Modern zamanlarda pek çok çocukta rastlanan sorunlardan olan Hiperaktivite Nedir? Sorusuna cevap arıyorsanız doğru yerdesiniz. Sizin için hiperaktivite hakkında bazı bilgileri derledik ve mümkün olduğunca anlaşılabilir bir forma kavuşturduk. Hiperaktivite belirtileri, tanısı ve tedavisi hakkında güncel bilgilere bu yazımızla ulaşabilirsiniz.

Hiperaktivite Nedir?

Hiperaktivite Nedir? Sorusunun cevabı aslında oldukça karmaşıktır. Bir çok farklı sorunla karıştırılan ve uzman görüşü olmaksızın tanısı kolayca görülemeyen bu sorun; aşırı hareketlilik ile ilişkilendirilen bir sağlık sorunudur. Çoğunlukla kalıtsal olarak taşınan bir sorun olmakla birlikte olağan dışı beyin fonksiyon anomalilerinden de kaynaklanabilir. Uzmanlara göre hiperaktivitenin fizyolojik sebeplerinin yanı sıra, çevresel etkileri de söz konusudur ki, aile içi davranış hatalarından kaynaklandığı ifade edilmektedir. 

Hiperaktivite tanısı konulurken, 3 ana faktör dikkate alınır. Bunlar;

  • Hareketlilik
  • Ataklık
  • Konsantrayon Kaybı

Olarak tanımlanır.

aba_psikoloji_web-hiperaktivite
Elbette bunların tamamı tek bir bireyde ortaya çıkmayabilir.  Genellikle dürtüsel davranış tarzı ile aşırı hareketlilik bir arada ortaya çıkarken, dikkat kaybı durumu da tek başına sıkça görülür.  Her iki türün de bir arada olduğu hiperaktivite teşhislerine, bileşik hiperaktivite denmektedir.

Bebeklerde hiperaktivite tanısı ise özel bir uzmanlık alanıdır ve Hiperaktivite Nedir? sorusunun cevabı olarak verilecek yukarıdaki semptomlar kendi başınıza tanı koyabilmeniz için yeterli olmayabilir. Devamlı huzursuzluk ve huysuzluk davranışları sergileyen, çok uyuyan veya az uyuyan ve sürekli ağlayan bebekler için bu tanının konma olasılığı vardır. Ancak, bu haller bir fizyolojik sorunun belirteci de olabileceğinden öncelikle bebeğin hekim kontrolüne girmesi doğru olacaktır. Bu süreçte herhangi bir sorun yok ise zaten hekim tarafından uygun departmana sevkiniz yapılacaktır. Hiperaktivite tedavisinin mümkün olduğunca erken teşhisi ve tedavisine başlanması büyük önem arz etmektedir.

Hiperaktivite Nasıl Fark Edilir?

Hiperaktivite Nedir? Sorusuna verdiğimiz cevap paragrafında yer alan semptomları çocuğunuzda sürekli gözlemliyorsanız, bu sorunu yaşıyor olmanız muhtemeldir. Ancak, belirtileri düzenli ve devamlı aldığınızdan emin olmanızda fayda vardır. Belli dönemlerde ortaya çıkan sorunların doğrudan hastalık olarak tanımlanması doğru değildir. Ayrıca çocuklarınızın bu sorunun semptomlarını en alt seviyede hissetmesi için bazı tedbirler de uygulayabilirsiniz. Örneğin, en azından davranışsal etkileri azaltmak için çocuk gelişim uzmanlarından destek talep edebilirsiniz. Her şeye rağmen, semptomlar devam ediyorsa, mutlaka uzmanlardan destek almalısınız. Hiperaktivite, çocuk yaşlarda başlayıp, uzun vadede hayatı ciddi anlamda olumsuz biçimde etkileyen sağlık sorunlarından bir tanesidir. Bedensel bir hasara yol açmasa da, gelişim sürecinde bir çok sorunla hem çocuğun hem de ailenin karşılaşmasına yol açar. Ayrıca çocuğun mental gelişimi de bu sorundan olumsuz etkilenir.

Hiperaktivite Tedavisi Nasıl Yapılır?

Hiperaktivite Nedir? Sorusun cevap olarak verdiğimiz semptomların geçici olarak ortadan kaldırılması ve tedavi sürecine başlanması için uzman desteği gereklidir. Uzmanlar eşliğine sürdürülecek tedavi sürecinin bir çok farklı adımı söz konusudur. Öncelikle, eğer fizyolojik bir sorun var ise bunun medikal olarak tedavisinin gerçekleştirilmesi gerekir. Bu süreçten sonra terapi seansları düzenlenir ve çocuk özel eğitim süreçlerine tabi tutulur. Hiperaktivite teşhisi konulan çocuğa yaklaşımın da özenli gerçekleştirilmesi gerektiğinden, bu süreçte aile de terapilere dahil edilebilir. Bu noktada unutmayalım ki, hiperaktivite bir sağlık sorunu olsa da, çekinilecek bir durum değildir. Modern zamanlarda pek çok çocuk bu sorunla yüz yüzedir. Bu nedenle çocuklarınızın gelecekte sağlıklı birer birey olabilmeleri ve gelişim sürecinde; gerek akademik, gerekse sosyal hayatlarında başarılı olabilmeleri için Hiperaktivite Nedir? Sorusuna cevap olarak verdiğimiz maddeleri doğru bir şekilde analiz etmeli ve risk faktörü söz konusu ise derhal uzmanlara başvurmalısınız.

