çocuğunuzla veya diğer aile bireyleriyle deneyebilirsiniz. Siz yere oturun ve karşınızdaki kişi ayakta dikilsin. Ayakta olan kişiden bir şey isteyin veya gününüzün nasıl geçtiğini anlatın. Ayakta duran kişi de sizinle iletişimi sürdürsün. Birkaç dakika sonra durun ayağa kalkın ve bu deneyimin size neler hissettirdiği üzerine konuşun.

Aynı uygulamayı karşı tarafı oturtup, siz ayakta kalarak da deneyimleyebilirsiniz. Çoğunlukla bu uygulamada oturan yani iletişim kurduğu kişinin aşağısında kalan kişi rahatsızlıkla anlatır. Kendini küçük, önemsiz, güçsüz ve çaresiz hissettiklerini ifade ederler. Çocuğunuza fark etmeden bu hisleri her gün yüklüyor ve çocuklarla sağlıklı iletişim kurmaktan uzaklaşıyor olabilirsiniz. Hele ki öfkelendiğinizde ve bağırarak konuştuğunuzda çocuğunuzun yaşayacağı duygular çok daha negatif olacaktır.

İletişimde eşit boy ve göz teması önerilir. Yani çocuğunuzla iletişim kurarken onun boyuna eğilebilir veya dizlerinizin üzerine çökebilirsiniz. Bunu yaptığınızda iletişim her ikiniz içinde daha keyifli olacaktır. Göz temasını sürdürme kişiye dinlendiğini ve önemsendiğini, şu an sadece onunla ilgilenildiğini hissettirir. Bu nedenle sağlıklı bir iletişim için karşımızdakinin boyuna inmek ve göz teması kurmak oldukça önemlidir.

2.     Konuşurken Sadece Ona Odaklanın

Sıklıkla yaptığımız hatalardan bir diğeri de iletişim kurarken birden fazla şeyle ilgilenmemizdir. Oysa ilgimiz farklı bir noktadayken etkin dinleme yapmamız, çocuklarla sağlıklı iletişim kurmamız mümkün değildir. Çocuğunuz sizinle konuşmaya çalıştığında mümkünse işlerinize ara verip ona odaklanmalısınız. Boyuna inmeli, göz teması kurmalı ve farklı bir şeyle ilgilenmeden onu dinlemelisiniz.

Mimikleriniz ve beden dilinizle iletişiminizi kuvvetlendirmeli ve bu iletişimden keyif aldığınızı, etkilendiğinizi ona hissettirmelisiniz. Tabi her zaman işimizi bırakmamız ve çocukla etkin iletişim kurmamız mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda dinliyormuş gibi yapmak, duymazdan gelmek veya kızmak doğru değildir. Bunun yerine çocuğunuza ilgilendiğiniz şeyin önemini, aciliyetini anlatabilir, işinizi bitirir bitirmez onu dinleyeceğinizi söyleyebilirsiniz.

Bunu yaparken yine boyuna inmeniz, göz kontağı kurmanız, sarılıp, öpmeniz olumlu duyguları pekiştirir. Çocuk geçiştirildiğini düşünmeden ebeveyninin müsaitliğini bekler. Ancak kimi zaman verilen sözler unutulabilmekte ve çocuklar hayal kırıklığına uğramaktadır. Çocuğunuza verdiğiniz sözü unutmamalı, verdiğiniz geri dönüş süresine sadık kalmalısınız. Çocuklarla sağlıklı iletişim kurmak için konuşurken telefon, televizyon, bilgisayar ve benzeriyle oyalanmamak da oldukça önemlidir.

Eğer verdiğiniz söze sadık kalamamanıza neden olacak bir durum olduysa bunu mutlaka çocuğunuzla paylaşın. Yeni bir iletişim randevusu planlayın ve bu sefer kesinlikle randevunuza sadık kalın. Ertelediğiniz süreye bağlı olarak iletişim sürenizi de artırabilirsiniz.

3.     Beden Diliniz ve Cümlelerinizle Onu Dinlediğinizi Hissettirin

Çocuğunuzla iletişiminizi iyileştirmeye başlamadan önce iletişiminizdeki hataları tespit edin. Örneğin; konuşurken çocuğunuzu ne kadar dinliyor ne kadar dinliyormuş gibi yapıyorsunuz? Çocuğunuz “seni duydum” demenize rağmen tekrar tekrar aynı şeyleri söylüyor mu? Onu dinlemediğinizi düşünüp size sitem ediyor veya öfkeleniyor mu? Eğer bunlardan herhangi biri varsa çocuğunuz onu gerçekten dinlediğinizi hissetmiyor.

Konuşurken göz teması kurmanızı, bedeninizi onun olduğu yöne doğru yöneltmenizi istiyor. Anlattığı şeyler karşısında duygularınızı görebilmek istiyor. Bu nedenle beden dilinizi ve mimiklerinizi değerlendiriyor. Eğlendiğinizi, üzüldüğünüzü veya kızdığınızı ifadelerinizde görmeye çalışıyor. Ancak ifadeleriniz belirsiz olduğunda veya konuyla ilişkisiz olduğunda samimiyetiniz çocuğa geçmiyor. Çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmek için beden dili ve cümle seçimleri doğru uygulanmalıdır.

4.     Sen Dili Değil, Ben Dili Kullanın

Yine yetişkinler olarak sıklıkla yaptığımız bir hata iletişimde çokça sen diline yer vermektir. Çocuklarsa olumsuz örneklere maruz kalmadıkça iletişimde ben dilini kullanırlar. Örneğin; “yine odanı toplamamışsın, yeter artık sorumsuzluğun!” tamamıyla sen diliyle kurulmuş bir cümledir. Sen toplamamışsın, sen sorumsuzsun. Bu ifadeler yargı, eleştiri, memnuniyetsizlik içermektedir. Sen dili çoğunlukla suçlayıcı bir mesaj barındırır.

Suçlanmak ise karşı tarafı kendini aklamak ve korumak yönünde tetikler. Suçlanan bir birey veya çocuk kendini korumaya alır ve tüm kaynaklarını kullanarak savunur. Dolayısıyla bu noktada mantığa bürüme, yalan söyleme gibi istemediğimiz davranışlar görülebilir. Bunun yerine iletişimde ben dilini kullanmaksa empatiyi artırır ve çocuklarla sağlıklı iletişim kurmayı destekler.

Örneğin; “Odanı toplamadığını gördüm. Odanı böyle görmek beni üzüyor. Her gün odanı toplamak için çok uğraşıyorum; bu beni yoruyor ve üzüyor. Odanı toplarken bana yardımcı olman veya oyunun bittiğinde oyuncaklarını toplaman daha az yorulmamı sağlar. Bu davranışın beni çok mutlu eder.” Bu konuşmada ise yargı yok, duygu ve düşüncelerin sağlıklı bir şekilde paylaşımı var.

“Üzülüyorum.”, “Toplamak için uğraşıyorum.”, “Yoruluyorum.”, Yardımcı olman beni mutlu eder.” Bu cümlelerse kişinin kendi duygu ve düşüncelerine yöneliktir. Yargı, kinaye, eleştiri barındırmaz. Çocuk kendini savunmak veya korumak yerine ebeveyniyle empati kurar. Böylece iletişim daha sağlıklı hale gelir.

5.     Öfke Anında Dikkat Dağıtma Tekniği ile Odağını Değiştirin

Çocuğunuz öfkelendiğinde onun iletişim dalgasına kapılmak yerine tam tersi ilişki kurabilirsiniz. Çocuklarla sağlıklı iletişim kurmak için sakin, dingin ve akıcı bir konuşma ile onu dinleyin. Öfkesinin nedenlerini öğrenmeye çalışın. Eğer bu işe yaramıyorsa yine sakin, dingin ama çocuğun dikkatini çekecek bir biçimde çocukla konuşarak dikkatini farklı bir yöne yönlendirebilirsiniz.

Örneğin; mağazada oyuncak almak için tutturan çocuğun dikkatini dağıtmak için farklı bir mağazanın vitrinini gösterebilir, etraftaki insanlara dikkatini vermesini sağlayabilirsiniz. Böylece çocuğun dikkati dağılır, öfkelenmesine yol açan konuya yönelik olumsuz düşünceleri azalır. Sakinleşir ve farklı şeylerle ilgilenmeye başlar. Bu teknik yetişkinlerde de işe yaramaktadır.

6.     Çocuklarla Sağlıklı İletişim Kurmak için Konuşma Ritminizi Düzenleyin

Çocukların öfkeli ve bağırarak konuşmasına ebeveynler çoğunlukla sinirlenir ve benzer tepkiler gösterirler. Aslında çocuğun öfkeli konuşması ve kendini bağırarak ifade etmesi iletişimi bu şekilde model almış olmasındandır. Dolayısıyla çocuğunuz sizinle veya başkalarıyla bağırarak konuşuyorsa kızmadan önce kendi iletişiminize bakın.

Siz de konuşurken kendinizi duyurmak veya ifade etmek için bağırma ihtiyacı duyuyor musunuz? Konuşurken sık sık bağırdığınızı fark ediyor veya bu konuda geribildirim alıyor musunuz? Öyleyse şimdi çocuğunuzun ve kendinizin düzensiz iletişim ritmini düzene sokmalısınız. Size bağırdığında bağırarak karşılık vermek yerine sakin ve düşük tondan konuşabilirsiniz. İletişimin en önemli kurallarından biri birbirine uyumlanmaktır.

