Stres vücudumuzun uyarıcı olarak gelen talep ve tehditlere karşı otomatik cevap verme tepkisidir. Kalp atışının hızlanması, olağandışı terleme, hızlı nefes alıp verme, titreme gibi çeşitli fiziksel reaksiyonlara da sebep olan stres vücudumuzu fiziksel ve ruhsal açıdan oldukça yoran duygu değişimleridir. Şehir hayatının keşmekeşi içerisinde işe gidip gelirken, toplantı ve sunum yaparken veya sınavlara hazırlanırken stresten maalesef uzak duramıyoruz.

Ancak stres çok yoğun olup hayatımızı idame ettirmemizi engellemeye başladığında ona dur demeli ve stresi azaltmak için yaşantılarımızı ve düşüncelerimizi değiştirmeye çabalamalıyız. Yazımızın devamında stresi azaltma yolları nelerdir sorusunun cevabına hep birlikte bakalım.

Olumlu Düşünce ve Telkin

Stresin var olduğunu bilmek ve yüzleşmek onunla başa çıkmak atacağınız ilk adım olmalıdır. Sonrasında ise üstesinden gelmekte zorlanacağımızı düşündüğümüz işlere karşı olumlu düşünüp güzel deneyimlerimizi hatırlayarak kendimizi telkin etmek stresi azaltmak için iyi bir yöntem olacaktır. Korku ve endişeden ziyade işimizin sonucunun güzel olacağına yoğunlaşmak, alternatif fikirler üretmek faydalıdır. Negatifliğe dur demek ve gevşemek için gözlerinizi kapatıp kendinizi huzurlu hissettiğiniz bir yeri hayal edebilirsiniz.

Düzenli Uyku

Uyku, beden ve ruhumuzun dinlenip bakımının yapıldığı bir evre olarak düşünülebilir. Hormonların dengeli kalabilmesi her şeyden önce düzenli ve yeterli bir uyuma sayesinde gerçekleşiyor. Stresle başa çıkmak için her gün aynı saatte uyumaya özen gösterilmesi yanında akşam geç saatlerde uykuyu kaçıran kafeinli içeceklerden uzak durmak gerekiyor. Ilık süt içmek, kitap okumak, dinlendirici müzikler dinlemek ise uyku öncesi sakinleşmenize yardımcı olacaktır.

Sağlıklı Beslenme

Stresi azaltma yöntemleri olarak güne kahvaltı ile başlamak bedenen olduğu kadar ruhen de enerji depolamamızı sağlıyor. Gün içerisinde tüketilen kafein ise kan basıncını kısa sürede yükselttiği için stresi de tetikliyor. Kahve yerine yasemin ve melisa gibi çaylar sakinleştirici etkilerinden dolayı öneriliyor. Bunun yanında atıştırmalık olarak şekerli gıdalar yerine muz, avokado, badem, fındık gibi meyve ve kuruyemişleri tüketmenizde de yarar var.

Egzersizler

Spor kendimizi iyi hissetmenin en iyi yollarından biridir. Stresi azaltma egzersizleri için ise özellikle kol ve bacak hareketlerine yoğunluk vermek gerekiyor. Kas gevşetme egzersizleri vücudunuzda strese bağlı olan kasılmaları fark edebime ve gevşetme yetisi kazanmanızı sağlıyor. Zihni dağıtmak, kaygı ve gerginlikten kurtulmak için açık havada yapılan yürüyüş ve koşular oldukça faydalı.  Sporu yaşam rutininiz haline getirmeniz motivasyonunuzun devamlılığı için de önemlidir.

Kaynaklar

Read More

Ebeveynler, sadece çocuğun beslenmesi ve güvenliğinin sağlanmasından sorumlu kişiler değillerdir. Onlar aynı zamanda çocuğun hayattaki ilk eğitimcileri olma görevini de yürüten iki bireydir. Bu nedenle çocuklar öğrenme sürecinde çevrelerinde ilk karşılaştıkları kişiler olan anne ve babalarını rol model alarak hayata atılmaya başlarlar. Çevreye uyum sağlama sürecinde rol model almak oldukça önemlidir. Bu süreçte çocuklar, ebeveynlerinin konuşma tarzından, yürüyüşüne bir olaya verdiği tepkiden yemek yemesine kadar birçok fiziksel ve duygusal özelliklerini taklit ederler. 

