Narsisistik kişilik (özsevici kişilik) özellikleri son dönemde popüler dizi ve filmlerde sıklıkla işlenmeye başladı. Bu da narsist kişilik özelliklerini kendimizde ve bir arada olduğumuz diğerlerinde arama sıklığımızı artırdı. Günlük iletişimlerimiz içerisinde de narsist terimini sık sık kullanmaya ve duymaya başladık. Bu kullanım sıklığının artmasının önemli nedenlerinden birisi de artan sosyal medya ve internet kullanımı.

Çünkü artık hepimiz 7/24 birbirimizin hayatına internet aracılığıyla dahil olabiliyoruz. Beğenilerimizi, tercihlerimizi, duygu, düşünce ve değerlendirmelerimizi bu platformlardan paylaşabiliyoruz. İnternet ortamında paylaştığımız görsel, yazılı veya sözlü içeriklerle karakterimizi, olduğumuz veya olmaya çalıştığımız kişiyi de gösteriyoruz. Ancak sosyal medya kullanımının narsisizmle sanıldığı gibi doğrudan bir ilişkisi henüz bulunamadı.

Yani hayatının her bir detayını paylaşan, paylaşımlarıyla kendini, hayatını ve sahip olduklarını öven her birey narsisistik kişilik değil. Buna karşılık çok az paylaşım yapan, daha çok diğerlerinin paylaşımlarını takip eden bireylerin narsisist olma potansiyeli de mevcut. Çünkü narsisizm; büyüklenmecilik ve kırılganlık olarak iki boyuta ayrılıyor. Bu da narsist bireyin kendini gösteren, kendini gizleyen veya pasif-agresif davranışlar sergileyebileceğini gösteriyor.

Peki bu terim yeterince doğru kullanılıyor mu? Narsits özellikler neler ve nasıl gelişiyor? Aile içerisinde veya sosyal, profesyonel yaşamda bir arada olduğumuz kişilerin narsist olup olmadığını anlayabilir miyiz? Tedavi gerektirir mi, nasıl bir tedavi süreci izlenmeli? Yazımızın devamında detaylarıyla bulabilirsiniz.

Narsisistik Kişilik Nedir?

Narsist kişilik, çok önemli, üstün ve eşi bulunmaz birisi olduğuna ilişkin yaygın bir duygu ile karakterizedir. Bu kişilerde yoğun beğenilme gereksinimi vardır ve empati yapamama baskındır. Benmerkezci karakter yapısı gelişmiştir. Kendilerini herkesin ve her şeyin içerisinde en özel, biricik ve değerli görürler. Hayranlık duyulan bir varlık olduğunu hissetmek bir narsist için yaşamsal öneme sahiptir. Bir narsistin kurduğu iletişim tek yönlüdür.

İnsanlarla konuşmaz ama onlara konuşur. Kendisine söylenenleri çoğunlukla duymaz. Kendi bildiği, inandığı ve duymak istediği şeylerle ilgilenir. Bir nesne olarak gördüğü karşısındaki insanın duygu ve düşünceleriyle ilgilenemeyecek kadar yoğun şekilde kendi iç dünyasıyla ilgilenir. Başkalarına uyum sağlamak, başkalarının karar ve isteklerine katılmak onun kendini değersiz hissettiği durumlardır. Kendi değerini düşürecek her şeyden uzak durur.

Narsisistik kişilik adeta cam bir fanusun ardından dünyanın beğenisine sunulmuş bir mücevher gibidir. Herkesin beğenisini ister ama kimseyle gerçek bir temasa giremez. Gizemli, cezbedici, erişilmesi zor bir imaj sergiler. Konuşmaları, tavırları, vücut dili ve davranışları başkalarının kendisini merak etmesine, arzu etmesine yöneliktir. İlgi çekmeyi sever. Nesneleştirdiği insan ilişkilerine adeta bir av niteliğiyle yaklaşır. Avını yakından tanımak ve onu nasıl fethedeceğini öğrenmek ister.

Bu amaçla avına yönelik detaylı bilgi edinir. Bu bilgileri avını kendisine çekebilmek için kullanır. Çocukluğunda maruz kaldığı görünmezlik, duyulmazlık hissini avlarına da yaşatır. Onları görmezden, duymazdan gelir.  Seviyor, önemsiyor, değer veriyor -muş gibi yapar. Daha doğrusu böyle bir çabaya girmese de av olarak belirlediği kişiler onun bu gizemli ve kuşkulu davranışlarına bu anlamı yükler.

Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, her şeyi kontrol edebilen bir imaj çizer. Bu özellikleriyle adeta kendini tanrılaştırır. Tüm bu özellikleriyle narsisistik kişilik büyüklenmeci ve savunmacı iki özellik altında barınır. Narsistlerin hiyerarşiye veya yaşa hörmeti yoktur. Kendilerinden çok büyük kişileri de küçümseyebilir, saygısızca davranabilirler. Eğitim veya maddi kazanç açısından kendilerinden daha düşük statüde olan kişileri değersizleştirirler.

Kendi zihinlerinde biricik, değerli ve önemli olan tek insan yine kendileridir.

Narsisistik Kişilik Nasıl ve Neden Gelişir?

Nesne ilişkileri kuramcılarına göre narsisizm, kendini koruma ve psikolojik dayanıklılık olarak görülmektedir. Aslında narsist, gereksinimleri yeterince ve zamanında karşılanmamış, hep yoksun bırakılıp değersiz hissettirilmiş küskün bir çocuktur. Ve o kaç yaşına gelirse gelsin bu incinmiş çocuksu yönünü hep duyumsamış ve hiç sevmemiştir.

Narsisit, çok derinlerinde sıkıca sakladığı bu değersiz çocuk, dengesini kurmak, acısını dindirmek adına girişmiştir büyüklenmeye. Ancak zamanla bu büyüklenmeci tavır tüm hayatına egemen olmuştur.

Hatalı Ebeveyn Tutumları ve Güvensiz Bağlanma Narsisistik Kişilik Gelişimini Besliyor

Freud, Narsisizmin gelişmesinde iki keskin uçta yer alan olumsuz ebeveyn tutumlarının neden olduğunu söylemektedir. Bu uçlardan birinde aşırı hoşgörülü, müsamahakar ebeveyn tutumu bulunur. Diğer uçta aşırı otoriter ve/veya ihmalkar, sevgiden mahrum bırakan ebeveyn tutumu yer almaktadır. Ayrıca tutarsız ebeveyn tutumları da narsisizmin gelişmesinde etkilidir.

Ebeveynlerin birbirinin tam tersi tutumlar sergilemesi veya her ikisinin birlikte tutarsız bir tutum takınması narsisistik kişilik gelişimini desteklemektedir. Bir gün sevgi dolu bir gün ilgisiz ve soğuk davranan ebeveyn çocuğun öz değer gelişimini zedelemektedir.

Bebeğin dış dünyada kurduğu ilk insan ilişkisi, çoğu kez annesi veya bakım verenle olan ilişkisidir. Bu ilişkinin niteliği, çocuğun ilerleyen yaşamındaki ilişki kurma biçimini belirler. Çocuğun, yetişkin yaşamda olgun, sevgi dolu, ve karşılıklı güvene dayanan ilişkiler kurabilme becerisi geliştirebilmesi, sağlıklı anne-bebek etkileşiminin yaşanmış olmasını gerektirir.

Sağlıklı bir anne-bebek ilişkisi kurabilen çocuk yetişkin yaşamın zorluklarıyla daha kolay başa çıkabilir. Dış dünyayı güvenilebilir olarak algılayabilir. Güvensiz bir anne-bebek ilişkisinde ise gelişen dış dünya algısı tehlike üzerine kuruludur. Narsisistik kişilik gelişiminde ise güvene dayalı bu sağlıklı anne-bebek ilişkisi yoktur. Narsist bireyin çocukluğundan getirdiği terkedilme korkusu, güvensizlik, değersizlik, yalnızlık ve düş kırıklıkları vardır.

Bu çocuklar dış dünyayı tehlikeli ve güvenilmez bir ortam olarak algıladığı için yetişkin yaşamda güvende olabilmek için dış dünya ile etkileşime girmez. Narsisist için tutarlı, dengeli ve öngörülebilir tek alan kendi iç dünyasıdır. Bu algı kişinin ben merkezci yapısını körükler, empatinin gelişimini zedeler.

Narsisistik Kişilik İnsanlarla Olan İlişkisine “Nesne İlişkisi” Anlamı Yükler

Çocukluktan iitibaren yetişkinliğe varan süreçte narsist birey insanlarla ilişkisini nesnesel bir ilişki olarak görür. Nesneye verdiği değer ise nesneyi kendine hizmet ettirmekten ve kendi çıkarı için değerlendirmekten ibarettir. Nesnenin kötüye kullanımı oldukça belirgindir. Tıpkı kendi çocukluğunda maruz kaldığı ebeveyn ilişkisi gibi ilişki kurduğu kişilerle ilişki geliştirir. Nesneleştirdiği bu insanlarla kurduğu ilişki onları denetleme ve kontrol etme üzerine kuruludur.