Sizin sakinliğiniz ve dingin ses tonunuzla çocuğunuzun da öfkesi yatışacak, sesi alçalacaktır. Bunu başarabildiğinizde kısa sürede çocuğunuz sizin iletişim ritminize uyumlanır.

7.     Çocuklarla Sağlıklı İletişim Kurmak için İçeriği Yaşına Uygun Düzenleyin

Çocuklar iletişimi yaşlarına, gelişimlerine, ihtiyaçlarına ve ilgilerine göre oluşturulduğu zaman en iyi şekilde öğrenirler. İyi nitelikli ve verimli iletişim çocuk gelişiminin temellerini, bu gelişimi ve öğrenmeyi nasıl besleyeceğimizi anlamakla başlar. Yaşın ilerlemesiyle çocuklar daha karmaşık içeriği, bağlamları ve biçimleri hem anlayabilir hem de talep edebilir hale gelir. Her bir yaş grubunun kendine has özellikleri, bu özelliklerin gerektirdiği iletişim ihtiyaçları bulunmaktadır.

Sadece aile içi veya sosyal iletişimde de değil, medyada maruz kalınan içeriklerde de çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygunluk aranmalıdır. Çocuğun yaşının altında kalan içerikler gelişimini ketleyebilir veya çabuk sıkılmasına, dikkatini kaybetmesine neden olabilir. Yaşından büyük içeriklerse çocuğun kendini yetersiz hissetmesine, anlamakta zorlanmasına, ilişkilendirememesine neden olabilir. Ayrıca yaşına uygun olmayan içerikler çocuğun duygusal ve psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine de neden olabilir.

Çocuklarla Sağlıklı İletişim Kurmak için Profesyonel Destek Alabilirsiniz

Aile içinde sağlıklı iletişim kurabilmek, stresle başa çıkmayı ve problem çözme becerilerini etkin kullanabilmek gerekir. Bu gereklilikler sağlandığında çocuklarla sağlıklı bir iletişim kurmak mümkün olur. Çocuğunuzla veya diğer aile bireylerinizle kurduğunuz iletişimi beğenmiyor ve daha iyisini arzu ediyor olabilirsiniz. Daha iyisinin olabileceğine yönelik inancınız zor durumlarla başa çıkmanızı da kolaylaştırır.

Eğer aile içerisinde veya çocuğunuzla olan iletişiminizde pürüzler olduğunu düşünüyorsanız profesyonel destek alabilirsiniz. Alacağınız destek çocuğunuz veya sizin için bireysel destek veya genel olarak aile terapisi şeklinde de olabilir. Çocuklarla çalışırken oyun terapisi teknikleri etkin olarak kullanılmaktadır. Çocuğunuz veya kendinizle ilgili destek ihtiyacınız varsa detaylı bilgi için bizi arayabilirsiniz.

Aba Psikoloji olarak çocuklarla sağlıklı iletişim kurulmasını önemsiyor, aile içi iletişimin karakter gelişimini etkilediğini biliyoruz. Kullandığımız terapi ve danışmanlık modellerimizle danışanlarımıza ihtiyaç duydukları hizmetleri sağlıyorum.

Read More

Bilingualizm (çift dillilik), dil kazanımı sürecinde her iki dile birden maruz kalarak ikisini de anadil düzeyinde öğrenmeye denilmektedir. Çift dil öğrenimi kimi çocuklarda konuşmada gecikmeye yol açabilmektedir. Bu durum aileleri endişelendirebilmekte ve çocukların iki dile maruz kalmaması için ailelerce önlemler alınabilmektedir.

Oysa çift dile maruz kalarak büyüyen çocukların bilişsel gelişimlerinde herhangi bir dezavantaja henüz rastlanmamıştır. Buna karşılık ana dil düzeyinde kazanılan çift dil becerisinin sağlayacağı pek çok avantaj vardır. Bu avantajların geleceğe yönelik olması ancak dil kazanımının çocuklukta başlaması ailelerin avantajları göz ardı etmesine yol açabilmektedir.

Çift dile maruz kalan çocukların çoğunlukla ebeveynleri farklı anadillere sahiptir. Veya çocuk ailesinin anadili edindiği ortamdan farklı bir ortamda dünyaya gelmiştir. Sosyal çevre, okul öncesi eğitim ve benzeri nedenlerle çift dil gelişebilmektedir. Bilingualizm için önemli etkenlerden birisi de “one person one language” metodudur. Bu met od ebeveynin çocukla iletişim kurarken sadece kendi anadili üzerinden iletişime geçmesine dayanır.

Örneğin babanın anadili İngilizce ve annenin anadili Türkçe olabilir. Öyleyse baba çocukla İngilizce konuşurken anne Türkçe konuşmalıdır. Bu örnekten yola çıkarak devam edersen babanın çocukla Türkçe iletişime geçmesi çocuğun dil gelişimini zorlaştıracaktır. Aynı şekilde annenin de çocukla İngilizce konuşması çocuğun karmaşa yaşamasına neden olacaktır.

Ebeveynlerin anadilden bağımsız olarak birbirlerinin dillerinde konuşuyor olması çocuğun aynı cümle içerisinde iki farklı dili kullanmasına yol açabilir. Kimi durumlarda da ebeveynler anadillerinden bağımsız olarak dillerini ana dil düzeyinde bilmedikleri ülkelere yerleşebilmektedir. Kariyer, eğitim, kültür, ortam değişikliği gibi etkenler bu sonuca yol açabilmektedir.

Ebeveynler ana dil düzeyinde yeni dile hakim değilken yeni bir bebekleri olabilmektedir. Bu bebek doğrudan bu ülkenin içine doğmaktadır. Dolayısıyla bilingualizm olabilmesi için bebeğin iki dile anadil düzeyinde maruz kalması gerekir. Ancak ebeveynler o ülkenin diline anadil düzeyinde hakim değildir.

Böyle bir durumda çocukta karmaşaya yol açmamak için mutlaka evde ailenin anadili konuşulmalıdır. Çocuk ikinci dili okulda ve sosyal çevrede öğrenmelidir. Aksi halde iki dillilik gelişimi mümkün olmayacaktır.

Bilingualizm (Çift Dillilik) Avantajları

Yapılan araştırmalar gün geçtikçe artmakta ve çift dilliliğin avantajları da artış göstermektedir. Daha eski yıllarda bu öğrenim sürecinin çocuğu olumsuz etkilediği ve hatta şizofreniye dahi neden olabileceği düşünülüyordu. Şimdiyse beynin gelişimini desteklediği, sosyal ve kişisel gelişim açısından da çokça faydası olduğu görülüyor.

Bir çocuğa anadil düzeyinde birden fazla dil kazandırılmak isteniyorsa doğumdan itibaren bu yönde ilerlenmesi öğrenme sürecini kolaylaştırıyor. Çünkü iki yaşındaki bir çocuğun beyninde, bir yetişkine oranla daha fazla sinaptik bağlantı vardır. Beyindeki bu sinaptik bağlantılar kullanılmadığında kaybedilir. Bu nedenle erken dönemde çocuğa iki farklı dil öğretmenin daha avantajlı olduğu vurgulanmaktadır. Dil edinimi, çocuk doğmadan önce başlar.

Dil ediniminde en önemli basamak “anlama”nın gelişmesidir. Genelde bebeklerin anlaması konuşmasından 6 ay ileridedir. Dolayısıyla, bebek 6 aylık iken hatta doğumundan itibaren iki farklı dile maruz bırakılabilir. Pek çok çocuk doğal bir şekilde bilingualizm kazanabilmektedir. Diğer insanlara kıyasla daha üstün empati becerisine sahip olabiliyorlar.

1.     Empatik İletişim Becerisini Destekliyor, Çözüm Odaklı Olmayı Kolaylaştırıyor

Anadil düzeyinde birden fazla dili biliyor olmak beden dilini ve duyguları daha kolay okumayı desteklemektedir. İki dil öğrenerek büyüyen çocuklar bilgi edinme ve bilgiyi geri getirme aşamalarında diğerlerine kıyasla daha hızlı olabiliyorlar. Ayrıca bu bireyler daha çözüm odaklı, esnek ve yaratıcı bir düşünce şekline sahip olabiliyorlar.

2.     Alzheimer Riskini Belirgin Şekilde Geciktiriyor

Akademik açıdan daha zayıf olan bireylerin dahi çift dillilik etkisiyle daha hızlı geliştikleri ve akranlarına yetişebildikleri görülmektedir. Çift dilli bireyler diğerlerine göre daha fazla zihin egzersizi yaptıkları için bunama ve Alzheimer riskleri azalıyor. Yapılan araştırmalar bu bireylerde diğerlerine kıyasla Alzheimer riskinin 5 yıl daha ötelendiğini göstermektedir.

Dikkat ve konsantrasyon süresine de olumlu katkıları bulunmaktadır. Bilingualizm aracılığıyla hafıza güçlenir, kelime hazinesi artar. Bu bireyler zihinsel olarak daha atik ve üretkendir. Ayrıca çift dilli bireylerin iletişimde daha özgüvenli, girişken ve çözüm odaklı olduğu da görülmektedir.

3.     Yaşam ve İş Alanında Alternatif Zenginliği Sunuyor, Çok Kültürlülüğü Destekliyor

Bir diğer olumlu katkısı ise elbette ki sosyal ve kültürel kazanımlarıdır. Daha fazla kültürle temas kurma olanağı sağlar. Bu sayede çok kültürlülük kişisel gelişimi besler.