Çocuklar davranışları olumlu ve olumsuz olarak sınıflandıramadığı için onlar gözünde ebeveynlerinin her davranışı doğru kabul edilmektedir. Taklit etmek öğrenme işlevinin yanında çocuğun anne ve babası ile arasında bir bağ kurmasının da bir gereğidir. Genel olarak 1 yaş civarında başlayan taklit etme, yeni bir bilginin gözlenmesi, öğrenilmesi ve pratik yapılması adımlarından oluşur. Bu sayede taklit, çocukların dil yetisi ve sosyal beceriler kazanmalarını sağlar. Peki, bu sürecin olumlu geçmesi, çocukların fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olmaları için anne babalar nelere dikkat etmelidir?

Açık İletişimi İlke Edinin 

Güçlü ve açık bir iletişim aile üyeleri arasında saygı ve güvenin oluşmasını sağlar. Bu nedenle çocuklar olumsuz bir davranışta bulunduğunda bağırıp kızmak yerine onlarla konuşmak her zaman daha iyi sonuç verecektir. Ne istediğini bilen ve çocukları ile her konuda makul şekilde konuşabilen ebeveynler, çocuklarının da ileride kendilerini iyi ifade eden bireyler olmalarını sağlarlar. 

Olumlu Geri Bildirimde Bulunun 

Çocuklar iyi bir davranışı taklit ediyorsa, bu durumun kalıcı olması ve öğrenilmesi için olumlu geri bildirimler yapılmalıdır. Örnek ebeveyn tutumları olarak gülümsemek ya da çocuğa sevdiği bir yiyecek veya oyuncağı vererek ödüllendirmek onu motive edecektir. 

Dürüst Olun

Çocuğunuzun yalan ile tanışmaması için ilk önce ebeveynlerin dürüst olması gerekiyor. Dürüstlük, çocukların sorumluluk almayı öğrenmelerini de sağlar. Örneğin; çocuğunuza parka gitmek, oyun oynamak gibi sözler verdiyseniz bahane üretmeden sözünüzde durmanız gerekir. Eğer önemli bir işiniz çıkar ve planınız değişirse bu durumu da mutlaka çocuğunuzla paylaşmalısınız. 

Şiddeti Değil Saygıyı Öğretin

Ebeveyn olmak aynı zamanda sabırlı olmak demek. Ne kadar stres altında olsanız da çocuğunuz olumsuz bir davranışta bulunduğunda ona bağırmak veya vurmak hiçbir zaman doğru bir yöntem değildir. Unutulmamalıdır ki, kötü davranışlar hızlı öğrenilir. Bu nedenle saldırgan bireyler yetiştirmek yerine çocuklara hoşgörülü, saygılı ve anlayışlı olmanın önemi öğretilmelidir. 

Kaynaklar

Read More

Yeme Bozukluğu kısaca…

Yemek yeme bozuklukları yeme alışkanlıkları, egzersiz alışkanlıkları, vücut ağırlığı ve şekli ile ilişkilendirilip karakterize edilen bir mental rahatsızlık durumudur. Yemek yeme bozuklukları fiziksel, duygusal ve sosyal sonuçlara yol açabilir. Yeme bozuklukları aynı zamanda tüm psikiyatrik hastalıklar arasından en yüksek ölüm oranına sahiptir. Yeme bozuklukları hem kadınlarda hem erkeklerde hangi kültürel geçmişten geldiği fark etmeksizin etkileyebilir. Alanda yapılana araştırmalar nüfusun yüzde dokuzunun yeme bozukluklarından etkilendiğini göstermektedir.

Yeme bozukluğu Sebepleri ve semptomları 

Bir bireyin neden yeme bozukluğu gösterdiğinin spesifik tek bir nedeni olmamakla birlikte genlerin ve çevrenin bu konuda en önemli faktörler olduğu biliniyor. Günümüzde pek çok genç ideal vücut imajı için endişe etmekte ve kilo vermek için sağlıklı olmayan diyetler ve egzersizler denemektedir. Yemek yeme bozukluklarının kesin sebebi bilinmediğinden, genellikle biyolojik, psikolojik ve / veya çevresel anormalliklerin bir kombinasyonunun bu hastalıkların gelişmesine katkıda bulunduğuna inanılır.

Biyolojik faktörlere örnek olarak aşağıdakileri verebiliriz;

* Düzensiz hormon fonksiyonları

* Genetik (yeme bozuklukları ve bireyin genleri arasındaki bağ hala yoğun bir şekilde araştırılmaktadır, ancak genetiğin hikâyenin bir parçası olduğunu biliyoruz).

