“Özür dilerim”, “Af edersin”, “Pardon” gibi ifadeler, etrafında dönen sohbetleri dinleyen bir çocuğun duyacağı ilk cümlelerden arasında yer alıyor. Gündelik hayatta sık sık sarf ettiğimiz bu cümle, çocuk gelişimi açısından oldukça önemli bir işleve sahip. Çocukları özür dilemeye ve özre karşılık vermeye teşvik etmek, onların empati duygularını geliştirmelerinde ve başka insanlarla sağlam ilişkiler kurmalarında önemli rol oynuyor.

Empatinin anahtarı: “Özür dilerim”

Virginia Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırma, özür dilemenin çocuklarda empati gelişimine nasıl katkı sunduğuna dair önemli veriler ortaya koyuyor. Araştırmacılar, 6-7 yaşlarındaki bir grup çocukla kendi içlerinden bir asistandan plastik kaplar kullanarak kule yapmalarını istiyorlar. Araştırma asistanı, çocuklardan biri kulesini tamamlamak üzereyken “kazara” kuleyi yıkıyor. Ardından asistan ya özür diliyor ya da hiçbir şey demiyor.

empati

Kulesini yıkan asistanın özür dilemesi, çocuk için ilk başta büyük bir etkiye yol açmıyor. Kendilerinden özür dilenen çocuklar en az diğerleri kadar kötü hissettiklerini belirtiyorlar. Fakat özrün değeri daha sonra ortaya çıkıyor: Araştırmacılar çocuklardan asistana çıkartma vermelerini istediğinde, kendilerinden özür dilenen çocuklar kulelerini yıkan asistana karşı daha cömert davranıyorlar. Eğer asistan kulenin yeniden yapımında çocuğa yardım etmeyi teklif ederse, bu hem çocuğun daha mutlu hissetmesini hem de asistana karşı daha cömert davranmasını sağlıyor.

Kelimeler fark yaratır

Karşı taraftan “özür dilerim” cümlesini duyan bir çocuk, üzüntüsüne sebep olan kişinin kendini kötü hissettiğini anlıyor, onun bir daha böyle bir şey yapmayacağına dair güven geliştiriyor. Kendini karşısındaki insanın yerine koymaya daha hazır hissediyor. Öte yandan yalnızca özre karşılık vermek değil özür dilemeyi içselleştirmek de empati duygusunun gelişimine katkı sağlıyor. Her bireyin bazen hata yapabileceğini, hatayı kabullenip özür dilemenin ve hatayı telafi etmeye çalışmanın utanç duymaktan daha değerli olduğunu öğrenen çocuklar için karşılaştıkları zor durumlara başka insanların görüş açılarından bakmak daha kolay oluyor. Böyle bir bilince sahip çocuklar, kendi kelimelerinin de başkalarının kelimeleri kadar güçlü olduğunu ve özür dilemenin de özre karşılık vermek kadar değerli olduğunu bilen sorumlu bireyler olarak yetişiyorlar.

Çocuklar da yetişkinler gibi kendilerini keyifsiz durumlarda bulabilirler. Özür dilemenin önemini kavrayan çocuklar, bu zor durumlarla baş ederken kendilerini başkalarının yerine koymakta ve yara almış ilişkilerini tamir etmekte daha başarılı oluyorlar.

Read More

Meditasyon yapmaya başlayan kişilerin çoğu, maymun zihin denen sürekli, hiperaktif ve kendi kendini yıkıcı düşüncelerden kurtulmayı hedefler. Diğer taraftan gerçek şu ki, meditasyon zihinsel ve duygusal kargaşaları yok etmez. Daha ziyade, deneyimlerimizle iç içe olmamızı sağlayan mekanı ve yumuşaklığı geliştirir. Böylece duygu ve düşüncelerimizin çağlayanıyla oldukça farklı bir şekilde ilişkileniriz.

Bu yazıda bahsedeceğimiz mindfulness uygulaması, özellikle duygusal karışıklık ve acıyı hafifletmek için tasarlanmıştır. Olumsuz ya da rahatsız edici bir duygu ortaya çıktığında, bir an durum aşağıdaki dört adımı kendinize hatırlatın. Bir şeylerin değiştiğini göreceksiniz.

Tanıma

Ne yaşadığımızı bilmedikçe, yaşadığımız duyguyla başa çıkmak neredeyse imkansızdır. Yani, ilk adım ne olup bittiğini fark etmektir. Sizi rahatsız eden bir sohbeti ele alalım. Rahatsız oluyorsanız bunu yok saymak yerine, hissettiğiniz duyguya daha yakından bakın. Bu duyguyla tanışmaya çalışın. Hissiniz öfke olabilir mi? Öfkeli olmak size nasıl hissettiriyor? Mindfulness pratiği burada başlıyor.