Farklı kültürlere temas edebilmek hoşgörü ve açık fikirlilik gelişimini de destekler. Ayrıca sosyal, akademik ve profesyonel çevrenin gelişimine de katkı sağlar. Çift dillilik sayesinde kişiler yaşam alanlarını çok daha fazla genişletebilir ve alternatiflerini çeşitlendirebilirler.

Anadil düzeyinde farklı bir dili bilebilmek daha çok iş imkanına, ülke, kültür fırsatlarına olanak sağlar. Dolayısıyla bilingualizm sayesinde bireyin seçim skalası genişler. Birey böylece daha fazla yaşam ve çalışma alanına, sosyal kaynağa ve kültürel zenginliğe sahip olur. Birden fazla dili anadil düzeyinde konuşup yazabilen bireyler diğerlerine göre kendilerini daha özgür ve özgüvenli hissedebilirler.

Bilingualizm (Çift Dillilik) Dezavantajları

Araştırmalar ve çift dilli birey sayısı artıkça bu özelliğin dezavantajlarının azaldığı ve avantajlarının arttığı görülmektedir. Ancak hala kanıta dayılı olmayan tartışmalar bulunmaktadır. Çift dilli bireylerin iki dil kazanımına bağlı olarak tek dilli bireylere oranla bir dile yönelik daha az kelime bildiği görülmektedir.

Çift dilli bireylerin iletişim içerisinde iki dilde birden düşünmeleri kaynaklı uygun ifadeyi bulmakta zorlandıkları düşünülmektedir. Bu durum çift dilli bireylerin doğru kelimeyi bulmakta diğerlerine göre daha fazla zaman kaybettiğini düşündürmektedir. Kimi ailelerde okul öncesi dönemde çocuk iki dile eşitçe maruz kalırken okulla bu oran değişebilmektedir.

Ebeveynlerden biri eğitim dilinde konuşuyor diğeri ise farklı bir dili anadil olarak kullanıyor olabilir. Dolayısıyla çocuk okulda yoğun olarak bir dile maruz kalır. Evde de diğer ebeveynin dili baskın dildedir. Bu durum çocuğun daha fazla maruz kaldığı dili kolaylaştırmasını sağlar. Diğer dile direnç gelişebilir. Bu da hedeflenenin aksine çocuğun bir dile diğerinden daha yatkın olmasına neden olabilir.

Bilingualizm (Çift Dillilik) Beklentisi Olan Aileler Dil Kazanım Sürecinde Nelere Dikkat Etmeli

Ebeveynler için çift dilli çocuk yetiştirmek heyecan verici olsa da emek ve özen isteyen bir süreci kapsamaktadır. Bu süreçte aşağıdaki önerilerimize dikkat etmek çocuğun öğrenme sürecini hızlandıracaktır. Ve dil kazanımı aile tarafından olumlu desteklenmiş olacaktır.

1.     Ebeveynler Çocukla İletişimde Kendi Anadillerini Kullanmalıdır

Yazının en başında da değindiğimiz gibi ebeveynlerin anadilleri birbirinden farklıysa mutlaka her ebeveyn iletişimde kendi anadilini kullanmalıdır. Yani baba İngiliz, anne İspanyol ise baba çocukla İngilizce, anne ise İspanyolca konuşmalıdır.

Ebeveynlerin yeterince hakim olmadıkları dillerde çocukla konuşuyor olması çocuğun dili kazanma sürecini zorlaştıracaktır. Çünkü bir iletişim ne kadar doğru, akıcı ve doğalsa içselleştirilmesi de o kadar kolay olacaktır. Farkında olmasak da hepimiz kendi anadilimizi konuşurken daha etkin bir beden dili kullanırız. İletişimimize jest ve mimiklerimizle güç katarız. Bu nedenle kendi dilimizde konuşurken daha özgüvenli konuşabilir, kendimizi daha iyi ifade edebiliriz.

Bu rahatlık ve esneklik algısı iletişimimiz aracılığıyla çocuğa da geçer. Bu sayede çocuk ebeveyninin anadilini çok daha kolay kazanır. Tam tersi olduğunda ise ebeveynin ifadeleri zorlaşabilir, iletişimdeki spontanite bozulabilir. Bu da çocuğun iletişim kodlarını yanlış almasına yol açabilir.

2.     Çocuk Her İki Anadile de Eşit Derecede Maruz Bırakılmalıdır

Bilingualizm (çift dillilik) için çocuğun her iki dile de eşit derecede maruz kalması gerekir. Ve bu maruziyet günün önemli bir kısmına yayılmalıdır. Çocuk girdiği farklı ortamlarda ve edindiği çeşitli deneyimlerde de dile maruz kalmalıdır. Böylece tek bir kişiyle kurduğu iletişimle kalmaz farklı insanların konuşma stillerini, ifade biçimlerini de deneyimler. Bu çeşitlilik çocuğun anadilinin gelişmesini ve zenginleşmesini sağlar.

3.     Çocuğa Kazandırılmak İstenen Diller Birbirinden Üstün Tutulmamalıdır

Bir diğer önemli konuysa anadil düzeyinde kazanılması istenen dillerin mutlaka önem derecesinin aynı tutulmasıdır. Örneğin çocuğun İngilizceyi ve Almancayı anadil olarak kazanması isteniyorsa çocuk İngilizceyi Almancadan veya Almancayı İngilizceden üstün görmemelidir. Bunu sağlayabilmek için çocuğun her iki dili de kullanmaya ihtiyaç duyması gerekir.

Yani çocuğun Almanca bilgisini edineceği ebeveyni annesiyse anne çocuğun İhtiyaçlarına diğer dilde yanıt vermemelidir. Aksi halde çocuk Almancayı öğrenmeye ve kullanmaya ihtiyaç duymayacaktır.

4.     Bilingualizm Hedefleniyorsa Mutlaka Öğrenme Süreci Keyifli Hale Getirilmelidir

Çift dil gelişimi için önemli bir diğer konu ise dil kazanım sürecinin keyifli hale getirilmesidir. Konuşmaya ve öğrenmeye heves uyandırmak ve bu süreci eğlenceli kılmak çocuğu teşvik edecektir. Kimi aileler öğrenme sürecinin olabildiğince hızlı ve kusursuz olmasını isteyebilir. Bu istek aceleci ve tahammülsüz davranmaya yol açabilir. Ancak dil kazanımı ve kullanımı süreç işidir.

Üstelik heveslendirilmeyen ve öğrenmeye motive edilmeyen çocukta direnç gelişebilir. Çocuk özellikle de kullanımı daha zor olan dilde direnç gösterebilir. Konuşmaya zorlamak, hata yaptığında cezalandırmak veya alay etmek öğrenme sürecini olumsuz etkileyecektir. Negatif yaklaşım yerine pozitif bir dil, sevgi, hoşgörü ve tahammül göstermek öğrenme sürecini hızlandıracaktır.

Çocuğun üzerindeki baskı azaldığında öğrenmek çok daha kolay hale gelecektir. Bu süreçte bol bol anadilde sohbet etmek, masallar anlatmak, kitap okumak, şarkı söylemek önerilmektedir.

Bilingualizm (Çift Dillilik) ve Kariyer Gelişimindeki Rolü

Çift dilliliğin avantajlarının en belirgin şekilde fark edildiği alan kariyer alanıdır. Çünkü iş verenler açısından adayların dil hakimiyetinin organizasyona faydaları oldukça fazladır. Bu dil ister birlikte çalışılan diğer şirketlerin anadili olsun isterse evrensel olan İngilizce olsun avantajlıdır. İşverenler için ikinci bir dile sahip olan çalışanlar tercih sebebidir. Bu sayede iş veren tercüman, danışman gibi aracılardan destek almaksızın işlerini yürütebilir.

Ayrıca anadil düzeyinde dil bilmek o dile mensup kişilerle daha kolay ve samimi iletişim kurabilmeyi sağlamaktadır. Sonradan kazanılan yabancı dil seviyesi anadilde konuşan insanlarla uzun ve samimi konuşmalar yapmaya yetmeyebilir. Özellikle anadilde konuşan bireylerin kullandığı mecazları, ima veya şakaları anlamak anadile hakim olmayanları zorlayabilir. Bilingualizm işe alım sürecine katkı ettiği kadar akademik ve mesleki gelişme de katkı sağlar.

Bu sayede alanınızda yazılan yabancı kaynakları anadilde okuyabilir, anadilde yorumlayıp, tartışabilirsiniz. Kaynakların çevirisini yapabilir diğer hakim olduğunu dile çeviri yapabilirsiniz. Uluslararası araştırmalarda ve çalışmalarda daha etkin rol alabilirsiniz. İki anadilden herhangi birinin konuşulduğu bir ülkeye yerleşebilir veya bu dilde iş yapan bir markayla çalışabilirsiniz. Dil tazminatı gibi haklardan da faydalanabilirsiniz.

Çift dilliliğin sağlayacağı avantajlardan faydalanmak istiyorsanız ebeveyn olmaya karar verdiğinizde bu alanda da araştırma yapmalısınız. Çift dil öğrenimiyle ilgili beklenti ve amaçlarınızı belirlemeniz nasıl bir öğretme methodu izlemeniz gerektiğini öğretebilir. Evde, okulda ve sosyal yaşam içerisinde izlenmesi gereken yollarla ilgili profesyonel destek alabilirsiniz.