Read More

Zeka; hemen herkese matematik alanında üstün yeteneğe sahip olmakla eşdeğer bir kavram olarak görünür. Hepimizin beklentisi üstün zekalı kişilerin matematik alanında çok başarılı olmalıdır. Oysa bu tanım doksanlar’ın başından beri farklı şekilde ifade edilmektedir. Modern öğretiye göre zeka; tekbir türe sahip değildir. Matematiksel başarısı yüksek olan dahilerin, bu olan dışında neredeyse hiç bir oğlandı başarılı olan olmalarının bir göstergesi de aslında bu. Mucitlerin, okullardan atılmış olması ile ilgili pek çok söylenti vardır. Aslında bunlar genel olarak söylenti olmaktan öte birer gerçekliktir. Zira, yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu kişiler büyük olasılıkla, toplum ortalamalarından farklı matematiksel zeka kabiliyetlerine sahiptir ve diğer alanlardaki yetileri bu kadar kuvvetli değildir. Çoklu zeka kavramı IQ değerlemesinin doğru yapılabilmesi için önem arzeden bir kavramdır. Zira çocuğunuzun matematik alanında başarılı olmaması onun zeka seviyesinde düşüklük olduğu anlamına gelmez. Değerlemenin doğru yapılması WISC5 gibi test türlerinin kullanılarak çocuğun çoklu zeka kuramına göre analiz edilmesi gereklidir. 

Zeka Türleri Nelerdir? 

Mevcut bilimsel veriler ışığında zekanın 8 farklı türü olduğu kabul edilir. 

  1. Uzamsal zeka 
  2. Kinestetik zeka 
  3. Müzikal zeka 
  4. Sözel zeka 
  5. İçsel zeka 
  6. Sosyal zeka 
  7. Matematiksel zeka 
  8. Doğasal zeka 

Yalnız bilimsel olarak kabul edilmemekle birlikte, kimi kaynakların 9. bir türden bahsetme durumları vardır. Varoluşsal zeka olarak tanımlanan bu zeka türü, doğaüstü veya bilimler üstü nitelikte olduğundan kuram olarak kabul edilmemektedir.

Bilimsel olarak kabul edilen ve WISC5 analizi ile ölçülebilen zeka türleri kelime anlamları ile paralellik gösterir kısaca değinecek olursak; 

Uzamsal zeka; görsel hafıza ve görsel zeka becerileri ne ifade eder düzlem geometrisi ve 3 boyutlu düşünebilme becerisi uzamsal zekası gelişmiş kişilerde yer alır. 

Kinestetik zeka ve ise vücut beden koordinasyonunu çok iyi kurabilen kişilerin sahip olduğu kabiliyettir. Örneğin sporcular ve formula 1 blogları kinestetik zekalarını iyi kullanan bireylerdir. 

Müzikal hikayesi isminden anlaşılacağı gibi müzik alanında başarılı olan kişilerin sahip olduğu zeka türüdür. 

Sözel zeka dil becerilerini iyi kullananların, içsel zeka duygularını iyi kontrol edebilenlerin, sosyal zeka çevresi ile iyi iletişim kurabilenlerin, matematiksel zeka matematik ve fen alanında başarılı olanların, doğasal zeka ise doğayı anlayabilenlerin sahip olduğu zeka kabiliyetlerini ifade eder.

WISC5 Nedir? 

Yukarıda bahsettiğimiz çoklu zeka türleri herkeste farklı oranlarda bulunur. Bireyin sahip olduğu yetenekler ayrı ayrı ölçülmeli ve toplam IQ değerine bu şekilde ulaşılmalıdır. WISC5 bu amaçla geliştirilen ve çocuklar üzerinde uygulanan yöntemdir. 6 yaştan 18 yaşa kadar tüm çocuklar için uygulanabilen ve 15 farklı alt testi bulunan WISC5, toplam IQ değerini ulaşmak için kullanılan en verimli yöntemlerden bir tanesidir.

Zeka Testi Neden Önemlidir? 

Çocuklarınızın kabiliyetlerini bilmek onları gelecekte doğru yönlendirmek için çok önemlidir. Gelişmiş Batı ülkelerinde WISC5 ve benzeri ölçme ve değerlendirme yöntemleri yoğun bir şekilde uygulanmakta, örneğin meslek seçimlerinde çocuklar bu veriler ışığında yönlendirilmektedir. Öyle ki; çocuğunuzun sahibi olduğu en yüksek zeka türü müzikal zeka iken, onu uzamsal zeka veya matematiksel zeka ile ilişkili meslek gruplarına yönlendirmeyi zorlamak doğru değildir. Nihai olarak, lisans seviyesinde ilgili alanlarda bir mesleğe sahip olsa dahi, kişisel becerileri bu meslek ile paralellik arz etmenin da muhtemelen ya mutsuz bir meslek hayatı veya başarısız bir kariyer Çocuğunuzu bekleyecektir. Bu nedenle, sizin beklentileriniz ne olursa olsun bilimsel analiz yöntemlerini dikkate almalı ve WISC5 yöntemini kullanarak çocuğunuzun hangi zeka türünde başarılı olduğunu öğrenmelisiniz. Unutmayın, matematiksel zeka yegane zeka türü değildir. Diğer zeka türleri de en az matematiksel zeka ha kadar önemli türlerdir ve insanlık bu zeka türlerine en az matematiksel zeka kadar ihtiyaç duyar.

Read More

Modern hayat yetişkinleri olduğu gibi çocukları da son derece hızlı akan kaotik bir düzenin parçası olmaya zorluyor. Gelişim çağındaki çocuklarımızın insan doğasının gerekliliği olan bir takım aktiviteleri şehir ortamında gerçekleştiremiyor olduğu hepimizin malumudur. Bunun fizyolojik sonuçları olduğu kadar en önemli ve kayda değer sonuçları psikolojik anlamda olmaktadır. Ayrıca, modern insanın gelişmesinde geçmişte uygulanan yöntemlerden çok farklı yöntemler benimsenir. Artık çocuklarımızın gelişim döneminde onların gelecekte sahip olacakları kişilik özelliklerini kontrol edebilir ve muhtemelen davranış bozukluklarını çok önceden tespit edebiliriz. Kaldı ki zaten modern dünyada, sanat terapisi gibi uygulamaları, standart eğitim modelinin bir parçasıdır. 