* Beslenme eksiklikleri

Psikolojik faktörlere örnek olarak 

* Negatif vücut görüntüsü

* Zayıf benlik saygısı

Yeme bozukluklarının oluşmasına katkıda bulunacak çevresel faktörlere örnek olarak ise;

* İşlevsel olmayan aile dinamiği

* Bale ve modelleme gibi ince ve kilo kaybına neden olan meslekler ve kariyer

* Estetik yönelimli sporlar, artan performans için yalın bir vücuda sahip olmaya önem verilmesi (kürek, güreş, jimnastik, dalış uzun mesafe koşu vb…)

* Aile ve çocukluk çağı travmaları: çocukluk çağı cinsel istismarı gibi ağır travmalar

* Arkadaşlarınız ve iş arkadaşlarınız arasında kültürel ve / veya arkadaş baskısı

* Stresli geçişler veya yaşam değişiklikleri

Yeme bozukluğunu anlayabilmek için bazı sinyaller; 

Birisinin yeme bozukluğu yaşayabileceğine dair bazı fiziksel ve davranışsal işaretler vardır.

Fiziksel işaretler 

* Önemli kilo kaybı veya hızlı kilo değişiklikleri

* Kadınlarda, adet dönemlerinin kaybı veya rahatsızlığı

* Soğuğa duyarlılık- çoğu zaman ılık ortamlarda bile soğuk hissetmek

* Uyuşukluk, yorgunluk

* Baş dönmesi, bayılma

* Konsantre olma yeteneğinde azalma.

Davranış işaretleri 

* Yağ miktarını sürekli olarak azaltmak, kalori saymak, öğün atlamak, bazı yiyecek gruplarını oruç tutmak ve bunlardan kaçınmak (örneğin süt ürünleri, et veya karbonhidratlar)

* Yemek yemekten kaçınmak için bahaneler uydurma

* Aşırı ve / veya zorunlu egzersiz

* Ortalama bir kişiden daha fazla vücut şekli, ağırlık ve görünüm ile meşgul olma

* Yoğun kilo alma korkusu

* Çarpık beden imgesi (ör., gerçekten sağlıklı bir kiloda ya da zayıf olduklarında şişman hissetme ya da şişman görünme şikâyeti)

* Yemek zamanlarında sıkıntı ve / veya öfke

References

  • https://www.eatingdisorderhope.com/information/eating-disorder
  • https://www.rch.org.au/kidsinfo/fact_sheets/Eating_disorders
Read More

Disleksiyi teşhis edebilecek tek bir test yoktur. Bir dizi faktör göz önünde bulundurulur, örneğin; Çocuğunuzun gelişimi, eğitim sorunları ve tıbbi geçmişi. Doktor muhtemelen size bu alanlar hakkında sorular soracak ve herhangi bir aile üyesinin öğrenme güçlüğünün olup olmadığı da dahil olmak üzere ailenin diğer üyeleriyle ilgili bilgi sahibi olmak isteyecektir.

Ev hayatı da göz önünde bulundurulacak faktörlerden biri. Doktor, evde kimin yaşadığı ve evde herhangi bir sorun olup olmadığı da dahil olmak üzere aileniz ve ev yaşamınızın açıklamasını isteyebilir.

Görme, işitme ve beyin (nörolojik) testleri; bunlar, başka bir bozukluğun olup olmadığını saptamak için oldukça önemli testlerdir. Çocuğunuzun zayıf okuma kabiliyeti varsa bu testler sebepleri saptamakta kullanılabilinir. 

Okuma ve diğer akademik becerilerin test edilmesi. Çocuğunuz bir dizi eğitim sınavına girebilir ve bu testler bir okuma uzmanı tarafından test edilir.

Disleksi nedir ne değildir?

Disleksi,  bir insanın okuma ve yazma yeteneğine olan etkisiyle bilinen bir hastalıktır. Birçoğumuz, disleksik bir insanın okumaya ya da yazmaya çalıştığında yaşadıklarını, harfleri dışarı fırlamış veya tersi gibi gördüklerini tanımladıklarını görmüş ya da duymuşuzdur.

Disleksi, specific learning disability (SLD) olarak adlandırılır. Böyle adlandırılması disleksik insanların düşük zekalı oldukları anlamına gelmiyor. Aksine disleksik olan insanlar da genel olarak nüfusun geri kalanı ile aynı IQ aralığına sahiptir. Ek olarak, disleksi olmak basılı kelimeleri görmekle ilgili bir sorun değildir; kör olan kişilerin de Braille alfabesini okurken harfleri tersine çevirdikleri bilinmektedir. 