Aba psikoloji olarak dil becerisini ve çeşitliliğini oldukça önemsiyoruz. Birden fazla dil bilen ve dil kullanım becerisi gelişmiş olan öğrencilerimizin kariyer gelişimlerini gözlemliyoruz. Siz de Bilingualizm (çift dillilik) sahibiyseniz kariyerinizi planlamak ve dil becerinizden en iyi şekilde faydalanmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Read More

Yüz yüze eğitim 6 Eylül Pazartesi günü tüm kademelerde ve tam zamanlı olmak üzere başlıyor. Pek çok kademede eğitim ve öğretim son iki yıldır online ve uzaktan sürdürülüyordu. Yüz yüze devam ettirilen eğitim kademelerinde ise kısıtlamalar getirilmiş ve seyreltilmiş eğitim modeli uygulanmıştı.

Sınıflardaki öğrenci sayıları azaltılmış, kapalı alan ve temas gerektiren etkinliklere de ara verilmişti. Bu yılsa alınan yeni önlemler, artan aşılamalarla yeni eğitim dönemine yüz yüze başlama kararı alındı. Öğrenciler okul ortamını, akranlarıyla bir arada olmayı ve sosyal yaşamı çok özlediler. Dolayısıyla eğitimde sınıflara dönülecek olması öğrenciler için coşkulu ve heyecan verici bir haber oldu.

Ancak iki yıldır uzaktan devam eden eğitimde yüz yüzeye dönmek endişeleri de beraberinde getiriyor. Özellikle ebeveynler okulların açılıyor olmasıyla ilgili kaygı ve endişelerini çocuklara yansıtabiliyor. Nasıl korunacağız? Almamız gereken önlemler neler? Çocukların kaygı ve korkuları nasıl giderilebilir? Ve benzeri konularda merak edilen cevaplara yazının devamında ulaşabilirsiniz.

Pandemide Öğrenci Olmak: Daha İyi Hissetmek için Beslenme ve Aktivite Önerileri yazımızdan faydalanabilirsiniz. Ayrıca Pandemi Sürecinde LGS’ye Psikolojik Hazırlık Nasıl Yapılmalı? Ve  Pandemide Üniversite Sınavına Hazırlanmak yazılarımıza da bakabilirsiniz.

Yüz Yüze Eğitim Duygusal, Bilişsel ve Sosyal Gelişim İçin Oldukça Önemli

Akranlarla iletişimde olabilmek, aynı sosyal ortamı paylaşmak, bir arada olabilmek çocuk ve gençler için ihtiyaç. İki yıldır bu ihtiyacın karşılanabilmesi için fiziksel alanlar sanal ortamlara taşındı. Yüz yüze sohbet ve etkileşimlerin yerini online görüşmeler veya mesajlaşmalar aldı. Bu çağın çocukları ve gençleri teknolojiyle kardeş gibi büyüyor. Dolayısıyla dijital platformlar onlara hiç de yabancı değil.

Ancak onlar için bile fiziksel mesafeler rahatsızlık verici boyutlara ulaştı. Öğrenciler okul ortamını, okul düzenini, öğrencilik rutinlerini, sınıflarını özledi. Bu özlemin altında yatan pek çok ihtiyaç faktörü var. Pandemiden önce pek çok öğrenci okulun bu denli önemli ve değerli olduğunun farkında değildi. Sınavlara hazırlanmak, zaman baskısı, müfredat ve benzeri nedenlerle okulun olumlu yönleri geri planda kalıyordu.

Oysa okul bilginin edinildiği bir ortamdan ibaret değildi. Okulda yüz yüze eğitim aracılığıyla öğrenciler sosyalleşirler. Farklılıklar içinde uyum yakalamayı, empati kurmayı, hoşgörüyü, paylaşmayı, saygı duymayı öğrenirler. Okul sayesinde öğrenciler kendilerini değerlendirebilirler, adeta okul bir ayna görevi görür. Bu sayede çocuk kendini akademik, sosyal, karakteristik açılardan değerlendirir, sınıflandırır ve derecelendirir.

Okul ortamında kurallar vardır, disiplin vardır. Ve öğrenciler kural ve disiplinden hoşlanmıyor gibi görünseler de sınırları belli bir organizasyon içerisinde kendilerini daha güvende hissederler. Tıpkı evimiz gibi okulumuzda da konuşulan ve konuşulmayan kurallar olsun isteriz. Bu kurallar bizim sınırlarımızı belirler. Bu sınırlara sadık kalmak bizi güvende tutar. Yüz yüze eğitim ile öğrenmek daha kolay hale gelir.

Online eğitime kıyasla dikkat süresi sınıf ortamında daha uzundur. Öğrenmeye yönelik motivasyon çoğu öğrenci için sınıf ortamında daha yüksektir. Doğrudan iletişim kurabilmek, göz kontağı kurmak, iletişimde beden dilini kullanabilmek etkileşimin kalitesini artırır. Okulun sağladığı tüm bu kazanımlar öğrencilerin duygusal, bilişsel ve sosyal açıdan gelişmesini destekler.

Yüz Yüze Eğitim Ailedeki Rollerin Karışmaması ve Günün Sağlıklı Şekilde Planlanabilmesi İçin Önemli

Pandemi sürecinde sağlığımızı riske atmaksızın eğitime devam edebilmenin en verimli yolu online eğitime geçişti. Ancak ilk geçiş sürecinde pek çok zorluk ve aksama yaşandı. Eğitimlere katılabilmek için evdeki çocuk sayısı kadar bilgisayara ihtiyaç duyulması, internet ihtiyacı bunların bir kısmıydı. Önemli bir diğer konu ise çalışan ebeveynlerin durumuydu.

İşe gitmek zorunda olduğu için evden eğitim alan çocuğunu emanet edecek kimsesi olmayan ebeveynler çok zorlandı. Evden çalışan ebeveynler içinse çocuklarla bir arada çalışmak kolay değildi. Küçük ama kalabalık hanelerde herkesin çalışmak için ayrı bir alana sahip olması mümkün değildi. Bunlar da beraberinde aksaklıklara neden oldu.

Dikkatler kolayca dağıldı ya ebeveynler işlerini aksattı ya öğrenciler derslerini, evdeki küçük çocukları oyalamakta çoğu zaman abilere, ablalara kaldı. Dolayısıyla ev içerisindeki roller bozuldu. Günlük rutinler ve planlamalar da aksadı. Uyku, uyanıklık saatleri, yemek saatleri, öğünlerin niteliği değişti. Fiziksel olarak yorgunluk yaşamayan bedenler için uykuya dalmak zorlaştı. Öz bakım ve kişisel hijyen azaldı.

Okula gidip yüz yüze eğitim alınan dönemlerde öğrencilerin belli bir uyanma ve uyku saatleri vardır. Sabah erken kalkmak, okula gitmek, okulda tüm gün sıralarda oturmak, teneffüslerde koşturmak ve akşam eve dönmek yorucudur. Bu yorgunluğun bir diğer anlamı ise düzen içeren bir rutine sahip olmaktır. Okula gitmeyen öğrenciler ise çoğunlukla derslere dakikalar kala uyanıyorlar.

Kahvaltıyı geciktiriyor, evde okuldakinden daha az hareket ediyorlar. Dolayısıyla bu durum uyku saatlerini ve beslenme alışkanlıklarını da bozuyor. Okul ise tüm aile bireylerinin eski rutinlerine dönmesini kolaylaştırıyor.

Pandeminin Olumsuz Etkileri ve Verimli Zaman Geçirme Önerileri ve Pandemiden Etkilenen Yakınlarınıza Siz de Psikolojik İlk Yardım Uygulayabilirsiniz! Yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Yüz Yüze Eğitim Tüm Avantajlarına Rağmen Aileleri Endişelendiriyor Olabilir

Okulları özledik, eski rutinlerimizi özledik, sosyal hayata karışmayı özledik. Ancak tüm özlemlere rağmen sağlıklı kalabilmek en büyük temennimiz. Ebeveynlerin en büyük endişesi virüsün okul ortamından öğrenciler aracılığıyla eve taşınması. Aşı yaygınlaşmış, pek çok birey aşılarını olmuş olsa da aşı hastalık kapmayı engellemiyor. Öğrencilerin önemli bir kısmı ise henüz aşılanmadı.

Bu da ebeveynlere “ya çocuğum hasta olursa?” veya “ya çocuğum hastalığı eve taşır ve risk grubundaki aile üyelerimizden biri için tehlike oluşturursa!” endişesi duyuyor. Hastalığa yakalanmak durumunda karantina sürecinde kaçırılacak derslerin nasıl telafi edileceği de başka bir soru işareti. Ancak herkesin en temel kaygısı yüz yüze eğitim sonrası hastalığı alma ve yayma ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Tüm bu endişeler çocukların okulla buluşma sevincini gölgeliyor.

Özellikle çocuğu okula yeni başlayacak olan okul öncesi grubu velileri ve ilk öğretim velileri endişeli. Normalde de okula ilk kez gidecek olan çocuklar ve aileleri başlangıç öncesi yoğun kaygı duyabilirler. Ebeveynin farkında olmadan yansıttığı kaygılı haller çocuğun da kaygılarını pekiştirir ve zamanla çocukta okul korkusu, fobisi gelişebilir. Şimdi bu sürece birde pandemi faktörü eklendi.

Ailelerin okul, öğretmen seçerken gösterdiği hassasiyet şu an çok daha yüksek. Tabi hassasiyet ve beklentiler artıkça eğitime ayrılan bütçelerde de farklılaşmalar oluşabiliyor. Bu da ebeveynlerin karar sürecinde daha büyük zorluklar yaşamasına neden olabiliyor. Kimi veliler ise yüz yüze yerine eğitimin evden devam ettirilmesini tercih ediyor.