Kabul etme

İkinci adım, birincinin uzantısıdır. Bu hissi kabul edin ve orada olmasına izin verin. Diğer bir deyişle, kendinizi bu duyguyu hissetme izni verin. Hissettiğiniz duygu için kendinize kızdığınız zaman başarıya ulaşma gücünüzün olmadığını kendinize sürekli söylemiş olursunuz. Ancak düşünceleriniz, karakteriniz değildir. Onları evinize gelen misafirler gibi düşünün. Onları selamlayın, içeri kabul edin ve izleyin.

mindfulness

Hislerinizi kötü ve yanlış olarak değerlendirmek yerine, acı verici olarak adlandırmak yeterlidir. Bu özsevginin oluşması için gerekli altyapıyı sağlar. Çünkü böylece herhangi bir duygunuz bastırılması gereken bir düşmana dönüşmemiş olur.

Araştırma

Artık açıklık ve merak duygusuyla sorular sormaya ve keşfetmeye başlıyorsunuz. Bu, takıntı veya suçlamadan çok daha farklıdır. Büyük bir hızla tetikleyicilere öfkelenmek yerine, duygunun kendini araştırmak gerekir. Merak ve duyguya yakınlık büyük oranda özgürlük verir. Hissettiğiniz duygunun nasıl ortaya çıktığını araştırın. Duygular aslında çeşitli ipliklerden dokunmuş karmaşık dokulardır. Örneğin, öfkenizin içinde üzüntü, çaresizlik veya korku olabilir.

TanımlamaMA

Son adımda, duygularınız üzerinden kendinizi tanımlamamayı öğrenmeniz gerekiyor. Belli durumlarda ve belli kişilere karşı öfkeli olmanız, sizi öfkeli bir insan yapmaz. Kendinize belli zamanlarda öfkelenme izni vermeniz, her zaman ve her koşulda öfkeli olduğunuz anlamına gelmez. Bu sonunda kendinize olan sevginizi unutmanıza sebep olabilir. Bunun yerine duygularınızın ortaya çıkışını, derinliğini, içeriğini görerek duyguyu kendi başına ele almanızda fayda var.

Read More

Şüphesiz ki üniversite seçimi, eğitim hayatına dair verilecek kararlar arasında en önemlilerinden biri. Eğitim hayatının türlü zorluklarla dolu olması, öğrencilerin zaman zaman tercihlerinde çok da seçici olmamalarına, başarma ve yola devam düşüncesine daha çok ağırlık vermelerine neden olabilir ancak yapılacak seçimlerle geleceğin şekillenecek ve de bu kararın kişiye bir takım sorumluklar yükleyecek olması da unutulmamalı. Bu yüzden doğru bir kariyer planlamasının ilk adımı da doğru üniversiteyi seçmekten geliyor.

Tercih aşamasındaki öğrencilerin gerekli araştırmaları yaparken aşağıdaki 5 önemli soruyu cevaplamaları ve yola ona göre devam etmeleri çok önemli. 

Önemli 5 Soru

Hangi Bölümü Tercih Etmeliyim?

Üniversite tercih döneminde verilecek en önemli karar kesinlikle bölüm seçimi. Üniversiteye kadar alınan eğitimin ilgi ve yetenekler açısından seçim gerektirmeyen bir dönem olması, bu tercihin daha da kritik bir hal almasına neden oluyor. Çünkü eğitimin ve de daha önemlisi kariyerin temeli tam da bu noktada atılıyor. 

Doğru tercih için ilgi duyulan konulara yakın bölümleri araştırmak ve bu bölümlerin yetenekler ile uyuşup uyuşmadığını görmek gerekli. İlgi alanlarını listeleyip bunlarla örtüşen derslerin verildiği üniversiteleri inceleme altına almak iyi bir başlangıç olabilir. Bu bölümlerde anılmaya değer bir başarısı olan üniversiteler, bu ilgi ve yeteneklerin ileride daha da güçlenmesini ve severek yapılan bir mesleğe sahip olunmasını sağlayabilir.

Tercih Listemdeki Üniversiteler İlgi ve Yeteneklerime Karşılık Verebiliyor mu?

Ülkemizde ve dünyada artık hemen hemen tüm üniversiteler, çeşitli bölümlerde eğitim imkânı sunuyor. Ancak bu, tercih edilecek bölümün her üniversitede aynı yeterliliğe sahip olduğu anlamına gelmiyor. 