Tedavi

Disleksiye neden olan altta yatan beyin anormalliklerini düzeltmenin bilinen bir yolu yoktur; disleksi yaşam boyu süren bir problemdir. Ancak, belirli ihtiyaçları ve uygun tedaviyi belirlemek için erken teşhis ve değerlendirme söz konusu kişinin başarısını artırabilir.

Disleksik olan insanlarla iletişim kurarken…

Her disleksik insanın farklı olduğunu anlamak çok önemlidir. Bazıları için semptomları o kadar kötü değilken diğerleri için çok şiddetli olabilir. 

  • Sabırlı olun; zaman sinirleriniz bozulmaya ve sabrınız daralmaya başlarsa nefes almak için birkaç dakikanızı ayırın. Unutmayın bu durum o kişi için çok daha sinir bozucu ve tüm hayatı boyunca bununla yaşamak ve baş etmek zorunda
  • Söylemeyin gösterin; Disleksik insanlar genellikle çok görseldir, bu yüzden onlara bir şeyi nasıl yapacağımızı gösterirseniz, genellikle hemen toparlayabilirler.
  • Dinleyin ve sorular sorun; her disleksi vakası farklıdır ve eğer biri size disleksik olduğunu söylerse, bu genellikle bunun hakkında konuşmaya açık oldukları anlamına gelir. Soru sormak rahatsız edici değildir. Sorular sorarak bu konudaki bilginizi genişletebilir o kişiyle daha yakından iletişim kurabilirsiniz.

References

Read More

Nörobiyolojik teori bize bir insanın çeşitli zekâ biçimlerinin gelişmesinin kritik bir noktaya ulaştıktan sonra stabil olarak devam ettiğini söylemektedir. Nörobiyolojik teoriye göre bu entelektüel olgunluk 16 yaşında edinilir. Bu yastan sonra IQ`nun nispeten istikrarlı ilerlediği söylenilmektedir. Genetik faktörlerin elbette zekâ üzerinde inkâr edilemez etkileri vardır ancak son yıllarda yapılan araştırmalar çevre faktörünün de en az genetik kadar etkili olabileceğini kanıtladı. 

Bir kişinin belirli zihinsel yetenekleri geliştirebilmesi ve nöronal bağlantılarının kurulabilmesi için çocukluk döneminde yeteri kadar uyaranlara maruz kalması gerekir. Bugün artik birçok araştırma 0-7 yas aralığının beynin esneklik kazanması için oldukça kritik dönemler olduğunu kanıtladı. Bu kritik dönemlerde yeteri kadar ve uygun uyarana maruz kalmak zekâ ve beyin gelişimi için çok önemli. Yetersiz uyaran faydalı olmadığı gibi fazla uyarıcı bir ortamda çocuklar için uygun değildir.

Kalıtım ve Çevrenin Zekâyla olan İlişkisi

Kalıtım yani bize genlerimizle aktarılanlar gelişmekte olan organizmanın olgunlaşmasını sağlayarak fiziksel bedenin belli başlı gerekli doğal yeteneklere ulaşmasını sağlar. Newman 1940 yılında yaptığı bir araştırmada IQ’nun %68 kalıtımla %32 oranında ise cevre tarafından belirlendiğini söyledi. Bir insanin yasam suresi boyunca IQ’sunda meydana gelen değişiklikler, kalıtım değiştirilemeyeceğine göre, çevre faktörüne bağlıdır.

Zekayi Etkileyen Çevresel Faktörler

IQ’yu etkileyen çevresel faktörlere örnek olarak ise; modern medya, eğitim, emzirme, rahim ile ilgili sağlık koşulları, beslenme, kirlilik, ebeveynlik, önyargılar, ulusal kültür, kafa travmaları, uyku sorunları, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, zihinsel hastalıklar, stres ve hastalıklar olarak sayılabilir ve bu örnekler çoğaltılabilir.

Çocukların Zekâsını Nasıl Geliştirebiliriz?

Çocuklara kendi kendilerine oyun kurmaları için zaman verin. Oyun yoluyla çocuklar kendi kendilerine hikâyeler yaratabilir, karsılaştıkları sorunları çözmeyi öğrenir kısacası hayatin provasını alırlar, unutmayın oyun bir çocuğun kendine ayırdığı en değerli bireysel zamanıdır. Birçok ebeveyn çocuklarının sıkılmasından endişe duyarlar. Çocuklarınızın sıkılmasına ve kendi kendilerine keşfetmelerine izin verin!

Egzersiz Yapın, Aktif Olun

Egzersiz yapmaktan bahsettiğimiz zaman genellikle bunu fiziksel gelişim ile ilişkilendiririz. Oysaki son zamanlarda yapılan kapsamlı araştırmalar fiziksel olarak aktif olmanın beyin gelişimi üzerinde de olumlu etkileri olduğunu kanıtladı.