Anaokulu Seçimi Nasıl Yapılmalı? Yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Yüz Yüze Eğitim Beraberinde Okul Fobisini Tetikleyebilir Aileler Yapıcı ve Heveslendirici Olmalı

Hatalı ebeveyn tutumları, mizaç, gelişimsel özellikler, çevresel koşullar, rekabet ve kıyaslamalar okul fobisine neden olabilir. Çocuğun mizacı içe dönük, çekingen nitelikteyse okul korkusu gelişebilir. Ebeveynlerin mizaç özellikleri de okul sendromu gelişimini etkileyebilir. Ayrılık anksiyetesi; ebeveynlerin çocuktan ayrı kalmaya yönelik kaygıları çocuğun okula gitmek istememesine neden olabilir.

Çocuklar okula gittiklerinde ebeveynlerine üzüntü verdikleri için kendilerini üzgün ve suçlu hissedebilirler. Aynı durum pandemide okula başlayacak çocuklar için de geçerlidir. Ebeveynler çocuklarının okula gidecek olmasından duydukları üzüntü ve kaygıyı söz, davranış ve ifadeleriyle yansıtabilirler.

Sürekli hijyen kurallarını hatırlatmak, vücut kırgınlığı, hastalık belirtilerini hemen covid-19’a yormak çocukların doğal davranmasını engelleyecektir. Bu da öğrencinin kendi otokontrolüyle ev dışında, özellikle de yüz yüze eğitim ortamında davranabilmesini engeller. “Hasta olabilir veya hastalığı taşıyabilirim!” endişesiyle çocuk sınıf ve okul ortamında etkin hareket edemeyebilir. Ebeveynin kaygıları yoğunsa bu kaygıyı çocuğun veya gencin fark etmemesi mümkün değildir.

Kaygıyla başa çıkmak ebeveyn için mümkün olmuyorsa profesyonel destek alınabilir. Ancak kaygı kontrol edilebilir düzeylerdeyse kaygının varlığından verim elde edilebilir. Ebeveyn çocuk veya gençle temel kaygılarını paylaşabilir. Ancak kaygılar paylaşıldıktan sonra mutlaka bu kaygılarla nasıl başa çıkabileceği de paylaşılmalıdır. Aynı şekilde çocuk veya gence okulda olmanın sağlık açısından riskleri olsa da pozitif kazanımlarının da olduğu anlatılmalıdır.

Tedbirli davranılıp, alınan önlemlere dikkat edildiği sürece okulda olmanın son derece faydalı olacağı aktarılmalıdır. Okul Fobisi ve Ailelere Öneriler ve Okul Korkusu Nedenleri ve Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Ailelere Öneriler yazılarımızdan faydalanabilirsiniz.  Ebeveyn Tutumları ve Karakter Gelişimine Etkisi yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Yüz Yüze Eğitim Başlamadan Önce Çocuklar Detaylı Bilgilendirilmeli

Kaygıyla başa çıkmanın en güzel yolu kayıta dayalı, bilimsel bilgiler eşliğinde hatalı ve eksik bilgilerin kapatılmasıdır. Kaygının en büyük tetikleyici yanlış veya eksik bilgilerdir. Bu nedenle ebeveynler önce kendileri covid-19 sürecinde alınması gereken önlemleri öğrenmeli ve olası riskleri gerçek kaynaklardan tespit etmelidir. Ardından ebeveynler edindikleri bu bilgileri çocuklarının yaşlarına göre uyarlayıp, onlarla da paylaşmalıdır.

Bilgi paylaşımı yapılmadan önce okula yönelik heves uyandırmakta son derece önemlidir. Çocuk okula yeni başlayacaksa okul temalı hikaye kitapları alınıp okunabilir. Çocuğun okul tecrübesi varsa eski okul deneyimleri, okul arkadaşları, öğretmenleri ile ilgili sohbetler edilebilir. Amaç çocuğun okula gitmek için heveslenmesini sağlamak olmalıdır. Ancak çocuğun okula gitmeye istekli olmasında en büyük destek ebeveynin de gönüllü ve istekli olmasıdır.

Yüz yüze eğitim başlamadan kaygıyla başa çıkmak için mutlaka çocuğa covid-19 kapsamında alınması gereken önlemler anlatılmalıdır. Hatta evdeki tüm aile bireylerine ebeveynlerden biri tarafından eğitim dahi verilebilir. Videolar, görseller ve hazırlanabiliyorsa slaytlar, afişler eşliğinde eğitim planlanabilir. Bu eğitim ortamı bir etkinliğe çevrilip, aktivite gibi de dizayn edilebilir. Eğitim sonrası soru cevaplar, bilgi yarışmaları yapılabilir.

Sosyal mesafe, temizlik ve maske kullanımı konusunda bilgi paylaşılmalı. Yine küçük çocuklarda bu bilgilerin yerleşmesi ve kaygı uyandırmaması için oyun ve kitaplardan faydalanılabilir.

Yüz Yüze Eğitim Gelişen Ekran Bağımlılıklarıyla Mücadele Etmeyi de Kolaylaştıracak

Salgın döneminde eve kapanmamız, eğitiminde online olarak sürdürülmesi her yaş grubundan bireyin ekran kullanımını artırdı. Derslerin online olması, akranlarla sosyalleşmek için online platformların kullanılması, boş zaman etkinliklerinin de dijital kaynaklarla yapılması bağımlılık geliştirdi. Türkiye zaten ekran kullanım oranının oldukça yüksek olduğu bir ülkeyken ekran kullanım oranlarımız pandemiyle daha da arttı.

Yüz yüze eğitim başladığında önemli kazanımlardan birisi de ekran kullanımının okul saatlerinde minimuma inecek olması. Ancak yine de öğrenciler ekran kullanımını sınırlandırmakta zorluk yaşayabilirler. Oyun, ekran bağımlılığı gibi faktörlerle mücadele eden bireyler için aşağıdaki yazılarımız faydalı olabilir. Dijital Çağda Öğrenci Olmak ve Oyun Bağımlılığı Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor? Yazılarımızdan faydalanabilirsiniz.

 

Read More

Çocuklarda benlik gelişimi çocuğun sadece kendine yönelik algısıyla ilgili değildir. Çocuğun çevresi, ailesi, öğretmeni, arkadaşları da çocuğun benliğini etkiler. Dolayısıyla benlik bireyin fiziksel ve sosyal çevresiyle olan etkileşimleri sonucu kazandığı duygu, düşünce ve değerlerdir. Bir başka ifadeyle benlik, bireyin kendini algılayış biçimi, kim ve ne olduğuna yönelik düşüncesidir.

Benlik imajımız (kendimizi nasıl gördüğümüze yönelik değerlendirmelerimiz) ideal benliğe (olmak istediğimiz benliğe) yaklaştıkça benlik saygısı gelişir. Benlik saygısı kişinin ne olduğuyla ne olmak istediği arasındaki farka ilişkin duygu ve düşüncelerdir. Benlik saygısı artıkça, özgüven artar, kişi kendinden hoşnut olur ve kendiyle barışıktır. Çocuklar benlik değerlerini geliştirebilmek için kendilerini başarılı hissetmelerini sağlayacak etkinliklere yönelirler.

Başarılı olamadıklarında ise olumlu düşünmeyi sürdürebilecekleri etkinlik ve aktivitelere yönelirler. Böylece başarısızlığı öz değerlerine atfetmezler. Bunu başarabilen çocuklarda yüksek benlik saygısı gelişirken yapamayanlarda düşük benlik saygısı gelişecektir. Dolayısıyla çocuklarda benlik gelişimi yüksek benlik saygısı ve düşük benlik saygısı olarak ikiye ayrılabilir. Yüksek benlik saygısı olan bir çocuk kendisine potansiyeliyle uyumlu gerçekçi hedefler koyabilen çocuktur.

Bu çocuk hedeflerini gerçekleştirmek üzere çalışır ve hedefe ulaşabileceğine yönelik inanca ve motivasyona sahiptir. Düşük benlik saygısına sahip bir çocuk ise okulda ve diğer performans alanlarında kapasitesinin altında hedefler belirleme eğilimindedir. Peki yüksek benlik saygısı ve düşük benlik saygısına neden olan faktörler neler? Benlik gelişimini desteklemek için neler yapılabilir? Yazımızın devamında detaylara ulaşabilirsiniz.

Kıyaslama ve Rekabet Çocukları Nasıl Etkiliyor? Ve Çocuklarda Sosyal Beceri ve Ailenin Etkisi yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Çocuklarda Benlik Gelişimi ve Yüksek Benlik Saygısı

Yüksek benlik saygısı olan çocuklar başarılarının veya başarısızlıklarının kaynağı olarak kendilerini görür. Başarısız olduklarında neden olarak başkalarını sorumlu tutmazlar. Başarısızlıklarından veya yanlışlarından ders çıkararak yeniden denemek ve daha iyisini yapmak için iç motivasyon geliştirirler. Otokontrol sahibidirler. Duygu ve düşüncelerinin farkındadırlar ve objektif kalabilirler. Daha yapıcı, pozitif ve suçlamalardan uzak bir dil kullanırlar.

Problemlerle başa çıkmak için akılcı stratejiler kullanırlar. “Fizik sınavım kötü geçti. Ancak nerelerde zorlandığımı ve hata yaptığımı biliyorum. Bir sonraki sınava çok daha iyi hazırlanacağım. Öğretmenimle konuşup düşük sınav notumu tölare etmek için neler yapabileceğimi öğreneceğim.” Gibi. Zorluklarla çok daha kolay baş edebilirler. Sosyal becerileri daha gelişmiştir ve kendilerini çok daha iyi ifade edebilirler.