Sanat terapisi nedir? 

Sanat terapisi iki farklı şekilde ele alınabilir. Bunların birincisi, bireyin resim ve heykel gibi yaratıcı sanatlarla ilgilenmesini sağlayarak, bilinçaltını dışa vurması için ona yardımcı olabiliriz. Sanat terapisi Davranış Bilimleri bakımından analiz yapmayı sağlayan niteliği burada öne çıkmaktadır. Sanat terapisinin bir diğer özelliği ise bireye gerçek dünya problemlerinden uzaklaşma imkanı tanıyan bir hobi disiplini ortaya koymasıdır. Kim yaklaşımlarda sanat terapisi sadece resim ve heykel gibi görsel sanatlar kullanılarak bireyi analiz etmek için kullanılırken, kim yaklaşımlar müzik alanındaki sanat dallarını terapi maksadıyla kullanırlar. Burada bir noktaya değinmek gerekir. Müzik görsel sanatlar gibi uzmanların bilinçaltı analizi yapabileceği sonuçlar ortaya koymadığından analiz maksatlı kullanılmaz. Ancak sanat terapisi içerisinde çocukların müzikle ilgilenmesi önemli bir yere sahiptir. Avrupa’da Orff yöntemi ile çok Küçük yaşlarda başlayan müzik eğitimi Japonya’da da suzuki metotları ile erken yaşta başlamaktadır.

Dünya standartlarında sanat terapisi 

Sanat terapisi, standart metotlarla bireye sanat dallarının eğitiminin verilmesi değildir. Elbette terapi sistematiği içerisinde bu maksatla eğitimler de verilir. Fakat bunun esas odağında, sanatın gelişim maksatlı olarak bir terapiye dönüştürülmesi ve davranış bilimleri ilkeleri ile donatılması vardır. Dünya standartlarında sanat terapisi derken kastımız tam olarak budur. Bizim çocuklarımız için uyguladığımız terapi programları, bilim dünyasının mevcut koşullarda ulaştığı en yeni bilimsel ilkelerle donatılmıştır. Bu sayede çocuklarımızın sağlıklı bir mental gelişim kaydetmelerine yardımcı olurken, mevcut durumu analiz edebilir ve uzmanlarımızın değerlendirmeleri ile geleceğe dair doğru bir planlama yapabiliriz. Sanat terapisi ayrıca uzun vadede bireyin bir hobi sahibi olması bakımından erken yaşlarda atılacak en doğru adımları başında gelir.

Sanat neden önemlidir? 

Gelişmiş ülkelere bakıldığında, sanatın eğitim içerisindeki payının oldukça fazla olduğu kolayca görülebilir. Avrupa, Rönesans dönemi itibariyle sanatın aslında bilim ve teknoloji ile ne kadar bağlantılı olduğunu keşfetmiş ve bu hususta özel eğitim planları uygulamaya başlamıştır. Dünyaca ünlü pek çok mucidin birer sanatçı olduğunu unutmamak gerekir. Leonardo Da Vinci; bir ressam olmakla birlikte günümüzde hala bir kısmının gizeminin çözülemedi yüzlerce icata sahiptir. Her ne kadar ülkemizde sanat, örneğin Mühendislik yetileri ile kıyaslandığında geri planda görünüyor olsa da, aslında mühendisliğin temelinde yer alan yaratıcılık fonksiyonun ortaya çıkmasında esas etkendir. 

İşte bu nedenle sanat terapisi; özellikle Avrupa’da ve dünyanın her yerinde gelişmiş ülkelerin temel eğitim politikalarının ayrılmaz bir parçasıdır. Biz Buradan hareketle çocuklarımızın en doğru eğitim altyapısına sahip olabilmesi, gelişim döneminde mevcut sorunların giderilmesi ve olası davranış bozukluklarının önlenmesi için sanat terapisi uygulamalarını en nitelikli biçimde sunuyoruz. Modern yaşam koşulları içerisinde çocuklarımızın kişiliklerinin doğru biçimde gelişmesi ve onlara dünyanın bir parçası haline gelecek niteliklerin kazandırılması bizim için çok önemlidir. Siz de çocuklarınızın nitelikli birer birey olarak yetişmesini ve gelişim çağında doğru şekilde yönlendirilmesini istiyorsanız bize başvurunuz. Dünya standartlarında sanat terapisi uygulamalarımız ile sizlere profesyonel destek sunuyoruz.

Read More

İnternet ve haberleşme alanındaki devrim denilebilecek gelişmeler ekonomiyi yeni bir boyuta taşırken piyasaların rekabetçi havasını da artırdı. Kurumlar ayakta kalmak ve sürekli değişen koşullara ayak uydurmak için güçlü yöneticilere en çok ihtiyaçları olan dönemi yaşamakta. Bu nedenle günümüzde iyi bir lider nasıl olunur veya başarılı bir yönetici nasıl olunur gibi birçok tanımlama yapılıyor, eğitimler verilip yazılar yazılıyor. Öte yandan durum yazılıp çizilenler veya tanımlamalar ile liderlere ilham vermenin çok ötesinde. Başarılı bir yönetici olmak için zekâ yönetimi esaslarını bilerek çalışanların potansiyellerini tam gösterebilmelerini sağlamak gerekiyor.  

1. Liderler İkiye Ayrılır

Liz Wiseman’ın görüşlerinden yola çıkılarak çoğaltan ve azaltan olarak ayırabileceğimiz iki farklı lider tanımı yapılabilir. Bu kavramların kullanılmasındaki ana sebep ise liderlerin çalışanlarının zekâ ve yetenek potansiyellerini artıran veya azaltan bir yönetim anlayışına sahip olmalarından kaynaklanıyor. Farklı kelimelerle ifade etmek ve daha iyi bir tanım yapmak gerekirse çoğaltan liderler ekiplerini geliştirirken tüm çalışanların zekâlarının %100’ünü kullanmalarına olanak tanıyor. Azaltan liderler ise takımlarının zekalarının yalnızca %50’sini kullanabilmesine sebep oluyor.   