Çocuğunuzu da fiziksel olarak aktif olmaya teşvik edin. Ekran karsısında geçirilen zamanı azaltın. Uzun yürüyüşler yapın veya bisiklet turlarına katilin.

 

References

Read More

 

Oyunda, çocuklar sağlıklı gelişimleri için gerekli çok önemli birçok beceriyi edinirler. Örnek vermek gerekirse sosyal-duygusal gelişim, fiziksel gelişim, zihinsel ve bilişsel gelişimle ilgili kaliteler oyun aracılığıyla kazanılır. Aynı zamanda duygusal becerileri de pratik edeler. Oyun sırasında korkuyu, öfkeyi, hayal kırıklığını ve daha birçok duygu durumu çeşitli rollere girerek tecrübe ederler. Böylece duygularını nasıl kontrol altında tutacaklarına dair bir iç görü kazanırlar.

 Fiziksel gelişim oyunun fayda tek gelişim alanı değil

Oyunun fiziksel faydalarını gözlemlemek mümkün olsa da serbest oyun duygusal gelişim için de içsel faydalar sağlar. Araştırmalar serbest oyunla duygusal gelişime dair kazanılan üç alana dikkat çekerler; özgüven, özsaygı (kendine değer verme) ve bazı travmatik duyguları oyun sırasında serbest bırakarak travmadan uzaklaşabilmek. 

Serbest oyun onları risk almaya teşvik eder. Çocuklar bu riski aldıklarında ve bu zorluğun üstesinden geldiklerinde, daha yüksek özgüvene yol açan bir başarı duygusu hissederler. Serbest oyun aynı zamanda çocukları çatışma çözme ve yaratıcı dramatik oyun gibi özgüven geliştiren diğer beceriler geliştirmeye teşvik eder. Kendi kendine oyun kurabilme, tek başına kaldığında da oyun yaratabilme özgüven gelişimiyle ilişkilendirilen önemli faktörlerdir.

Yalnız başına oynamak

Bazıları yalnız oynamanın çocukları diğerlerinden uzak durmaya ittiğini ya da utangaç olduklarını düşünür. Aksine, yalnız oyun çocuklara sosyal olarak yardımcı olur, çünkü güçlü bir bağımsızlık duygusu geliştirir, yaratıcılığı ve hayal gücünü geliştirir ve kendi kendine eğlenebilmeyi başarabildiklerinde can sıkıntısını hafifletir. Bir çocuk oyun alanında yalnız oynadığında, diğer çocukların etkileşimlerini gözlemleyerek sosyal ipuçları öğrenir.

Oyundan yoksun kalındığında…

Etik meselelerden dolayı bilim insanları bir grubun gelişimsel yıllarında kasıtlı olarak oyundan mahrum kaldığı ve başka bir grubun normal olarak oynamasına izin verildiği kontrollü deneyleri insanlar üzerinde yapamazlar. Ancak hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalardan yola çıkabiliriz. Maymunlar sadece türlerinin yetişkinlerinin mevcudiyetinde büyüdüğünde, hiçbir uyaran ve sosyal etkileşime fırsat verilmediğinde oyun oynayamadan büyümüş oluyorlar. Araştırmacılar bu maymun grubunu erken yetişkinlik döneminde test ettiklerinde, duygusal olarak geride kaldıklarını kanıtladılar.  Öte yandan, diğer maymun grubu, yani maymunlarla etkileşime geçilmesine izin verilen gruptaki maymunlar yapılan testlerde duygularını kontrol etmekte daha başarılı oluyor. Ayrıca tehlikeli durumlarla karşı karşıya kaldıklarında duruma adapte olmaya ve üstesinden gelmeye daha çok çabalamaya meyilli oluyorlar.

Sağlıklı aile ilişkileri için oyunla geçirilmiş bir çocukluk

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, özgüveni ve özsaygısı yüksek olan, kendi başına zaman geçirmekten sıkılmayan bireyler daha sağlıklı aile bağlarının geliştirilmesine yol açıyor. 

references

Read More

Oyun, hem insanlarda hem de hayvanlarda doğal olarak gelişen bir fenomendir. Çocukların sağlıklı gelişiminde hayati bir unsurdur. Oyun yoluyla kendilerini eğlendirir, çevrelerindeki dünyayı keşfeder, fazla enerjiyi kullanır, kendilerini rahatlatır, duygularını ifade eder ve sosyal beceriler geliştirirler. Bir çocuk oyununu gözlemlemek size onun hakkında çok şey söyleyebilir ki bu oyun terapisinin zihinsel sağlık alanında değerli bir tanı ve tedavi aracı olmasının temel nedenlerinden biridir.