İlgi ve yeteneklere birebir karşılık verebilecek kurumu tespit edebilmek için üniversitenin ziyaret edilmesi, eğer ki böyle bir imkân varsa örnek ders içeriklerinin incelenmesi, bölüm öğretim görevlileriyle ilgili detaylı bilgi alınması ve mezunlarla iletişime geçerek merak edilenlerin sorulması bu konuda atılacak en doğru adımlar olabilir.

Üniversitenin Konumu Kişiliğime, Yaşam Şartlarıma Uygun mu?

Üniversitede alınacak eğitimin kalitesi kadar, konumunun yaşam şartlarınıza uygun olması, konaklama ve diğer ihtiyaçlar için gerekli imkânları sunması da çok önemli. Ulaşımın zor olduğu, maddi açıdan öğrencinin zorlanmasına ve sıkıntı çekmesine neden olacak kampüsler eğitim hayatının da olumsuz etkilenmesiyle sonuçlanacaktır. Bu yüzden en iyi şartları ya da uyum sağlanabilecek ortalama şartları sunan üniversite tercih listesinin başına alınmalı. 

Bunlara ek olarak öğrencinin psikolojik ve kültürel anlamda kendini rahat hissedebileceği bir konumda olması da çok önemli. Üniversite hayatı sırasında değerlendirilebilecek yarı zamanlı iş imkânları da bu şartlara katkıda bulunabilir.

Üniversitenin konumunun, öğrencinin ihtiyaç duyduğu durumlarda sağlık hizmetlerine kolayca erişebilmesine elverişli olması da büyük bir avantajdır. 

Sosyal İmkânlar Yeterli mi?

Yine eğitim kadar önemli olan bir başka nokta da sosyal imkânlar. Öğrencinin ilgi ve yeteneklerine hitap eden aktiviteler, sosyal gruplar ve topluluklara katılabilmesi hem kendi gelişimi hem de mutlu bir eğitim hayatı geçirmesi açısından önemli bir nokta. Öğrenciler üniversitelerin kampüslerinde bulunan kariyer gruplarından spor, müzik ekiplerine, gezi gruplarında destek topluluklarına kadar birçok imkândan faydalanabilir.

Mezuniyet Sonrasında da Destek Alabilecek miyim?

Öğrencinin üniversite olan tek bağı, eğitim süresi boyunca alacağı eğitimden ibaret değildir. Tercih edilen üniversite bir ömür boyu özgeçmişte yer alacak, yeri geldiğinde kariyer basamaklarında referans olabilecek bir konuma gelecektir.

Mezuniyet sonrası kurumun yeni mezuna sağlayacağı destek, iş hayatında atılan ilk adımlarda büyük bir fark yaratabilir. Bu destek, uzmanlık edinmek üzere alınabilecek mezuniyet sonrası programlardan olabileceği gibi, eski mezunların deneyimlerini ve iletişimde oldukları bağlantıları paylaştıkları topluluklardan da gelebilir.

 

Kaynakça:

  1. https://www.universitylanguage.com/guides/new-college-student/
  2. http://www.bestcollegevalues.org/8-steps-for-choosing-the-right-college/
Read More

Hayatımızın her alanında karşımıza çıkabilecek travmatik olaylar, stres, endişe gibi problemlerin etkilerini azaltmak için hayal dünyamızı araç olarak kullandığımız psikolojik desteğe sanat terapisi denir. Bazen hissettiklerimizi kelimelere dökmek zannedildiği kadar kolay olmaz ya da derdimizi anlatacak bir söz öbeği olmadığını düşünürüz. Çocuklar söz konusu olduğundaysa, henüz kelime dağarcığı yeterince gelişmemiş olabilir.

Böyle anlarda sanatsal bir faaliyet ile kendimizi ifade edecek bir liman bulmuş oluruz. Ortaya çıkardığımız eser, sorunlarımızdan arınmamızı sağlarken ruhumuzdan da izler taşır. Soyut ve somut duygu aktarımımızı sanat yoluyla yaparız. İşte bu noktada sanat terapisi devreye giriyor.

Sanat terapisi duygularımızı dışa vurduğumuz bu aktivitelerin bir psikolojik danışman veya terapist tarafından yönlendirildiği tedavi yöntemidir. Sadece belirgin bir sorunu bulunan kişiler değil çocuk ya da yetişkin herkes sanat terapisi ile ruhunu arındırabilir. Resim, heykel, müzik gibi sanatın her dalında yapılabilen terapiler ile kendimizi daha rahat ifade edebiliriz.