Çocuklarda Benlik Gelişimi ve Düşük Benlik Saygısı

Düşük benlik saygısı olan çocuklarda ise başarı veya başarısızlığın neden olarak başkaları görülür. Örneğin; Fizik sınavından hoca düşük not vermiş. Bana taktı, kasten puanımı kırıyor.” Veya “Sınavdan yüksek not aldım çünkü öğretmen soruları çok kolay sormuştu.” Gibi. Düşük benlik saygısına sahip çocuklarda özgüven de düşüktür. Kendilerine ve potansiyellerine yeterince inanmazlar.

Yapabileceklerinin çok altında performans sergiler ve kendilerini zorlayacakları sorumluluklar altına girmezler. Yapabileceklerine yönelik inançları oldukça düşüktür. Kendi hayatlarına yönelik sorumluluk almakta veya seçimler yapmakta güçlük çekerler. Yaşamın her alanında ve döneminde desteklenmeye ihtiyaç duyarlar. Duygu ve düşünceleriyle ilgili olarak da kendilerinden emin değildirler.

Şu an ne hissettikleri veya düşündükleri çevrenin duygu ve düşüncelerine göre kolayca değişebilir. Bu anlamda yönlendirilmeye ve manipüle edilmeye açık bireylerdir. Dilleri ve iletişim şekilleri çoğunlukla suçlayıcı ve olumsuz yöndedir. “Senin yüzünden yeterince çalışamadım.”, ödevlerime yardım etseydin böyle olmazdı.” Gibi.

Çocuklarda benlik gelişimi ideal benlikle benlik algısı arasındaki fark açıldıkça düşük benlik saygısına yol açıyor. Ve düşük benlik saygısı geliştiren çocuklarda şu ortak özellikler görülüyor;

  • Sorumluluk almaktan kaçınır, yapabileceğinin çok altından görev ve sorumlulukları kabul eder.
  • Sınav kaygısı, performans kaygısı görülme sıklığı oldukça yüksektir,
  • Daha içedönük, pasif çocuklardır,
  • Pasif agresif davranışlara daha sık rastlanır,
  • En ufak bir başarısızlıkta, hatada veya hayal kırıklığında pes eder, yaptığı işi bırakır,
  • Kolayca küser,
  • Başarısızlıklarında başkalarını suçlar, mazeretler bulur, mantığa bürümeye çalışır,
  • Olumsuz benlik algısı, özgüven eksikliği, yetersizlik duygu ve düşünceleri baskındır,
  • Övülmekten hoşlanmaz, nasıl karşılık vereceğini bilemez veya alay edildiğini düşünerek öfkelenebilir,
  • Eleştirilmekten hoşlanmaz,
  • Otorite kabul ettiği kişilerin duygu ve düşüncelerinden kolayca etkilenir,
  • Hak ararken aşırı pasif ya da aşırı saldırgan davranışlar sergileyebilir.

Çocuklarda Benlik Gelişimi Nasıl Desteklenebilir?

Çocuklarda sağlıklı bir benlik gelişimini desteklemek için ebeveynlere düşen sorumluluklar oldukça fazladır. Benlik saygısı yüksek çocukların ebeveynleri tarafından sevilen, desteklenen ve kabul edilen çocuklar olduğu görülmektedir. Bu çocuklar aile içerisinde hem özerktir hem de ailenin temel kurallarına uymakla yükümlüdür. Çocukların aile içerisinde söz hakkı vardır, yaşlarıyla uyumlu sorumluluklar alırlar, kendileriyle ilgili konularda karar verebilirler.

Ebeveynler çocuklarının sadece başarılarını değil başarmak üzere verdikleri çabayı da taktir ederler. Düşük benlik saygısına sahip çocuklar ise güvensiz bir aile ortamında yetişmektedir. Bu çocuklar çoğunlukla ihmal edilen, cezalandırılan veya yok sayılan çocuklardır. Kimi çocuklar ise ailelerinin büyümeyen bebekleridir. Aşırı korunmaya maruz kalırlar ve bağımsızlaşamazlar. Kendi kararlarını veremez, sorumluluk alamaz, becerilerini sınayamazlar.

Çocuklarda benlik gelişimi aşağıdaki ebeveyn rolleri doğru şekilde gerçekleştirildiğinde yüksek benlik saygısına ulaşabilmektedir.

Çocuğa Güven Ortamı Sağlanmalıdır

Çocuk kendini ve geleceğini güvende hissetmek ister. Ancak güven ortamı olduğunda ve çocuk kendini güvende hissettiğinde yüksek benlik değeri inşa edilebilir. Güvensizlik söz konusu olduğunda çocuğun kendini değerli hissetmesi, özgürce ifade etmesi mümkün değildir. Güvensiz bir ortamda çocuk daha çekinik ve ürkek bir kişilik geliştirecektir.

Çocuğun Aidiyet Bilinci ve Hissi Geliştirilmelidir

Her çocuk güven ihtiyacından sonra kendini bir yere ait hissetmek ister. Bu aidiyet aileden başlar, arkadaş ortamı, okul gibi sosyal çevreler içerisinde devam eder. Çocuk ait olduğu ortam içerisinde kabul edildiğini, sevildiğini ve değerli olduğunu hisseder. Böyle bir ortamda çocuk başarısız olmaktan, hata yapmaktan çekince duymaz. Aidiyet hissi olmayan çocuklarda benlik gelişimi zarar görür.

Kendilerini yalnız, başı boş ve savunmasız hissederler. Savunmasızlık hissi ise daha hırçın, saldırgan olmalarına veya pasif agresif davranışlar sergilemelerine neden olabilir.

Çocuğunuza Güven Verin

Çocuk güven duygusunu ilk önce ailede ebeveynleriyle olan ilişkisi içerisinde öğrenir. Yaşamın ilk yılında bebek bakıma muhtaçtır. Temel bakım veren çocuğun duygusal, fiziksel ve fizyolojik ihtiyaçlarını zamanında ve yeterli şekilde karşılamalıdır. Ancak bu koşulda çocuk ebeveyniyle güvenli bir bağ kurabilir. Bu güvenli bağ hissi çocuğa sevilebilir, değerli ve önemli olduğu hissini verir.

Ailede başlayan bu güven ilişkisini çocuk sosyal yaşamı keşfettikçe çevresindeki diğer kişilere yönlendirir. Ebeveyniyle güvenli bağ kuran çocuk kendini değerli ve sevilebilir gördüğü gibi güvenli de görür. Dolayısıyla güvenli bağ kurmuş bir çocuk için hem ailesi hem kendisi hem de çevresi güvenlidir.

Tam tersi bir durumda ise çocuk başta ebeveynini, ebeveyni aracılığıyla kendisini ve sonrasında da çevresini güvensiz tayin eder. Güvenin olmadığı bir ortamda ise çocuklarda benlik gelişimi zarar görür.

Sorumluluk Alma ve Karar Verme Becerileri Desteklenmelidir

Ebeveynlere düşen en önemli rollerden birisi de çocukların yaşıyla uygun şekilde sorumluluk almasına fırsat verilmesidir. Çocuğa neleri yapabileceğini göstermesi için sorumluluk verilmelidir. Çocuk sorumluluk almak yönünde yüreklendirilmelidir. Üstesinden gelebildiği sorumluluklarda çocuğa rutin görevler verilmeli ve bu davranışı pekiştirilmelidir. Üstesinden gelemediği sorumluluklarda motivasyonunu kırmadan daha küçük görevler verilmeli ve neden zorlanmış olabileceği çocuğa anlatılmalıdır.

Önemli bir diğer rol ise çocukların karar verme ve seçim yapma becerilerinin desteklenmesidir. Çocuklar yaşlarıyla uygun şekilde seçim yapmaya teşvik edilmelidir. Yemek istedikleri yemekleri, giymek istedikleri kıyafetleri, oynamak istedikleri oyunları seçebilirler. Alışveriş yaparken kendileriyle ilgili ihtiyaçları seçmelerine fırsat verilebilir. Örneğin; çocuğa kitap alınacaksa birkaç seçenek içerisinden hangisinin alınmasını istediğini seçmesi sağlanabilir.

Çocuklarda Benlik Gelişimi için Çocuğa Ev İçerisinde Söz Hakkı Verilmelidir

Kaç yaşında olursa olsun çocuk evin bir ferdidir. Evde yaşanan iyi kötü her şeyden çocuk doğrudan etkilenmektedir. Dolayısıyla ev içerisinde önemli konularla ilgili çocuğun da fikrine danışılmalıdır. Eve alınacak bir şey veya yapılacak bir değişiklik varsa çocuğun da fikri alınabilir. Yapılacak bir etkinlikte çocuğun da istekleri sorulabilir. Yemek sofrasında herkes gibi çocuğun da gününün nasıl geçtiği sorulabilir.

Ev içerisinde böyle bir ortam sağlandığında çocuk kendisini çok daha değerli hissedecektir. Bu basit uygulama çocuğun ileriki yaşamında kendini çok daha özgür ve doğru ifade edebilmesini sağlayacaktır. Evde söz hakkı olan, sorumluluk alan, kendiyle ilgili konularda karar verebilen çocuklarda benlik gelişimi yüksek benlik saygısı ile sonuçlanacaktır.

Başarıyı Değil Çabayı Taktir Edin

Aşırı mükemmeliyetçi veya başarı odaklı ebeveynlerde çocuğun sadece başarısı taktir edilmektedir. Bu da çocuğun başarısızlık duygusuyla başa çıkamamasına neden olmaktadır. Çocuk başarısız olduğunda performans kaygısı, sınav kaygısı gibi istenmeyen durumlarla boğuşabilmektedir. Çocuğun sağlıklı bir benlik inşa edebilmesi için sadece başarılarının değil başarmak üzere verdiği tüm çabaların da taktir edilmesi gerekir.