Kendini ifade aracı olarak oyun

Ebeveynler ve öğretmenler olarak, çocuklarımızı onları izleyerek anlamayı öğreniriz. Sorun yaşadıklarında nasıl davrandıklarını anlayabiliriz. Olaylar onlar için yolunda gitmediğinde çocuklar genellikle daha çok soruna yol açacak şekilde davranırlar; ne söylenirse tersini yaparlar. Çocuk oyunda ise, oyundan geri çekilebilir, bütün kuralları kendi yazıp kendi bozmak isteyebilir, başkalarının oyuna sık aralıklarla müdahale edebilir. Diğer bir deyişle çocukların, davranışlarında ve oyunlarında, mücadele ettiklerini ve yaşamlarında devam eden şeylerle başa çıkmadıklarını göstermelerinin birçok yolu vardır.

Oyun terapisi

Oyun terapisi, çocuklara duygularını ifade etme, bilgilerini gösterme ve problemlerle içten getirdikleri güç ile baş etme fırsatını yaratan bir terapi şeklidir. Dil becerileri bilişsel yeterlilikleri kadar hızlı gelişmediğinden, oyunda kelimelere dökemedikleri her şeyi gösterebilme imkânına sahip olurlar. Yaşlarına göre zengin sözel becerilere sahip olsalar da, oyun genellikle daha rahat ve daha konforlu bir ifade aracı gibi hissettirir. Aslında oyun çocuğun öğrendiği ilk dildir ve de kullanımı en kolay olandır!

Oyun terapisi için uygun yaşlar

Literatüre göre oyun terapisi 2 ve 12 yaşlarındaki çocuklar için uygundur. Bununla birlikte; oyun terapisi daha çok çocuklarla ilişkilendirilse de birçok terapist bu metodu yetişkin, çift ve aileleri tedavi ederken kullanır. Aslında oyun terapöti bir araç olduğu için belirli bir yaş sınırı yoktur.

Oyun terapisinin faydaları

Diğer terapi türlerinde olduğu gibi, oyun terapisi de olumsuz davranışları ve semptomları azaltmaya veya ortadan kaldırmaya ve pozitif olanları geliştirmeye ve arttırmaya yardımcı olur. Tabii ki, potansiyel faydalar bir çocuktan diğerine değişecektir.

Oyun terapisinin faydalarına dair yapılan araştırmalar, davranış bozuklukları, psikososyal sorunları, fiziksel ve öğrenme güçlüğü, konuşma ve dil sorunları gibi problemlere sahip çocukların oyun terapisinden olumlu etkilendiğini göstermiştir. Ek olarak, kaygı, istismar, aile içi şiddet, depresyon, keder ve kayıp ve travma sonrası stres yaşayan çocuklar oyun terapisinden fayda sağlamıştır.

References

Read More

 

Ergenlik yılları nasıl tanımlanır?

Literatüre göre ergenlik yılları tipik 13 ve 19 yaşları arasındaki yıllar olarak tanımlanır ve çocukluktan yetişkinliğe geçiş aşaması olarak kabul edilir. Ancak, ergenlikte meydana gelen fiziksel ve psikolojik değişiklikler erken yaşlarda da meydana gelebilir. Ergenlik dönemi hem fiziksel ve ruhsal değişikliklere oryante olma dönemi hem de bir keşif dönemidir. Varoluşsal sorgulamalar bu yıllarda bazen yumuşak bazense sert bir şekilde kendini gösterir.

Bu geçiş dönemi bağımsızlık ve öz kimlik konularını gündeme getirebilir; birçok ergen eğitim, okul, cinsellik, uyuşturucu, alkol, inanç ve sosyal yaşam konularında düşünceler geliştirip zor kararlar alırlar. Romantik ilişkiler, dış gönümüm ve kabul görme de bu dönemde ortaya çıkan diğer konulardır.

Ergen psikolojisi

  Gelişimci ekolünü temsil edenlerden biri olan Erik Erikson ergenliği iki aşamada tanımlar. Erikson’a göre erken ergenlik 12-18 yaş arasını, geç ergenlik dönemi ise 18-24 yıllarını kapsar.

Erken ergenlik

Erken ergenlikte, Erikson, bireylerin birçok gelişimsel görevi anlama ve kabul etme girişiminde bulunduğunu söyler. Bu tür görevler arasında fiziksel olgunlaşma, duygusal gelişim, akran grubuna üyelik ve romantik veya cinsel ilişkiler bulunur.