Yirmi birinci yüzyılda ortaya çıkan sanat terapisi sorunlarla baş etmemizi sağlar ve kişisel gelişimimize katkıda bulunur. Aynı zamanda dikkat eksikliği, asosyallik, adaptasyon, konuşma güçlüğü, anksiyete, panik atak gibi sorunları da tedavi edici etkiye sahiptir.

sanat terapisi

Sanat terapisi hayatımızı nasıl değiştirir?

Sanat terapisinin hayatımızı nasıl değiştireceğini öğrenmeden önce neden bu yönteme ihtiyaç duyduğumuzu kavramamız gerekir. Aslında böylece kendimizde neleri değiştirmek istediğimiz konusunda da bilinçlenmiş oluruz.

Hayat, her an karşımıza yeni sürprizlerle gelebilir. Kimi zaman bizi mutlu eden bu sürprizler kimi zaman ise mutsuzluğun kapılarını aralar ve buna rağmen hayat devam eder. Zamanı durdurma şansımız yoktur. Tüm bu yaşadıklarımız, içimizde kelimelere dökemediğimiz ruhsal problemlere yol açabilir. Sanat terapisi ile kendimizi farklı şekillerde de ifade edebileceğimizi öğreniriz.

Sanatsal faaliyet yoluyla dışa vurduğumuz duygu ve düşüncelerimizi, bu süreçte bize yardımcı olan uzmanların da desteğiyle anlamlandırır ve bu konuda bilinçleniriz. Sanat terapisinin sonunda hayatımıza farkındalıkla devam ederiz. Başkalarının ve kendimizin farkında olarak yaşadığımız hayatın önemini böylece daha iyi kavrayabiliriz. Bu terapiden sonra hayata daha pozitif bakmaya başlarız. Artık içimizde biriktirdiğimiz duygularla nasıl başa çıkacağımızı biliriz. En önemlisi sanatın iyileştirici gücü sayesinde hayatın karşımıza çıkardığı her sürprizi kucaklamayı öğreniriz.

Read More

Okul öncesi eğitimde el işi, büyük önem taşır ve eğitim programında geniş bir yer kaplar. Ancak bu işlerin çoğu daha önceden belirlenmiş bir sonuca varmak, bir ürün elde etmek için yapılır. Daha önceden kesilmiş kağıtları bir araya getirmek, belli çerçevede resimler yapmak gibi görevleri kapsayan el işi çalışmalarının çok daha etkili bir alternatifi var: “Süreç sanatı”.

Süreç sanatı nedir?

Süreç sanatı kısaca, sanat çalışması sürecine vurgu yapan, yaratım sürecini eserin konusu ve en önemli kısmı olarak gören yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, sürecin sonunda elde edilecek olan eserdense yaratım çalışmalarının kendisi önem kazanır. Geleneksel anlamdaki el işi çalışmalarında, ürün odaklı bir süreç yürütülürken gözden kaçırılan pek çok detaya süreç sanatı ile hak ettiği değer verilmiş olur.

surec sanati

Gelişim çağındaki çocuklar için, boyalarla ya da kille uğraşmak önemli kazanımlar sunarken, halihazırda ellerine verilen kağıtları bir araya getirmenin katkısı nispeten çok azdır. Bir şey üretirken neler yaptığına dair farkındalık ve deneyimin en önemli katkılarından biri problem çözme becerisinin gelişmesidir. Bunun yanı sıra özgüveni yüksek, yaratıcılığı ve motor becerileri gelişmiş çocuklar yetiştirmek için de süreç sanatından faydalanılabilir.

Süreç sanatında erişilmeye çalışan ideal bir eser ya da tamamlanması gereken bir proje yoktur. Örneğin, çocuklar eserlerinde göz yapmak istediklerinde, yanıbaşlarında duran pamuk toplarını ya da siyah rengi kullanmak zorunda hissetmez. Yaratıcılık potansiyellerini sonuna kadar kullanarak istedikleri materyal veya renkle göz yapabilirler. Bu küçücük detay bile büyük önem taşır. Neden mi?

Süreç sanatı ne kazandırır?

Yukarıdaki örnekle devam edelim. Çeşitli malzemeleri kullanarak bir köpek yapan çocuk için gözün ne şekilde yapılacağı, çözülmesi gereken bir problemdir. Problem üzerine düşünmesi ve alternatifleri denemesi/değerlendirmesi için fırsat bulduğunda, bir problemi çözmede ne çok seçenek olabileceğini keşfeder. Böylece sonucun doğru – yanlış ya da güzel – çirkin olmasına göre değil, duruma göre en uygun ya da o sırada tercih ettiği seçeneği uygulayabileceğini öğrenir.