Çabası taktir edilen çocuk sonuç kadar süreçten de keyif almayı öğrenir. Sadece başarmak için değil, öğrenmek ve deneyimlemek için de motive olur.

Çocuklarda Benlik Gelişimi Sağlıklı Rol Modellerle Desteklenmelidir

Tüm bu önerilerin yanı sıra sağlıklı bir benlik gelişimi inşa edebilmek için çocukların doğru rol modelleri ihtiyacı vardır. Ebeveynler, öğretmenler veya arkadaş çevresi düşük benlik saygısına sahipse çocuğun da modeli eksik kalacaktır. Sağlıklı benlik gelişimi için başta ebeveynler olmak üzere çocukla doğrudan ilişki kuran herkesin benlik değeri önemlidir.

İçe kapanık, kendini ifade edemeyen, sorumluluk bilinci gelişmemiş rol modellerle yetişen çocukların benlik değeri profesyonel kaynaklarla desteklenebilir.

Çocuklarda Benlik Gelişimi ve Profesyonel Destek

Kimi zaman ailevi faktörler, kimi zaman mizaç özellikleri veya çevresel koşullar düşük benlik saygısına neden olabiliyor. Bazen ailenin büyük özveride bulunmasına karşılık arkadaş çevresi, akademik ortam veya çevresel koşullar benlik değerini olumsuz etkiliyor. Akran zorbalığına maruz kalmak, sık öğretmen, okul veya şehir değiştirmek benlik gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.

Travmatik olaylara maruz kalmak veya şahit olmak da benlik değerinin düşmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla benlik gelişimi bu ve benzeri nedenlerle profesyonel olarak desteklenmeyi gerekli kılabiliyor. Oyun terapisi, sanat terapisi, müzik veya kum terapisi gibi çocuklara yönelik uygulamalarla çocuğun benliği destekleniyor.

Aba psikoloji olarak uzman kadromuzla çocuklarda benlik gelişimi üzerine çalışıyoruz. Düşük benlik saygısı nedeniyle kişisel, sosyal veya akademik alanda zorluk yaşayan çocuklara ve ailelere uzman kadromuzla danışmanlık sunuyoruz. Stratejik yetenek yönetimi ile çocuklara kariyer planlaması yapıyor okul başarılarındaki engelleri aşmalarına destek oluyoruz. Çocuklara kariyer planını yaparken ilgi, beceri alanlarını dikkate alıyor, zeka ve karakter özelliklerinize ve beklentilerinize uygun hedefler belirliyoruz.

 

Read More

Okul korkusu okula başlama çağına gelen pek çok çocukta görülebilmektedir. Okula yönelik olumsuz duygu, düşünce ve tutumlar okul reddine dönüşebilmektedir. Kayıt dönemi geldiğinde çoğu aile okulun ilk haftasına yönelik yoğun kaygı duymaktadır. Çocuğun korkusuyla ailenin artan kaygısı bir araya geldiğinde kar topu etkisiyle korku ve kaygılar beslenmektedir.

Bu noktada ailenin ve çevrenin çocuğa yönelik hatalı yaklaşım ve tutumu okul sendromunu artırabilmektedir. Okula yönelik olumsuz duygular çocuğun ilk okul tecrübesiyle başlayabileceği gibi okul değişikliği, sınıf atlama, öğretmen değişikliği gibi durumlarda da gelişebilmektedir. Okul öncesi eğitim de çocuklar için bir çeşit okuldur. Evden ve ebeveynden ayrılmayı gerektiren bu ortam değişikliği de yine çocukta okul korkusu gelişimini tetikleyebilir.

Anaokuluna başlarken okul sendromu görünmeyen bir çocukta ilkokula başlarken okul fobisi görülebilir. Dolayısıyla okula yönelik korkular farklı dönemlerde, koşullara ve deneyimlere bağlı olarak gelişebilmektedir.

Peki henüz okul tecrübesi olmayan çocuklarda okula yönelik korku neden gelişiyor? Okul sendromu belirtileri nelerdir? Okul fobisinin gelişmemesi için neler yapılabilir? Okul fobisiyle başa çıkmak için ebeveynlere verilebilecek öneriler nelerdir? Başa çıkılamayan korkularda psikolojik destek gerekir mi? ve benzeri soruların cevaplarına yazının devamında erişebilirsiniz.

Okul Korkusu Belirtileri Nelerdir?

Sıklıkla okul sendromu olan çocuklarda aşağıdaki belirtiler görülmektedir.

  • Baş ağrıları,
  • Karın ağrıları, bulantı-kusma hissi,
  • İştahsızlık, keyifsizlik,
  • Uyku düzeninde bozukluklar,
  • Okul sorumluluklarından kaçınma ve aksamalar,
  • Sebebi olmayan ağlama,
  • Alıngan ve sinirli olma,
  • Sevilen şeylere karşı ilgi kaybı,
  • Durgunluk, isteksizlik, sessizlik,
  • Bu belirtiler daha çok sabahları ve okul saatlerinde ortaya çıkar ve yoğunlaşır.

Okul sendromuna yönelik tablo, aile ve öğretmen tarafından iyi değerlendirilmez ve doğru yaklaşım sergilenmezse çocuğun korkusu pekişebilir.

Okul Korkusu Neden Gelişiyor?

Hatalı ebeveyn tutumları, mizaç, gelişimsel özellikler, çevresel koşullar, rekabet ve kıyaslamalar okul fobisine neden olabilir. Aşağıda okula yönelik korku gelişmesinin nedenleri detaylarıyla yer almaktadır.

Ayrılık Anksiyetesi İle Gelişen Okul Korkusu

Çocuklarda görülen okul fobisinin önemli bir nedeni yaşadıkları ayrılık anksiyetesidir. Çocuklar okul ortamında günlerinin büyük bölümünü geçirirler ve bu süre boyunca evden uzak kalırlar. Evdeki konfor, ebeveynin ilgisi okul ortamında daha sınırlıdır. Evde daha merkezde tutulan çocuk okul ortamında akranlarıyla eşittir ve paylaşmayı öğrenmelidir. Evde kurallar çok daha esnek olabilirken okulda kurallar belli ve nettir.

Hele ki çocuğun ilkokul tecrübesinden önce okulöncesi eğitimi yoksa korku gelişme olasılığı daha yüksektir. Çocuk evinden, rutin alışkanlıklarından, konfor alanından ve anneden ayrılmak istemez. Üstelik bir de ebeveyn çocuğun okula başlayacak olmasına üzülüyorsa çocuğun korkuları daha da pekişecektir. Bazı ebeveynler çocuklarına olan sevgilerini hissettirmek için “sen yokken ben ne yapacağım, seni çok özleyeceğim, tüm gün seni bekleyeceğim” gibi cümleler kurarlar.

Bu cümleler çocukları olumsuz etkiler ve okula başlayacak olmanın ebeveynlerini cezalandırmak, üzmek olduğunu düşünebilirler. Bu nedenle ebeveynler ayrılığa yönelik kaygılarını ve üzüntülerini olabildiğince çocuklara hissettirmemelidir.

Yeni Deneyimlerle Başa Çıkamamaktan Endişe Etme

Yaşıyla uyumlu sorumluluklar verilmeyen, her istediği istediği gibi gerçekleştirilen çocuklar özellikle bu sorunu yaşayabilmektedir. Evde sorumluluk almayan veya yaşına göre karar verme becerisi gelişmeyen çocukların problem çözme becerileri de gelişmemektedir. Ayrıca okul çağına kadar akranlarıyla veya sosyal çevreyle yeterince iletişime ve etkileşime geçmemiş çocuklarda da iletişim becerileri gelişmemektedir. Tüm bunlar çocuk okul çağına ulaştığında okul korkusu olarak karşımıza gelebilmektedir.

Gerçekdışı Başarı Beklentileri

Öğretmenin, ailenin veya çevrenin başarı beklentileri, rekabetçi tutumları çocuklarda okul fobisi gelişimini tetikleyebilmektedir. Sözlü veya yazılı sınav başarısı, ödevlerdeki performans veya sınıf içi derse katılım öğrencilerde kaygı uyandırabilir. Özellikle okul olgunluğuna ulaşmadan erken yaşta okula başlatılan çocuklar için sınıfın ritmini yakalamak zordur. Fark edilmeyen dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, hiperaktivite gibi başarıyı doğrudan etkileyen faktörler de okul fobisine neden olabilmektedir.

Sosyal Beceri Eksikliği ve Akran Zorbalığı da Okul Korkusu Gelişimini Tetiklemektedir

İçe kapanık, çekingen, utangaç mizaç özelliklerine sahip çocuklar okul ortamında arkadaş edinmekte zorluk yaşayabilmektedir. Bu çocuklar için arkadaşlık ilişkisini başlatmak zordur. Çoğunlukla bulundukları ortamda fark edilmemek için geri planda kalmayı tercih ederler. İstek, ihtiyaç ve fikirlerini çoğunlukla grupla paylaşmazlar. Grup oyunlarına katılmakta veya grupla oynanacak oyunlar kurmakta güçlük yaşarlar.

Gruba katılmak yerine davet edilmeyi isterler. Bu da çocukların okul ortamında kendilerini ifade etmesini ve arkadaşlık kurmasını güçleştirir. Okulda sosyalleşemeyen çocuk zamanını keyifli geçiremez ve okula karşı motivasyonu gelişmez. Dolayısıyla okul fobisi gelişir. Ayrıca okul ortamında akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda da okul korkusu görülme sıklığı oldukça yüksektir.