Bu süre zarfında en çok gözlemlenen bir diğer durum ise ailenin ikinci plana atılmasıyla birlikte diğerlerine karşı artan bir eğilim ve doğruluktur. Bu dönemde bir yandan akran baskısı altında olan gençler diğer yandan hem grubun parçası olmaya çalışarak kendi güçlü ve zayıf yanlarını keşfederler

Geç ergenlik

Geç ergenlikte ise, birey artık “genç yetişkin” statüsüne doğru ilerlerken, bireysel ve grup talepleriyle rekabet etmeye devam etmektedir. Söz konusu birey, bireyselleşme (yaşamında bireysel kalıplar veya rutinler oluşturma) ve farklılaşma (ebeveynleriyle olan benzerlik ve farklılıkları kabul etme) aracılığıyla ebeveynlerinden daha fazla özerklik kazanır. Toplumsal cinsiyet kimliğini ve toplum var olan toplumsal cinsiyet rollerini daha özgürce keşfeder.

Ebeveynlerin doğru yaklaşımı sergilemesi çok önemli

  Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da iletişim en önemli araç oluyor. 3 yaşındaki bir çocukla ve bir ergen arasındaki fark, ergen kişinin bilişsel olarak daha üst düzey bir seviyede olması ve kendi dünyasını anlamlandırmak için dili ve düşüncelerini kompleks şekilde kullanabilmesidir.

  • Yargılama ve tepki olmadan dinleyin
  • Sakinleştirici ve rasyonel bir duruş sergileyin
  • Empati kurmaya özen gösterin
  • Değerlerinizi ve düşüncelerinizi paylaşın

references

Read More

Mindfulness, tam olarak var olmak için kim olduğumuzu ve nerede bulunduğumuzu hissetmemizi sağlayan bir alışkanlık, bir yöntem… 

Yazımızın devamında Budistler tarafından uygulanan ve yüzlerce yıldır bilinen mindfulnessın ne olduğunu, ruhumuz ile bedenimize olan etkilerini okuyabilirsiniz. 

1. Mindfulness Nedir?

Budistler tarafından uygulanan mindfulness, yüzlerce yıldır bilinen bir yöntemdir. Türkçeye “bilinçli farkındalık” olarak çevrilen mindfulness, yargılama içerisine girmeden veya geçmiş ile geleceği düşünmeden yaşanılan anın farkına varılmasını ön gören bir yöntemdir. Temelinde dikkatli ve farkına varan bir algılamayı esas alan mindfulness, içerisinde bulunulan ana yani olan bitene bilinçli bir şekilde dikkat etmeyi ön görüyor. 

2. Mindfulness Bakış Açısı

Mindfulness, anı ve yaşanılanı eleştirmekten ziyade zihnin yapılan şey ve anın tam olarak içine girmesini sağlıyor. Bir çeşit kabullenme olan mindfulness, bir beklenti içerisinde olmadan ve değişmesini istemeden bilinçli bir şekilde meydana gelen olayları sevgi ile deneyimlemeyi sağlıyor.  Mindfulness, doğuştan gelen fakat zamanla azalan farkındalık yetimizi güçlendiriyor. Empati yeteneğinin kazanılması ve ikili ilişkilerin düzene girmesinde de oldukça fayda sağlıyor. 

3.  Dengeli Bir Yaşam Sunuyor

Mindfulness, depresyon, kaygı, stres, üzüntü gibi olaylar karşısında zihin ile ruhun iyi ve sağlıklı kalabilmesine yardımcı oluyor. Anksiyeteye iyi gelen mindfulness, bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi ruhsal problemlerin yol açtığı fiziksel hastalıklar ve yeme bozukluklarının tedavisinde de işe yarıyor. 

Kişisel gelişim ve özgüven artışına katkıda bulunan mindfulness, duyguların daha dengeli olması ve öz farkındalık için de oldukça yararlı bir yöntem. Mindfulness eğitimi, tepkileri kontrol etmeyi öğrenme, olaylar karşısında yapıcı kararlar verme, esnek olabilme, hedefe ulaşmak için planlı adımlar atabilme ve sorumluluk alabilmeyi öğrenmeyi beraberinde getiriyor. 