Bu yaklaşım büyük oranda eğitimcileri ilgilendiriyor gibi görünse de, aslında ebeveynlere de önemli bir rol düşüyor. Duvarlara, buzdolaplarına çocuklarının ürettiği eserleri asmaktan, hemen hemen tüm ebeveynler hoşlanır. Bu çocuğun çalışmasını teşvik ve takdir etmek için de çok önemlidir. Ancak, bu eserleri seçerken ve yorumlarken güzel – çirkin ayrımı yapmamak, çocukla konuşurken ne yaptığındansa nasıl yaptığını sormak okul öncesi eğitimde süreç sanatı yaklaşımının evde de devam ettiği anlamına gelir.

Read More

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan bir çocuğa ebeveynlik yaparken farklı iletişim stratejilerine ihtiyaç duyabilirsiniz. İletişim, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkide hayati önem taşır. Dikkat ya da duyusal açıdan zorluk yaşayan bir çocuk ile iletişim kurmak ise zaman zaman zor olabilir. Aşağıda DEHB’li çocuğunuzla iletişimi güçlendirmek için etkili stratejiler göreceksiniz.

Çocuğunuzun size dikkatini verdiği zamanları fark edin.

Çoğu insan duyulduğunu bilmek için göz teması beklentisi içine girer. Bununla birlikte, DEHB’li bir çocuğun zihni, diğer insanlara göre çok hızlı bir şekilde çalışır. Bu nedenle sizinle göz teması kurmayabilir veya göz temasını korumaya devam etmeyebilirler. Bu, dinlemedikleri anlamına gelmez. Tam tersine, birçok çocuk karşısındaki dinlerken farklı şeylerle ilgilenir. Çocuğunuzun size verdiği ipuçlarına dikkat edin ve size ne zaman dikkatini verdiğini keşfedin.

Kısa ve basit yönlendirmelerde bulunun.

Çocuklar kolayca bunalabilirler. Onlara bir şey öğretirken veya bir görevi yerine getirmelerini isterken, adım adım talimat verin. Ancak, tüm adımları bir kerede belirtmeyin. Onlara bir veya iki basit adım verin ve ardından her adım tamamlandığında bir diğerini söyleyin.

İletişim stratejileri oluşturun.

Çocuğunuzla iletişim kurmaya çalışırken yaratıcı olmanız gerekebilir. Örneğin, bir dinleme topu kullanabilirsiniz. Çocuğunuzdan sizi dinlerken topu tutmasını ve söz size geçtiğinde topu size vermesini isteyin. Çocuğunuzdan istediğiniz veya çocuğunuzun yapması gerekenleri belirtmek için görsel ipuçlarını da kullanabilirsiniz. Yatağın zamanı geldiğinde, onlara birlikte uyuduğu ayıcığı uzatabilirsiniz. Böylece birden fazla duyusuna hitap edebilirsiniz.

DEHB

Seçenek sunun.

Çocuklar ebeveynlerini, onlarla konuşmaktansa onlardan bir şey istediğinizi düşündüklerinde yok saymayı hızlı bir şekilde öğrenirler. Bununla birlikte, çocuğunuza bir seçenek sunduğunuzda, sizi dinlemesi daha kolay olur. Çoğunlukla kendilerini yavaşlatarak ve seçimleri tartmaya yönelirler. Böylece istedikleri kararı verebilirler. Örneğin, yatma saati geldiğinde “Yatma vakti geldi. Bu gece hangi pijamaları giymek istiyorsun – kırmızı olanlar mı yoksa mavi olanlar mı?” diye sorabilirsiniz.

Yumuşak konuşun ve sakin olun.

Sesinizi yükselttiğinizde, bu çocuğunuzu uyarabilir. Gerçekleştirmeye çalıştığınız şeylerin tam tersi bir sonuç verir, özellikle de çocuğunuz zaten heyecanlı veya kaygılıysa. Çocuğunuzla yumuşak bir ses tonuyla konuşun ve sakin olun. Çok fazla uyarıldıklarını düşünüyorsanız, uzaklaşın ve ilginç bulabilecekleri sessiz bir aktivite önerin. Bloklarla, renkli bir kule oluşturun veya bir bulmaca çözün. Sakinlik, onları olumlu yönde etkileyecektir.

Beklentilerinizi açıklayın.

Çocuğunuz kendilerinden ne beklendiğini ve ne beklenebileceğini bildiğinde, daha sakin ve uyumlu davranmaya yatkın hale gelir. Ödüllendirici olumlu davranış, gelecekteki işbirliğini de destekler.