En ufak bir yanlışta bağışlamacı değildir ve ilişkiyi bitirir. İlişki içerisinde olduğu kişileri beğenmez, değersizleştirir, eleştirir, kötüler; çevrelerini de bu kötü muameleye dahil eder. Aşağılama, dışlama, suçlama, reddetme, başından savma, küçük görme, alay etme gibi tavırlar takınır. Tüm bunları öyle ustaca yapar ki bu muameleye maruz kalanlar çoğunlukla farkına varmaz. Gerçekten hatalı, kusurlu ve suçlu olduklarına inanırlar.

Kurbanın narsisistik kişilik karşısındaki bu kabullenici tutumu narsistin tatminini artırır. Ancak olurda bir gün kurban narsisistin karşısına çıkıp hakkını ararsa dengeler değişir. Bu karşı çıkış narsisist kişilik için çocukluğundaki çaresizliğin yeniden tekerrür etmesinin temsili haline gelir. Ve onun iç dünyasında kimsenin bir daha çocukluğundaki gibi onu incitmeye hakkı yoktur.

Kendini korumak için şiddete ve saldırganlığa başvurabilir. Kendisi ve/veya karşısındaki için bu başkaldırı yıkıcı sonuçlara neden olabilir.

Narsisistik Kişiliklerin Genel Özellikleri Nelerdir?

Narsistler, insanların kendisine hayran olmasını doğal bir şey, çevresindekilerin asli görevi gibi algılar. Nesneye yönelik tutumu, Tanrı-kul ilişkisini çağrıştırır. Bu kişiler karşılarındaki insana nesne muamelesi yaptığı için onların duygu ve düşüncelerine değer atfetmezler. Başkaları için üzülmek, dertlenmek veya sevinmek onlara göre değildir. Dışarıdan bakıldığında kibir gibi görünen narsist tavırlar aslında bireyin özgüven ve özdeğer eksikliğinden gelişen savunma mekanizmasıdır.

Manipulatif davranışlar bu kişilik tipinde oldukça yaygındır. Karşısındaki etkilemek için büyük vaatlerde bulunabilir ve sıklıkla yalana veya abartıya başvurabilir. Şöhrete, beğenilmeye, ekonomik güce ve makam sahibi olmaya, sözünü geçirebilmeye değer verirler. Zor olanı arzu eder, elde edene kadar uğraşır, elde edince sıkılıp bir kenara bırakırlar. Materyalisttirler. Bu mtavırları nesneler kadar insanlar içinde geçerlidir. Çünkü insana da nesne muamelesi yaparlar.

DSM-V’e göre aşağıdakilerden beşi (ya da daha çoğu) ile belirli, erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan, büyüklenme (düşlemlerde ya da davranışlarda), beğenilme gereksinimi ve eş duyum yapamama ile giden yaygın bir örüntüdür. Narsisistik kişilik temel özellikleri aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır.

  1. Büyüklenir (Ör; başarılarını ve yeteneklerini abartır, gösterdiği başarılarla orantısız bir biçimde, üstün bir biçimde görülme beklentisi içindedir).
  2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da yüce bir sevgi düşlemleriyle uğraşır durur.
  3. “Özel” ve eşi benzeri bulunmaz biri olduğuna ve ancak özel ya da üstün diğer kişilerce (ya da kurumlarca) anlaşılabileceğine ve ancak onlarla ilişki kurması gerektiğine inanır.
  4. Çok beğenilmek ister.
  5. Hak ettiği duygusu içindedir (özellikle kayırılacak bir tedavi göreceğine ya da her ne istiyorsa yapılacağına ilişkin anlamsız beklentiler içerisinde olma).
  6. Kendi çıkarı için başkalarını kullanır (kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarını kullanır).
  7. Empati yapamaz, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemez.
  8. Sıklıkla başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
  9. Başkalarına saygısız davranır, kendini beğenmiş davranışlar ya da tutumlar sergiler.

Narsisistik Kişilik Tedavi Gerektirir mi?

Narsist kişilik yapısını teşhis etmek kolay değildir. Kimi kişiler narsisistik özelliklerini baskılayabilir ve gizil tutabilirler. Ayrıca bu kişiler çoğunlukla destek almayı kabul etmez ve buna ihtiyaçları olduğunu düşünmez. Kusurlarını, eksiklerini kabullenmekte zorlanırlar. Günlük yaşam içerisinde bu özellikleri az veya çok gösteren insanlarla sık sık karşılaşıyor olabilirsiniz. Kendinizde de bu özelliklerin bir kısmını fark ediyor olabilirsiniz.