4.  Eğitimde Mindfulness

Mindfulness egzersizleri sayesinde bilinçli odaklanma becerisi kazanıldığı için öğrenilen bilgiler de kalıcı hale geliyor ve hafıza güçleniyor. Bu yönüyle özellikle dikkat ve motivasyon konusunda zorluk çeken öğrenciler için oldukça fayda sağlıyor. Ebeveyn eğitimlerinde de tercih edilen mindfulness ile ergenlik dönemindeki çocuklarla hem aile hem de okul ortamında doğru iletişim kurularak onların sağlıklı bir şekilde gelişimleri sağlanıyor.

5. Mindfulness’ı Etkin Hale Getirin

Stres veya baskı anında her şeyden önce hazır olmak ve beklemek gerekiyor. Ardından düşüncelerin zihnimizde akıp gitmesine izin vermek, kontrol etmeye kalkışmamak ve değişim için kendimizi zorlamamak gerekiyor. Nefes almak ve vücutta meydana gelen değişimi fark etmek daha sağlıklı kalabilmek ve düşüncelerin sınırları genişletmek için aynı zamanda en etkili yol gösterici de oluyor. 

Kaynaklar

Read More

 

Çevresel ve genetik faktörlerin neden olduğu düşünülen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tedavi edilmediği taktide bireylerin çocukluk yıllarından itibaren eğitim ve iş hayatları ile sosyal ilişkilerini olumsuz etkiliyor. 

DEHB Nedir ve Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Çocukluk çağında başlayan ve bir nöropsikiyatrik sorun olan (DEHB) belirtileri genellikle okul çağı dönemi ile birlikte 7 ila 8 yaşından önce görülmeye başlıyor. DEHB, ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebilen bir sorun olsa da yaygın olarak çocukların %8’inde görülürken bu oran ergenlerde %6 ve yetişkinlerde %4lere kadar düşüyor. 

DEHB, yaşa ve gelişime uygun olmayacak derece aşırı hareketlilik, odaklanma güçlüğü çekme, dürtüsellik veya yetersiz dürtü kontrolü dediğimiz istekleri erteleyememe sorunları ile fark ediliyor. DEHB tanısı konan bireyler birden çok uyarana aynı anda dikkat etmeye çalıştıklarından başladıkları işi yarım bırakıp bir diğerine yöneliyor ya da sevdikleri işe aşırı odaklanma gösterebiliyorlar.  

Erkeklerde kadınlara kıyasla 4 kat daha fazla görülen DEHB için tüm problemlerin bir arada görülmesi de gerekmiyor. Bazen sadece dikkat eksikliği olabildiği gibi sadece hiperaktive belirtileri de ortaya çıkabiliyor.  

DEHB Nasıl Anlaşılır? 

DEHB tanısı konulabilmesi için unutkanlık, dikkati toplayamama ve aşırı hareketli olma halinin ev, okul ve kurs gibi birden çok ortamda gözlenmesi gerekiyor. Ayrıca DEHB belirtilerinin kişinin yaşam kalitesini bozması, günlük işlerini aksatması ve belirtilerin en az 6 ay kadar sürüp sürmediğinin bir başka deyişle sürekliliğinin tespiti gerekiyor. 

DEHB tanısı ise genel olarak okul ortamında gözlemleniyor. Sınıfta yerinde oturamayan, arkadaşları ile ikili ilişkileri ve oyunlarında iletişim problemleri yaşayan, derslerinde akranlarına nazaran daha az performans sergileyen çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktive sorunu gözlemleniyor.

DEHB tanısı konan bireylerin ayrıca çabuk öfkelendiği gibi strese de daha meyilli oluyor. Karşısındaki kişiyi dinlemiyor gibi görünme, unutkanlık, sürekli bir şeyler kaybetme ve sorumluluk getiren işlerden kaçınma da DEBH tanısı konan kişilerde sık görülen özelliklerden. DEHB özellikle erken yaşta tedavi edilmediği durumlarda kişilik bozukluğuna neden olabildiği gibi ve ergenlikte alkol ve sigara kullanımına, yetişkinlik döneminde ise iş kaybetme, evliliğin bozulması, uyumsuzluk ve dışlanma gibi psikososyal sosyal sorunlarla da neden oluyor.

Dikkat Eksikliği Test İle Ölçülür mü?

Her şeyden önce tedavi için aile, okul ve bir uzman danışmanın birlikte çalışması gerekiyor. DEHB kilink bir tanı olduğundan bu süreçte uzman ile yapılan görüşmeler yanında nörolojik muayene, davranış değerlendirme ölçekleri ve bilişsel testlerden de faydalanılıyor. Nöropsikolojik testler sayesinde sosyal ve çevresel faktörler de göz önüne alınarak davranışsal sorunlar saptanıp analiz yapılabiliyor.

Kaynak

Read More