Read More

Fiziksel aktivitenin zihinsel odaklanmayı kolaylaştırdığı, hafızayı ve bilişsel gelişimi olumlu yönde etkilediği bilimsel araştırmalar sonucunda ispatlanmıştır. Dikkat aralığını geliştirmeyi hedefleyen zihinsel egzersizlerin DEHB’nin (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) yaygın semptomlarına karşı tamamlayıcı rol oynadığı da ortaya çıktı.

Illinois Üniversitesi profesörü Charles Hillman’ın çalışmalarına göre; çocukluktaki bilişsel performans ve beyin fonksiyonlarını iyileştirmek için fiziksel aktivite önemli bir faktör. Fiziksel aktivite tüm çocuklar için önemli bir yatırımken DEHB’li çocuklar için hayati bir öneme sahiptir. Diğer taraftan egzersizin zaman kullanımı konusunda çok etkili olduğunun bilinmesine rağmen geleneksel eğitim sisteminde, bu egzersizlerin çok büyük bir yer taşımadığını da görüyoruz.

Fiziksel egzersizin yarattığı gelişmeler, bu kapsamda dikkat dağınıklığını önleyen ve odağı sürdüren sınırlar, işler bellek ve bilişsel esneklik çerçevesinde yönetimsel kontrolde gerçekleşir. 2014 yılında gerçekleştirilen bir çalışma, 12 haftalık egzersiz programının başta DEHB’li çocuklar olmak üzere tüm çocuklarda matematik ve okuma sınavlarında daha yüksek başarı gösterdiğini ortaya koydu.

Fiziksel aktivite yönetimsel fonksiyonları olumlu etkiliyor

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yönetimsel fonksiyonların ve buna bağlı olarak da matematik ve okuma becerilerinin zayıflamasına sebep olur. Aslında, bu araştırma sonuçları bir sürpriz sayılmaz. Çünkü daha önceki çalışmalar da fiziksel aktivitenin DEHB’li çocuklarda olumlu etkiler yaratabileceğini öne sürüyordu.

dehb-cocuklar-egzersiz

2013 yılında ise Journal of Attention Disorders’ta (Dikkat Bozuklukları Dergisi) çok benzer bir çalışma, sekiz hafta boyunca günlük sadece 26 dakikalık fiziksel aktivitenin, ilkokul çocuklarında DEHB belirtilerini önemli ölçüde azalttığı ortaya konmuştu. Çalışmanın bir sonucu, “fiziksel aktivitenin küçük çocuklarda DEHB belirtilerinin ele alınması için umut vaat ettiği” idi. Araştırmacılar bu bulgunun “ileri çalışmalarla dikkatlice araştırılması” gerektiğini yazdı.

Her şeyden önce, Hillman ve meslektaşlarının Pediatri dergisine yazdıkları gibi, fiziksel hareketsizliğin pandemisi, “küresel sağlığa ciddi bir tehdit” olarak tanımlanamaz hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlerin yaklaşık yüzde 10’undan sorumludur. Fakat açıkça, sürekli olarak öğrendiğimiz skolastik performans da dahil olmak üzere ölümlerden daha çözümü zor şekilde ortaya çıkıyor.

Harvard’da psikiyatri profesörü olan John Ratey, insanların DEHB için tedavi olarak egzersiz yapmayı düşündüklerini ileri sürüyor. Çok hafif fiziksel aktivite bile beyni, Adderall gibi ilaçları uyarma şekline benzer şekilde, dopamin ve serotonin salgılamasını tetikleyerek ruh hali ve bilişsel performansı geliştirir. 2012 TED konuşmasında Ratey, fiziksel egzersizin “gerçekten beyinlerimiz için olduğunu” savunuyor.  Ama belki de bu durumda, kişinin vücudunu hareket ettirmeyi düşünmek için yapıcı bir yoldur.

Read More

Duygularını yönetme ve baskı altında sakin kalma becerisi, performansı direkt olarak etkiler. Yapılan araştırmalar yüksek performans gösteren kişilerin %90’ının sakin ve kontrollü kalmasını sağlayacak şekilde stresli zamanlarda duygularını yönetebildiğini gösteriyor. Belli bir ölçüde stres, beynin harekete geçmesine yardımcı olurken, sürekli ve yüksek dozlu stres kişilerin fiziksel ve zihinsel sağlığına olumsuz etki ediyor. Bu nedenle stresi yönetmek ve sakin kalmayı başarmak önemli bir beceri olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, başarılı insanlar stresle nasıl baş ediyor ve nasıl sakin kalıyor?

Sahip olduklarının değerini biliyorlar

Sahip olduğunuz şeylere minnettar olmak ruh halinizi iyileştirir. Çünkü bu stres hormonu kortizolünü %23 oranında azaltır. California Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, her gün minnet duygularını geliştirmek için çalışan insanların daha iyi ruh hali, enerji ve fiziksel esenlik yaşadıkları ortaya çıktı. Bu durumda daha düşük kortizol seviyeleri önemli rol oynadı.