Fiziksel, duygusal veya davranışsal olarak zorbalığa maruz kalan çekingen çocuklar kendilerini korumakta zorlanabilmektedir. Bu sorunla nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri için sorundan kaçmayı tercih edebilirler.

Okul Korkusu ile Başa Çıkmak İçin Ebeveynlere Öneriler

Ebeveynler için de okula başlangıç çoğunlukla heyecan ve kaygıyı bir arada getirir.  Okula başlangıç çocuğun kendine yetebilir hale gelmesi ve akranlarıyla sosyalleşecek olması anlamına gelir. Yanı sıra okul çocuk için bilgi edinme, bilgiyi arama ve kendini geliştirme ortamı sunar. Bir başka açıdansa okula başlangıç çocuğun düzene girmesini, toplumsal kuralları öğrenmesini ve onlara uymasını sağlar.

Ancak birçok açıdan okula başlangıç ebeveyn için kaygı unsurudur. Peki aileler hem kendi kaygılarıyla baş etmek hem de çocukta okul korkusu gelişmesini engellemek için neler yapılabilir?

Duygularını Dinleyin, Davranışlarını Gözlemleyin

Çocuğun okula yönelik olumsuz duygu ve düşünceleri çoğunlukla okul deneyimi edinmeden önce başlar. Ebeveynden ayrı kalmak, okula yönelik çevreden edinilen olumsuz bilgiler okul sendromunu başlatabilir. Çocuğun korkuları ne zaman başlarsa başlasın ebeveynler bu korkulara kulak vermeliler. Çocuğun okula yönelik duygu ve düşünceleri dinlenmelidir. Kimi çocuklar özellikle de çekingen mizaca sahip olan çocuklar duygularını konuşma taraftarı olmayabilir.

Çocuğunuzla duygu ve düşünceleri üzerine konuşamıyorsanız davranışlarını gözlemleyebilirsiniz. Eskiye oranla daha çok içe kapanıksa, ağlamaları, fiziksel şikayetleri artış göstermişse şüphe edebilirsiniz. Özellikle de bu belirtiler okulla ilgili konular konuşulduğunda, okul günlerinde veya tatiller bitip okula başlama yaklaştığında artıyorsa şüphelenilmelidir.

Sabırlı Olun

Okul korkusu yaşayan çocuğunuzun duygu, düşünce ve davranışlarına karşı bu dönemde ekstra sabırlı olmalısınız. Aynı konuları, aynı duyguları tekrar tekrar konuşmanız gerekebilir. Her şey yolunda, sanırım artık korkularıyla başa çıkabiliyor dediğiniz bir anda korkular yeniden başlayabilir. Sabırlı, sevgi dolu, anlayışlı ve güven verici bir tutum sergilemeniz çocuğunuzun korkularıyla baş etmesini kolaylaştıracaktır.

Okulun Amacını Açıklayın, İlgi ve Merak Uyandırın

Bilinmeyen her şey gibi okula, öğrenci olmaya yönelik, yetersiz bilgi, bilgisizlik çocuk için kaygı uyandırır. Bu nedenle okulların açılmasını beklemeksizin okul olgunluğuna erişmiş çocuklara okul ortamı anlatılmalıdır. Okulda bir gün nasıl geçer, okula neden gidilir, okula gitmenin faydaları nelerdir anlatılmalıdır.

Belki kayıt yapılacak okula çocukla beraber ön ziyaretler yapmak, bahçesini dolaşmak, okul imkanlarını birlikte değerlendirmek faydalı olabilir. Okul çantasını, kırtasiye malzemelerini, kıyafetlerini alırken çocuğun da fikri alınabilir, seçim fırsatı tanınabilir.

Alay Etmeyin, Duygularını Küçümsemeyin ki Okul Korkusu Gelişmesin

Okul fobisi hafife alınmaması gereken bir çocukluk çağı problemidir. Alay, küçümseme, kıyaslama gibi tavır ve tutumlar durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır. Alay etmek, hafife almak, küçümsemek çocuğun kendisini çok daha çaresiz ve yalnız hissetmesine neden olur. Bu his daha fazla içe kapanmasını tetikler ve beraberinde farklı psikolojik sorunları tetikleyebilir.

Vedalaşmaları Pozitif ve Kısa Süreli Tutun

Çocuklarda okula yönelik korkuyu tetikleyen önemli bir davranış hatası da ebeveynlerin vedalaşmayı uzun tutmasıdır. Kapı önünde tekrar tekrar sarılmak, belki gözyaşı dökmek çocuğu olumsuz etkilemektedir. Çocuk ebeveynlerini uzun süre göremeyeceğini düşünebilir. Okulun kötü bir yer olduğunu ve bu nedenle ebeveyninin üzüntü duyduğunu düşünebilir. Cezalandırıldığını düşünebilir. Okula giderek ebeveynlerini üzdüğünü düşünebilir. Tüm bunlar okul korkusu gelişimini tetikleyebilir.

Böyle dramatik bir ayrılık yerine vedalaşma daha kısa süreli tutulmalı. Ebeveyn ayrılırken okul gününe yönelik güzel dileklerde bulunabilir. Okul bitiminde almaya geleceğini, eve dönüşte neler yapacaklarını kısaca anlatabilir. Çocuk okuldayken ebeveyn kendisinin neler yapacağından bahsedebilir. Böylece çocuk ebeveyninin kendisi okuldayken evde üzüleceğini veya o okuldayken evde çok eğleneceklerini düşünmez.

“Sen okuldayken ben de iş yerinde çalışıyor olacağım.”, “Sen okuldayken ben de akşam için yemek yapacağım.” gibi.

Okul Dönüşü Sohbet Edin, Gününün Nasıl Geçtiğini Sorun

Çocuğunuz eve döndüğünde mutlaka onunla okul gününe yönelik sohbet edin. Okulda neler yaptı, neler öğrendi konuşabilirsiniz. Anlattıkları karşısında ilgili ve meraklı olduğunuzu ses tonunuz ve beden dilinizle destekleyebilirsiniz. Önemli olan bu sohbeti yapmış olmak için yapmamaktır. Çocuğunuzla konuşurken mutlaka boy seviyesine inin ve göz kontağı kurmaya çalışın.

Anlattıklarını varsa sorularınızla derinleştirin. Öğrendiklerini size göstermek isterse fırsat verin ve size de öğretmesini isteyin.

Sorumluluk Verin, Kendi Kararlarını Almasını Destekleyin

Okul korkusu gelişimini etkileyen bir diğer önemli konu da çocuklara yaşlarıyla uyumlu sorumluluklar verilmiyor oluşudur. Evde sorumluluk verilmeyen çocuk okul ortamında üstlenmesi gereken sorumluluklarla karşılaştığında uyum sorunu yaşar. Sorumluluklarını yerine getirmeyi unutur veya yerine getirmeye zorlanır. Ebeveynlerinin, öğretmeninin veya arkadaşlarının desteğine ihtiyaç duyabilir. Bu da çocuğun özgüveninin zedelenmesine, kendi gücünü ve potansiyelini keşfetmesine engel olur.

Çocuklara ev ortamında yaşına uygun sorumluluklar vererek bu beceriler desteklenmelidir. Oyuncaklarını toplama görevi, masayı kurmaya yardım etme görevi, evcil hayvanını besleme görevi gibi. Bir diğer önemli rol de çocuğun karar alma becerisinin geliştirilmesidir. Çocuklar tıpkı sorumluluklar gibi yaşıyla uygun şekilde karar vermeye teşvik edilmelidir.

Çocuğa iki, üç seçenek içerisinden kendi istediğini seçme fırsatı sunulmalıdır. Böylece çocuk özerk bir birey olduğunu, kendisiyle ilgili konularda söz hakkı olduğunu öğrenir. Ve kendisini ilgilendiren her konuya daha fazla dahil olarak içselleştirir.

Okul Korkusu ve Psikolojik Destek

Çevresel faktörler, mizaç, okul ortamı, akran etkisi ve ebeveyn tutumları gibi nedenlerle okul fobisi ile başa çıkmak zorlaşabilir. Çocuğun okul reddiyle baş edilemiyorsa, duygusal, fizyolojik ve davranışsal belirtilerde artış varsa mutlaka destek alınmalıdır. Beraberinde okul başarısında düşüş, devamsızlıkta artış, depresyon, sosyal kaygı, sınav kaygısı ve benzeri görülebilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda mutlaka psikolojik destek alınmalıdır.

Okul fobisi tedavisi olan ve erken teşhis edildiğinde olumsuz etkileri minimuma indirilebilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Toplumumuzda görülme sıklığı oldukça fazladır. Akademik başarısızlık yaşayan pek çok öğrencide okul sendromu ve/veya sosyal anksiyete görülme olasılığı yüksektir. Öğretmenlerin farkındalıklı gözlemi, aileyle okulun yeterli iletişim halinde olması öğrencilikte okul fobisinin fark edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Aba psikoloji olarak okul korkusu yaşayan çocuklara ve ailelerine uzman kadromuzla danışmanlık sunuyoruz. Stratejik yetenek yönetimi ile çocuklara kariyer planlaması yapıyor okul başarılarındaki engelleri aşmalarına destek oluyoruz. Çocuklara kariyer planını yaparken ilgi, beceri alanlarını dikkate alıyor, zeka ve karakter özelliklerinize ve beklentilerinize uygun hedefler belirliyoruz. Detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

 

Read More