2. Zekâyı Yöneten Liderler Kimlerdir?

Bireyin zekâsının esnetildiğinde büyüyebileceği mantığını kabul eden çoğaltan liderler, herkesin aklını kullanıp problemlerin üstesinden gelebileceğine inanmaktadırlar. Ayrıca daha fazla kişi ile çalışmak yerine takımlarının yeteneklerinin tamamını kullanmalarını sağladıklarından en iyi sonuçlar da yine bu tarz liderlerin ekiplerinden çıkmaktadır. Çoğaltan liderler, mevcut takımlarını iyi kullanıp geliştirme ve araştırmalarla meydan okuyarak sorumluluklarındaki şirketleri ön görüleri ile geleceğe taşıyan kimselerdir. 

3. Nasıl Başarılı Oluyorlar?

Çoğaltan liderlerin zekâ saçan kişiler olmasının en büyük göstergesi belki de onların çalışanlarına aradıkları cevabı direkt vermek yerine düşünme ve keşfedebilmeleri için gereken ortamı sağlamalarından kaynaklanmaktadır. Bu liderlerin başarılı bir yönetici olmalarında yatan diğer noktalar ise şunlardır:

-Liderler yeteneklerini en üst seviyede kullanmak isteyen insanların çalışmak istedikleri yöneticilerdir. Bu durum yetenekli liderin aynı şekildeki yetenekli çalışanla buluşması için gerekli ortamı da sağlayan etmendir. 

– Herkesin düşüncesini rahatlıkla dile getirebildiği, birbirini dinleyip fikir alışverişi yapabildiği özgür ortamlar çoğaltıcı liderlerin çalışma alanlarıdır.

Zorlayıcı görevler vermek liderlerin bir diğer yöntemidir. Bu durum çalışanların kendilerini başarısız hissetmeleri için değil; aksine onların kendi potansiyellerini görebilmeleri ve eksikliklerini giderebilmeleri içindir. 

Büyük hedefler koymak ve yatırımlar yapmak da zorlayıcı görevler ile aynı mantıktadır. Hedefe ulaşmak için çabalayan çalışanlar liderin sunduğu keşif ortamında doğru hamleyi yaparak en iyi sonuca ulaşır. Ayrıca çoğaltıcı lider edinilen sonuca tüm ekibini de ortak ederek başarıyı takımı ile paylaşır. 

Kaynakça

 

Read More

Ana okuluyla başlayıp üniversiteyle devam eden eğitim hayatımız öğrenme dolu yıllardan oluşur. Sözlü, yazılı, uygulamalı pek çok sınava girerken bazıları kolay kimi sınavlar ise oldukça zorlayıcı olabilir. Bu kritik sınavları atlatmak için özel dersler, etüt merkezleri vb. çözüm yöntemleri başarıya etken olsa da, öğrencilik hayatında en önemli nokta kişinin nasıl verimli ders çalışacağını öğrenerek uygulamasıdır. Bu yazıda etkili ders çalışma alışkanlıkları kazanma ve bu sayede işleri kolaylaştırarak daha iyi sonuçlar elde etme üzerine duracağız.

1.Düzenli Olun

 

Ödevler ve projeler için bir not defteri veya ajanda tutarak plan yapmanız gereklidir. Planlama defterinize not aldığınızda ödev ve proje tarihlerinizi unutmanın önüne geçersiniz.

2.Aktif Dinleme

Derslere katılım sadece sınıfta bulunmaktan ibaret değildir. Dikkat dağıtıcılardan uzak durup öğretmenin anlattıklarına odaklanmak ve söylediklerini birebir değil kendi anlayacağınız sözcüklerle not almanız önemlidir. Aktif dinlemenin bir diğer göstergesi konuyla ilişkili soru sormaktır. Ders sırasında soramadığınız soruları mutlaka kenara yazıp ders sonunda öğretmene sormalısınız.

3.Not Defteri Düzeni

Anlaşılır bir not defteri sınavlar öncesi hayat kurtarıcı olabilir. Düzenli kontrol etmediği için aldığı notların bağlamını anlayamayan öğrenciler sınav öncesi zor durumda kalabilir. Bu nedenle kaçırdığı bir yer olup olmadığını arkadaşlardan ve öğretmenden sorarak kontrol etmek hata payını minimize eder.

4.Çalışma planı

Başarılı tüm insanların bir çalışma planı vardır. Soru ve konu başlıklarını gözden geçirip üzerine düşünün. Bu size hangi konulara odaklanmanız gerektiğine dair fikir verecektir. Her çalışma için oturduğunuzda spesifik olarak bir hedef belirleyip, bitirmeden çalışmayı sonlandırmayın.

5.Zinciri Kırma!

90’lı yılların ünlü komedyeni Seinfeld basit ama çok etkili bir yol öneriyor: Zinciri kırma! (Don’t break the chain) Bir hedef belirleyip her gün o hedef için bir şey yaptıktan sonra, takviminizde yaptığınıza dair bir işaret koymak. Takviminize işlediğiniz bu çarpılar bir örgü zinciri gibi sizi hedefinize ulaştırarak hedefinize olan bağlılığınızın bir göstergesi olacak. (1)

6.Tavsiye Alın

Sizi tanıyan veya güvendiğiniz bir öğretmeninizden tavsiye isteyin. Konu hakkında soru sormak, konunun önemli noktalarını tekrar vurgulanması ve yeterince anlaşılmayan konuların daha iyi anlaşılması için açıklamalar sınav öncesi iyi olacaktır.

7.Grup Çalışması

Öğretmenlerin bir tavsiyesi konuyu iyi bilen arkadaşlarınızla birlikte grup çalışması yapmanız olacaktır. Konuyu çalışmak belli ölçekte bilmenizi sağlar, ancak dersi takip edip konuyu iyi çalışmış bir öğrenciyle tekrar etmek, üzerinde yeterince durmadığınız bir konuyu daha iyi fark etmenizi sağlayacaktır.