“Keşke” demiyorlar

“Keşke şöyle yapsaydım,” “Böyle yapsam nasıl olurdu?” gibi düşünceler stres ve endişeyi besliyor. İşler milyonlarca farklı yöne gidebilir. Olasılıklar hakkında daha fazla endişelendikçe asıl işinize daha az odaklanır ve sakin kalma konusunda daha başarısız olursunuz. Sakin insanlar, “keşke” demenin onları hiç istemedikleri bir duruma sokacağının farkında.

basarili-insanlarin-sakin-kalma-taktikleri

Pozitif olmaya önem veriyorlar

Olumlu düşünceler, beyninizin dikkatini tamamen stressiz bir şeye odaklayarak stresi hayatınızda kapladığı alanı azaldır. Zihniniz istemediğiniz şekilde olumsuz düşüncelere daldığında bilinçli olarak olumlu düşünceleri tercih etmelisiniz. Zihniniz sizi olumsuz düşüncelere sürüklerken bunu yapmak pek kolay değildir. Böyle zamanlarda bir olumlu olayı hatırlayın ve bu olayı düşünmeye çalışın. Ne kadar küçük bir olay olursa olsun mutlaka işe yarar.

Kafein alımını sınırlandırıyorlar

Kafeinli içecekler adrenalin salınımını tetikler. Adrenalin, “savaş ya da kaç” olarak özetlenen, tehlike durumunda güçlü olup savaşmaya ya da gerekli zamanda kaçmaya iten hayatta kalma mekanizmasıdır. Böyle durumlarda rasyonel düşünmek yerine en hızlı şeklde tepki vermeye çalışırız. Bu mekanizma, eğer ormanda sizi kovalayan bir ayı varsa işe yarayabilir ama iş için bir e-posta yazıyorsanız durumu kötüleştirebilir.

Düzenli uyuyorlar

Uyuduğunuz zaman beyniniz tam anlamıyla yenilenir, günün anılarını saklar ya da atar ve böylece güne daha zinde başlarsınız. Yeterince uyumadığınız zaman kendinizi kontrol etmeniz, dikkatiniz ve hafızanız zayıflar. Stresli projeler genellikle sizi uyumaktan alıkoyabilir. Ancak yeterince uyuduğunuz zaman işleri daha rahat kontrol altında tutabilirsiniz.

Read More

Sanat yolu ile iyileşmenin hayat bulmuş hali olan sanat terapisi, kişileri etkili ve katılımcı bir şekilde tedavi etmenin bir yoludur. Bu kapsamda; müzik terapi, hareket terapisi, drama terapi, şiir terapi, bibliyo terapi, oyun terapi, kum terapisi uygulanabilir.

Sanat başlı başına kendini ifade etmenin ve tanımanın bir aracıyken, sanat terapisi sorunlarımızı çözme konusunda bize yardımcı olabilir mi? Şimdi sanat terapisi hakkında bilmemiz gereken 5 şeye göz atalım.

İnsanları Yansıtan Dil: Sanat

İç dünyanızda yüzleşemediğiniz, ötelediğiniz duygularız olabilir. Sanatın hangi türünü icra ederseniz edin ortaya çıkardığınız eser sizin iç dünyanız hakkında ipuçları barındırır. Bu kişiliğiniz, karakteriniz ve hatta ruh sağlığınız ile ilgili olabilir. Ruh sağlığınızla ilgili şifreler veren sanatsal çıktılarınız terapistinize belki de bir rahatsızlığınızın sinyallerini verecektir.

Dışavurumsal sanat terapileri ile iç dünyanızda çıkmayı bekleyen bu yoğun duygular renkler, sesler, imgeler olarak açığa çıkabilir. Bu açıdan baktığımızda sizi sizden öte size rağmen anlatan bir dil olarak sanat mesajlarla doludur. Mesajlarınızı anlayabilen bir terapistle temas edersiniz, size tam da içeriden gelmiş olan mesajlarınıza uygun terapilerle destek bulabilirsiniz.

Kendinizi Keşfedin

Sanatın etkili bir keşif aracıdır. Çoğu sanat insanı, sanat yapma güdüsünü; kendi iç dünyasına bir yolculuk olduğundan bahseder. Kendimizi keşfetmeye yönelik bir motivasyon ile de sanat terapisi yapabiliriz. Bu kendi iç dünyamıza yapacağımız en etkili seyahat olacaktır.

sanat-terapisi

Klasik terapiden farklı bir yöntem olarak sanat terapisi 1940’lardan bu yana kullanılan bir terapidir. Güncel olan ve gelişmekte olan yöntem olarak, özellikle çocuklar ve gençler için sıklıkla tercih edilir. Çağı yakalayan bir yerden içimize dönerek içimizdeki gücü çıkarmanın bir yolu olarak sanat terapisi tercih edebiliriz.