8.Kısa Aralıklarla Çalışın

Pomodoro adı verilen yöntemle 25 dakikalık çalışma 5 dakikalık dinlenme ile bir çalışma seansı bitirmiş oluyorsunuz. 4 çalışma seansı bir blok oluşturur ki bu bir uzun mola hak ettiğiniz anlamına gelir. Günde 3-4 blokluk bir çalışma düzeni oturtmak uzun dönemli başarınıza ciddi katkısı olacaktır. (2)

9.Feynman Metodu

Nobel ödüllü Fizikçi Richard Feynman’ın yöntemi bir konuyu anlamakta en etkili yollardan birisi. Boş bir kağıt alıp bir başkasına anlatıyormuş gibi sadeleştirerek anlatmak ve takıldığınız noktada kaynak kitaba dönüp eksiği tamamladıktan sonra anlatıma devam etmek konuyu anlama becerinizi arttıracaktır. Benzerlikler (analoji) kurarak anlatmak ve dili basitleştirmek hatırlatmayı kolaylaştırmanın ötesinde farklı şekillerde düşünebilmenin de önünü açıyor. (3)

Kaynakça:

  1. https://www.writersstore.com/dont-break-the-chain-jerry-seinfeld/
  2. https://en.wikipedia.org/wiki/Pomodoro_Technique
  3. https://collegeinfogeek.com/feynman-technique/

 

Read More

Otizm, nörolojik bir gelişimsel bozukluktur. Otizm spektrum bozukluğu olarak da bilinir. Genellikle yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkar ve hayat boyu devam eder. Otizmli bir birey; sosyal hayatta, göz teması kurmada, sözel ve sözel olmayan iletişimde sıkıntılar yaşar. Bunun yanı sıra dili kullanma ve anlama güçlüğü, arkadaş edinme konusunda sıkıntı yaşama, olaylar arasında ilişki kurma zorluğu da otizmli bireylerde görülebilecek diğer özelliklerdir. 

Otizmde Erken Teşhis ve Otizm Testi

Doğru uygulanan otizm testi, erken teşhis için çok önemlidir; buna bağlı olarak otizmli olduğu tespit edilen çocuklarda erken yaşlarda özel eğitime başlanır. Çocuğun gelişimiyle ilgili sıra dışı bir durum söz konusu olduğunda, çocuk erken müdahale için bir uzmana yönlendirilmeli ve durumu değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeler m-chat gibi otizm teşhisine yönelik testleri de içermelidir. 

M-Chat (Otizm Testi) Nedir?

M-chat çocuk hakkında bilgi edinmek için, çocuğun ailesine yöneltilen soruların olduğu bir otizm testidir. 10-15 dakika sürer; 23 maddeden oluşur, çocuk 18 aylık olduktan sonra uygulanır. Soruların yanıtları çocuğun genel durumuna göre verilir. Çocuk o davranışı nadiren yapıyorsa yapmıyormuş gibi yanıtlanır. 

Sorulardan bazıları:

  • Çocuğunuz merak ettiği bir şeyi (sormak amacıyla) işaret parmağıyla gösterir mi?
  • Çocuğunuzla 1-2 saniyeden uzun süreli göz teması (gözünüzün içine bakması) kurabiliyor musunuz?
  • Çocuğunuz küçük oyuncakları (araba, lego gibi) ağzına almadan, fırlatıp atmadan veya elinde sallamadan (amacına uygun) oynar mı?
  • Çocuğunuz yüzünün önünde parmaklarıyla anlaşılmaz hareketler yaparak ellerini seyreder mi?
  • Çocuğunuz ismiyle çağırdığınızda size yanıt verir mi?
  • Çocuğunuz eşyalara (örneğin koltuk, kütüphane) ve benzeri şeylere tırmanmayı sever mi?
  • Çocuğunuz bazı şeyleri (eşyalar, oyuncaklar gibi) göstermek için size getirir mi?

gibi çocuğu tanımaya yönelik cevaplar arar. 

Otizm Testi Nasıl Uygulanmalı?

Ebeveynlerin soruları bir uzman (pedagog/ pdr uzmanı ya da psikolog) yardımıyla yanıtlamaları, otizm testinin kesin sonuç verebilmesi açısından daha faydalı olacaktır. Ebeveynler çocuklarını çok yakından tanıdıklarını düşünseler bile, bir uzmanın dışardan bakışı kişisel gözleme göre çok daha net bir sonuç verir.

Teşhis konulmamış olsa bile, 18-36 ay arası her çocuğun gelişimsel süreci rutin bir şekilde yakından takip edilmelidir. Otizm şüphesi olduğunda test yeniden uygulanmalı ve çocuğun sosyal hayattaki iletişim becerileri ve genel durumları gözlem altında tutulmalıdır.

Otizm Hakkında Kitaplarımız;

Kaynakça

Read More

Hayatımızın her dönemi ve geçirdiğimiz her yıl elbette birbirinden farklı ve değerlidir. Ancak çocukluktan yetişkinliğe geçme sürecinde, yani ergenlik dönemi diye adlandırdığımız dönemde kişide hem fiziksel hem de ruhsal değişimler görülür. Ebeveynler çocuklarını tanıyamaz hale gelebilir. Bu yazımızda çalkantılarla dolu bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirmek için neler yapılması ve nelerden kaçınılması gerektiğini ele alacağız.

Ergenlik Dönemi Nedir? Çocuğu Nasıl Etkiler?

Ergenlik dönemi 12-13 yaşında başlayan, çocuğun birey olmaya başladığı ve yirmili yaşlara kadar devam eden bir gelişim sürecidir. Fiziksel ve zihinsel olarak değişimler yaşanır. Dış görünüş daha önemli hale gelir, beğenilme ve kabul görme arzusu artar. Çocuk bir sosyal çevrede yaşadığının farkına varır ve bu farkındalıkla arkadaş ortamında yer edinme, kendini kabul ettirme çabasına girebilir; zaman zaman yanlış arkadaşlıklar kurabilir. 

Arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirme ve onlarla daha fazla paylaşımda bulunma eğiliminde olunur. Aileyle iletişimi ve paylaşımı azalabilir. 12-13 yaşına kadar onlara karşılıksız güven duyan çocuk, bu dönemde aileyle daha çok çatışmaya girebilir, onları eleştirmeye ve başka ailelerle kıyaslamaya başlar. Olumsuz tepkiler verme eğiliminde olabilir.

Mutlu Bir Ergenlik Dönemi için Aileye Düşen Görevler

Ergenlik çağına giren çocuk bedensel ve duygusal değişimlerle baş etmekte zorlanabilir. Bu noktada sağlıklı ve mutlu bir ergenlik dönemi için her şeyden önce aile desteği çok önemlidir. Bu dönem ebeveynler öncelikle çocuğa birey olma bilincini kazandırmalıdır. Çocuğun özgüvenli ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir karaktere sahip olmasını sağlayabilmelidirler. 

1. Çocuğunuzun arkadaş çevresine doğrudan müdahale etmeyin

 Bu dönemde çocuk farklı arkadaş çevrelerine adapte olmaya çalışacağından, bu sosyal çevre içinde yanlış arkadaşlıklar kurabilir. Ebeveynler bu durumda çocuğu eleştirmemeli, arkadaşlarını kötülememelidir. Çocuğa arkadaşlık ilişkilerinde yasaklar koymak, seçimlerine karışmak daha da olumsuz sonuçların doğmasına sebep olacaktır. Çünkü bu dönemde beğenilme ve kabul görme arzusunda olan çocuk için arkadaş grupları, kurduğu arkadaşlık ilişkileri her şeyden önemli olacaktır. Bu yüzden yasak koymak ve çocuğu kısıtlamak yerine ne için endişelendiklerini dürüstçe açıklamalı ve çocuğa arkadaşlığına dair farklı bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemeli, çocuğun doğruyu görmesine izin vermelidirler.

2. Çocuğunuzun yetişkin bir birey olmaya ilk adımları attığını unutmayın

 Çocuk için bir diğer önemli konu da birey olma çabasıdır. Çocuk kendini yalnızlaştırabilir, aileden daha kopuk bir hayat sürdürmeye meyilli olabilir. Bu noktada çocuğun özel alanına ve mahremiyetine saygı gösterilmeli, hala küçük bir çocukmuş gibi himaye altına alınmaya çalışılmamalıdır. Ayrıca sorumluluk almasına izin verilmeli ve özgüvenini zedeleyecek davranışlarda bulunulmamalıdır. Çünkü ergenlik dönemindeki çocuk zaten duygusal olarak karmaşa ve hassasiyet içinde olacağı için, özgüven zedeleyici en küçük davranış bile çocuğun duygusal dünyasını altüst edebilir. 

3. Gerekirse profesyonel destek almaktan kaçınmayın

Ergenlikte karşılaşılan depresyon ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır. Ergenlik dönemindeki bir bireyle yetişkin bir bireyin depresyon belirtileri farklılıklar gösterir. Bu depresyon vakalarında kendine zarar verme davranışları, madde kullanımı, istenmeyen hamilelikler ve intihara teşebbüsler görülebilmektedir.

Ergenlikte depresyon belirtileri şunlardır:

  • Üzüntü, ağlamaklı ruh hali, anlam verilemeyen ağlamalar 
  • En ufak meselelerde bile öfke patlaması yaşamak 
  • Huzursuzluk- durmaksızın hareket halinde olmak ya da fiziksel olarak yavaşlamak 
  • Olağan aktivitelere karşı ilgi ve zevk kaybı 
  • Her zaman ilişki içinde olduğu insanlardan, gruplardan kendini soyutlamak ya da kavgalı olmak 
  • Değersizlik hisleri, kendini suçlamak ve eleştirmeye odaklanmak
  • Reddedilmeye tahammülsüzlük, abartılmış bir güven arayışı 
  • Yavaşlayan düşünme, karar verme mekanizmalarında ve hafızada bozulmalar 
  • İntihar düşünceleri, söylemleri (Ölüm düşüncesi içeren her türlü söylem ciddiye alınmalıdır, şaka dahi olsa!)
  • Kendine zarar verme davranışları (Kesme, yaralama, yakma) 

Bu tür durumlarda aile her zaman çocuğa açıkça destek olacağını belirtmeli, çok soru sormaktan kaçınmalı ve en önemlisi tedavi ve yardım alma konusunda çocuğun yanında olmalıdır.

Kaynakça:

http://www.pudra.com/anne-cocuk/ergenlik-donemi/ergen-cocuklarin-aileleri-nelere-dikkat-etmeli-18778.htm

https://www.bengisemerci.com/cocuklarimizin-arkadaslari-ve-biz/

https://bilgihanem.com/ergenlik-nedir/

http://www.hurriyetaile.com/ergenlik/psikolojik-gelisim/ergenlikte-surekli-ofkeli-olmak-depresyon-belirtisi_20692.html

Read More

Panik atak, herhangi bir zamanda meydana gelebilen, genellikle bir uyarana bağlanamayan korku nöbetidir. Sosyal fobilere sahip olan hastalarda belirli bir uyaran sonucunda da ortaya çıkabilmektedir. Buna örnek olarak  ataklar hastanın bulunduğu yer ile ilişkilendirilebilir. Çok küçük, çok kalabalık ya da çok karanlık mekânlar genelde bu atakları tetikleyebilmektedir.

Panik atak uyaranlarının arka planı incelendiğinde genellikle hastanın kısa bir süre önce büyük bir travma atlattığı, ağır bir sorumluluğun altında olduğu ya da kısa bir süre önce böyle bir sorumluluktan kurtulduğu, stresli bir dönem yaşadığı görülür. Bunun yanında uzun dönemler psikolojik sorunlar yaşamış, özellikle depresyon geçirmiş hastaların yaşadığı panik atakların genellikle tedaviye yanıt vermediği gözlemlenmiştir. Ara ara yaşanan panik atakların sürekli hale gelmesi ise artık panik bozukluk yaşandığını gösterir. Panik atak vakalarının üçte birinin panik bozukluğa dönüştüğü görülmektedir.

Panik atakların süresi oldukça kısadır ve en şiddetli ataklar genellikle 10 dakikayı geçmemektedir. Hastaların yaklaşık yarım saat içerisinde normal hayatlarına dönebilecekleri gözlemlenmektedir.

Panik atak hastası olan kişilerde sıklıkla görülen belirtiler fiziksel ve duygusal olmak üzere iki başlık altında incelenebilir;

Fiziksel Belirtiler

  • Aşırı derecede terleme ya da üşüme
  • Göğüste ağır bir sıkışma, fenalık hissi
  • Bulantı, karın ağrısı
  • Nefes almada güçlük, boğazın düğümlenir gibi olması
  • Nabzın olağandan fazla hızlanması ya da yavaşlaması
  • Kollarda, bacaklarda ya da diğer uzuvlarda uyuşma, hissizlik
  • Kasılmalar ve kontrol edilemeyen titremeler
  • Halsizlik
  • Odaklanamama sorunu

Duygusal Belirtiler

  • Bayılma, kendinden geçme korkusu
  • Çok hasta olma, hastaneye yatırılma, orada mahsur kalma korkusu
  • Aniden bastıran ve bir türlü kurtulunamayan ölüm korkusu
  • Kontrolün elden gittiğine ve de yeniden elde edilemeyeceğine dair bastırılamaz bir korku
  • Bir anda kişinin kendine yabancılaşması

Hastalarda bu belirtilerden yalnızca biri görülebileceği gibi aynı zamanda birden fazla belirti kendini gösteriyor olabilir.

Bu belirtiler ve nöbetler sonrasında her hastada farklı sonuçlar gözlenmektedir. Hayat standardını düşüren bu ataklar, kişinin ailesiyle, arkadaşlarıyla, iş hayatıyla kopukluklar yaşamasına, sürekli atakları bekleyerek sürekli diken üstünde olmasına neden olabilir. Buna ek olarak hastanın kendini her şeyden izole etmesine, sosyal hayatına tamamen son vermesine yol açabilir. Bazı hastalar ise oluşması muhtemel atakları ilaç tedavisiyle ya da madde/alkol kullanımıyla engellemeye çalışabilir. 

Kaynakça:

Read More

Otizm spektrum bozukluğunun kesin ve kalıcı bir tedavisi yoktur ancak erken tanı, bir ömür boyu sürecek ve tedaviyi destekleyecek eğitim süreci için büyük önem taşımaktadır. Üç yaşından önce teşhis konulan çocuklarda, özel eğitime bir an önce başlama imkânı vardır. Bu özel eğitimler haftada 20 ila 35-40 saatlik sürede olabilir. 

Otizm tedavisinde en etkili yöntemler özel eğitimler, davranış tedavileri, alternatif ve destekleyici tedaviler ve de gerekli görülürse ilaç tedavisidir.

Özel Eğitimler

Otizmli çocukların kendilerine özgü ihtiyaçları ve bu sebeple özel öğrenme gereksinimleri vardır. Özel eğitimler de, bu özel ihtiyacı karşılamaya yönelik en uygun çözümü sunar. Bu eğitimlerin etkisi çocuğun yaşına göre de değişkenlik gösterir. 

Erken çocukluk döneminde verilen eğitimler genelde bir eğitmen ile anne babasının ortak çalışması ile sağlanır. Dersler ilgili kurumlarda ya da gerekli görülürse evde devam ettirilir. Okul öncesi dönemde verilecek eğitimler genelde özel eğitim ana sınıflarında yapılır. İlkokul döneminde ise özel eğitim ihtiyacı olan çocuklar için bir istisna söz konusudur. 66 aylık zorunlu okula başlama yaşı, bu çocuklar için 78 aydır. 

Çocukluk döneminde gerekli eğitimleri alan çocuklar, genellikle lise döneminden sonra kaynaştırma programlarına dâhil edilirler. Bu programlar ile çocukları kendi yaşıtları ile aynı ortamda bulunması, iletişim yeteneklerini, sosyal becerilerini geliştirmeleri hedeflenmektedir.

Davranış Tedavileri

Davranış tedavileri alanında en yaygın yaklaşım uygulamalı davranış analizi, birçok araştırma ile desteklenen bilimsel kaynaklı bir yaklaşımdır. Bu uygulamaların en bilinenlerinden biri, otizm spektrum bozukluğu yaşayan birçok çocukta başarılı sonuçlar veren erken yoğun davranışsal uygulamadır. Bunun yanında oyun temelli, gömülü ve temel tepki öğrenimi kapsayan doğal öğretim yöntemi de vardır. 

Bu programların temel amacı, erken çocukluk döneminden başlayarak çocuklar için yaratılan pozitif öğrenme alanında, eğlenerek, keyif alarak öğrenim görmelerini sağlamaktır.  

Alternatif ve Destekleyici Tedaviler

Otizm tedavisinde bilimsel açıdan etkileri kanıtlanmamış olsa da alternatif yöntemler de kullanılmaktadır. Bunlar arasında, vücutta bulunmaması durumunda alınan tepkilere göre oluşturulmuş tedaviler vardır. 

Bazı araştırmalar bebeklik döneminde sıkça tüketilen buğday, arpa ve yulaftaki glüten ile sütteki kazein proteinlerinin otizme sebep olduğu iddiasını ortaya atmıştır. Bu sebeple alternatif yöntem olarak glüten/kazein diyeti uygulanmaktadır.