Sanat Terapisi Kapsamlı ve Kapsayıcıdır

Kendi içinde müzik hareket drama, şiir, bibliyo, oyun, kum terapisi olarak çeşitlidir. Ve tüm sanat dallarında çeşitlendirilebilecek kadar zengindir. Kişilerin yaş grupları, yetenekleri gibi bireysel özellikleri hangi sanat çeşidi ile ilerleneceğinin belirleyicisidir. Burada dikkat edilen ve odaklanılan yöntem belirleyicisi sizsiniz. Ve hangi yöntem seçilirse seçilsin terapi size özel olacaktır.

Çocuk, yetişkin fark etmeksizin herkes için etkili bir terapi yöntemidir. Sanat terapisi kişiye özel ve herkese uygundur. Bu sebeple kendi iç dünyanızın dışa vurumunu sağlayacağınız bir sanat dalı ile terapiye başlarsınız.

Read More

Bugün içinde yaşadığımız dünya çok sayıda dikkat dağıtıcı unsuru barındırıyor. Başarılı olmak için bu unsurlardan sıyrılmak ve yapılan işe odaklanmak büyük önem taşıyor. Profesyonel veya akademik çalışmalar, başarılı sonuçlar doğurmak için pratik ya da stratejik becerileri gerektiriyor. Gelin bu becerilere birlikte göz atalım.

Odaklanma ve konsantrasyon becerisi

Son yıllarda meditasyona verilen önemin artmasının sebebi, büyük ölçüde artan dikkat dağıtıcı unsurlar. Çünkü böyle bir dünyada başarılı olmak için, odaklanmak ve yapılan işe bütün konsantrasyonu vermek gerekiyor. Bunun yolu, en iyi odaklanma ortamını ve zamanını keşfetmekten geçiyor. Bu süreçte meditasyon, dağılan zihnin toparlanmasına yardımcı oluyor.

Problem çözme becerisi

Eldeki işe baktığında, çözülmesi gereken problemleri hızla fark edebilen kişiler çok daha başarılı oluyor. Bu zamanın iyi yönetilmesi ve enerjinin verimli kullanılması için çok önemli. Problem çözme becerisinin, diğer kişilerle birlikte çalışma ve işbirliği geliştirmeyi de kapsadığını da hatırlatalım. Her şeyi kendiniz çözmek zorunda değilsiniz. Elinizdeki problemi çözmek için yetkin kişileri tespit etmek de problem beceriniz olduğunu gösterir.

basari-beceri

Kaliteli bilgiyi tanıma becerisi

Teknoloji çağında, bilgi önem kazandı. Ancak, kaliteli olmayan bilgiler de büyük bir hızla dolaşıma girdi. Başarılı olmak için zaman yönetimi çok önemli ve zamanı iyi yönetmek için de kaliteli bilgiyi görünce tanımayı öğrenmeniz gerekiyor. Elinizdeki işi tamamlamak için hangi bilgilere ihtiyacınız olduğunu bilirseniz, bilgiye ulaşmanız da daha kolay olur.

Bilgiyi sentezleme becerisi

Farklı kaynaklardan elde edeceğiniz bilgileri, mevcut bilgilerinizle nasıl sentezleyeceğinizi biliyorsanız başarılı olmanız o kadar mümkün. Çünkü bilgiler birbirinden bağımsız şekilde salınırken bir çıkarım sağlamaz. Çıkarımı sağlayacak ve bu bilgileri belli bir bakış açısına göre değerlendirecek olan sizin senteziniz olacak. Bunun için detayların birbiriyle nasıl ilişkilendiğini görmeye çalışın.

Eleştirel düşünce becerisi

Eleştirel düşünme, yeni bir ürün ya da fikir elde etmek için olmazsa olmaz bir beceridir. Geçmişteki ortaya konmuş bilgileri edinmek ne kadar önemli olsa da, başarılı olmak için kendi bakış açısınızı katmanız gerekir. Bu, verilen bilgiyi olduğu gibi almak ve kabul etmek değil, bu bilginin neden kabul edilebilir olduğunu araştırmak anlamına gelir. Uzun süreli öğrenme için, “nedir?” sorusuna cevap aramanın ötesinde “neden?” sorusuna da bir cevap bulmak önemlidir.

Read More