Varsayımdan öteye geçememiş olsa da kurşun, civa, alüminyum gibi ağır metallerin de otizme yol açtığı iddiası vardır. Ağır metallerden arındırma tedavisinde de vücut, erken çocukluk döneminde yapılan kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşılarının içinde bulunan ağır metallerden gerek bitkisel, gerek kimyasal yöntemlerle arındırılmaya çalışılır. 

Bunlara ek olarak otizmli çocukların bağırsak sistemlerinin hassas olması ve beslenmede çok seçici olmaları göz önünde bulundurularak başvurulan bir diğer tedavi yöntemi de vitamin ve mineral desteğidir. Bağırsak sağlığı ile beyin fonksiyonları arasındaki bağlantı da deneysel olarak kabul gördüğü için bu tedaviye de başvurulmaktadır.

İlaç Tedavisi

Günümüzde çok rağbet görmeyen bir yöntem olarak ilaç tedavisi de, sonuçları bilimsel olarak kanıtlanmamış bir tedavi yöntemidir. Ancak ilaçla kontrol altına alınabilecek dikkat bozukluğu, hiperaktivite, öğrenme ve davranış problemleri gibi durumlarda bu yöntem kullanılmaktadır.

Kaynakça:

  1. https://www.otizmvakfi.org.tr/
  2. https://www.cdc.gov/ncbddd/autism/treatment.html
  3. https://www.zicev.org.tr/905
  4. https://www.autismspeaks.org/what-autism/treatment/complementary-treatments-autism
Read More

Lise, bir insanın geleceğini şekillendiren en önemli dönemlerden biridir. Uygun bir lise tercihi, öğrencinin eğitim sonrası hayatına bir adım önde başlamasını sağlarken, yanlış bir tercih ile öğrencinin potansiyeli boşa harcanabilir. Bu yüzden, lise seçmeden önce bütün seçenekler değerlendirilmeli ve öğrencinin istek ve yeteneklerine uygun bir tercih yapılmalıdır.

Liselerin Özellikleri

Lise tercihindeki en önemli koşul elbette tercih edilebilecek liselerin özellikleridir. 2018 yılında tercih sisteminde yapılan değişikliklerle beraber, öğrencinin evi ile lise arasındaki uzaklık oldukça önemli hâle gelmiştir. Öğrenciler hem sınavla hem de yerel yerleştirmeyle liselere yerleşebilmektedir. Ancak sınavla yerleşilen liselerin de eve ve şehrin geri kalanına olan uzaklığı, tercih sistemini etkilemese de öğrencinin hayatını etkileyeceği için oldukça önemlidir. Seçilen lisenin ev ve potansiyel dershanelere uygun uzaklıkta olması veya ulaşım ağı bulunması, öğrencinin lisenin son yıllarında daha rahat etmesini sağlayacaktır.

Elbette lise tercihi yapmak sadece mesafe ile bitmiyor. Bazen, iyi bir lise için öğrenciler evden oldukça uzağa gitmeyi göze alabilir. Sınavla alan liseler arasında fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, üst düzey anadolu liseleri ve yatılı liseler oldukça revaçta. Öğrencinin böyle liselere puanının yetmesi durumunda eğitim kalitesi, eve olan mesafeden daha önemli bir etken hâline gelebilir. Bu tür liseler arasında seçim yaparken en önemli özellikler okul türü, yabancı dil eğitimi, üniversiteye yerleştirme başarısı ve fiziki imkânlar olur.

Lisede hangi yabancı dilin ağırlıkta olduğu ve ikinci yabancı dil için seçeneklerin neler olduğunu önceden araştırmak gerekir. Çoğu zaman ağırlıklı yabancı dil İngilizce, ikinci yabancı dil de Almanca olarak belirlenir ancak bazı okullarda ağırlıklı yabancı dil Almanca veya Fransızca olabilir. İkinci yabancı dil de okulun imkânları doğrultusunda değişebilir. Üniversiteye yerleştirme başarısı, okulun öğrencileri ve öğretmenleriyle ilgili bilgi sağlar. Üniversiteye yerleştirme oranı yüksek olan bir okulun öğrencilerinin üniversite sınavında da başarılı olduğu sonucuna varılabilir.

Özel liseler için de benzer koşullar geçerlidir. Sınavla alan özel liseler arasında Robert Kolej, Saint Joseph, Üsküdar Amerikan Koleji gibi okullar, puanları oldukça yüksek olmakla beraber yabancı dil ve üniversiteye yerleştirme açısından başarılı ve kapsamlıdırlar. Ayrıca bu okullardan mezun olan çoğu öğrenci, IB veya Fransız Bakaloryası sahibi olup yurt dışında üniversite okuyabilmektedir. Bu okullarla ilgili tercih yaparken, her okulun kendine özgü bir tarihi, kültürü ve müfredatı olduğu unutulmamalıdır. Her özel okulun öğretmenleri ve eğitimde öncelik verdikleri ilkeler birbirinden farklı olacaktır. Seçim yaparken bunların araştırılması ve öğrenci için en uygun koşulların seçilmesi oldukça önemlidir.

Öğrencinin Tercihi

Liseyi okuyacak olan asıl kişi öğrencinin kendisi olduğu için, öğrencinin bireysel özellikleri lise seçiminde büyük önem taşır. Fen grubu derslerini sevmeyen bir öğrenciyi fen lisesine gitmeye zorlamak yanlış bir yaklaşımdır. Öğrenciye, kendi istek ve hedefleri doğrultusunda seçim yapma hakkı tanınmalıdır. Öğrencinin ilgileri ve yetenekleri ile puanı doğrultusunda seçebileceği en iyi okulların kesiştiği yerde, kendi isteğinin de örtüştüğü bir okulu tercih etmek, hem öğrenci hem de veli için en iyisi olacaktır.

Read More