İş arkadaşlarınız, yöneticileriniz, eşiniz, ebeveynleriniz, arkadaşlarınız içerisinde bu özelliklere sahip bireyler olabilir. Profesyonel desteğe çok az başvururlar veya başvuru nedenleri Narsist kişilik özellikleriyle ilgili değildir. Dolayısıyla bir uzman tarafından teşhis edilme olasılıkları da düşük olacaktır. Uzman seçimlerinde de oldukça seçicidirler. En iyisiyle görüşmek, en prestijli olandan destek almak isterler.

Kişilik örüntüleriyle terapisti de son derece zorlama ve aşağılama eğiliminde olabilirler. Narsisistik kişilik ile çalışmamış veya yeterli deneyimi olmayan profesyoneller bu kişilerle çalışırken zorlanabilirler. Terapistin zorlanması da narsisit bireyi memnun eder. Böylece ne kadar özel, biricik ve yüce olduğu hissine kapılır.

Narsisist kişilik özelliklerinin bir kısmını taşıyor olmak tanı almak için yeterli değildir. Aynı şekilde bu özelliklerin sizde var olmadığını düşünmeniz de narsisit olmadığınız anlamına gelmemektedir. Narsist kişilik birlikte yaşaması, çalışması, ilişki sürdürmesi oldukça zor bir kişilik yapısıdır. Bu bireyler birlikte oldukları insanların motivasyonlarını, özgüvenlerini ve öz değerlerini düşürürler.

Av niteliği yükledikleri kişilerin psikolojik destek almaya ihtiyaç duyacak hale gelmelerine neden olabilirler. İş hayatında, eğitimde daha doğrusu elde etmeyi arzu ettikleri şeylerde başarısız olurlarsa kolayca yıkılabilirler. Tedaviye de bu yıkım sonrası başvurabilirler. Örneğin; depresyon, anksiyete, panik bozukluk veya cinsellikle ilgili konularda destek isteyebilirler.

Narsisistik kişilik özellikleri taşıdığınızı düşünüyor veya böyle bir bireyle birlikte yaşıyor, çalışıyorsanız destek alabilirsiniz. Narsisizmin gelişmesinde etkili olan çocukluk çağı etkenleri üzerine çalışılabilir, bugününüzü etkileyen faktörler üzerine destek alabilirsiniz. Empati, etkili iletişim, özgüven ve duygusal zeka üzerine bir uzmanla çalışmalar yapabilirsiniz.  Aba psikoloji uzman kadromuzla danışanlarımızın kişisel, akademik ve profesyonel yaşamına yönelik çalışmalar yapıyoruz. Detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Read More

Sınav öncesi son haftaya girdik. 6 Haziran Pazar günü yani bu hafta sonu LGS gerçekleşecek. Sınava katılacak tüm öğrenciler ve aileler gibi bizler de oldukça heyecanlıyız. Heyecanınızı paylaşmak ve son günleri daha verimli geçirmeniz için hatırlatmalarda ve önerilerde bulunmak istiyoruz. Çoğunlukla sınavdan önceki son hafta sınava az bir zaman kalmış olması ve heyecanın artması nedeniyle verimsiz geçiriliyor. Kimi durumlarda da gereğinden fazla sınav odaklı olunur. Yani bu son günler öğrenciler ve aileler için oldukça önemli olsa da çoğunlukla doğru değerlendirilemiyor.

Sınavdan önce uyku ve yeme düzenini bozmak, rutinleri değiştirmek, ders çalışma ve soru çözme miktarıyla oynamak yaygındır. Kimi öğrenciler bu dönemde gereğinden fazla uyumaya veya çok az uyumaya başlar. Uyku ve uyanıklık saatleri ve süreleri değişir. İnternet, oyun, sosyal medya kullanımı artabilir. Yeme düzenleri normalden daha fazla veya az olabilir. Sınav öncesi dönemde artan stres ve heyecan yeme alışkanlıklarının da değişmesine neden olabilir.

Midelerini bozacak veya bağırsak düzenlerini değiştirecek öğün ve porsiyon değişikliğine gidebilirler. Öğün atlama görülebilir. Ayrıca bu dönemde öğrenciler sıklıkla ders çalışmayı ve özellikle soru çözmeyi bırakmaktadır. Kimi öğrencilerse son günlerde gereğinden fazla soru çözmeye veya yeni konular öğrenmeye başlayabilir.

Ailelerin de son hafta duygularında ve davranışlarında değişiklikler görülebilir. Çocuklarının sınav stresi onlara da yansır. Hem kendi beklentileriyle ilgili hem de çocuklarının performanslarıyla ilgili stres yaşayabilirler. Yaşadıkları stres ve kaygı ailelerin de davranışlarına ve rutinlerine yansıyabilir. Stresi kontrol etmekte zorluk yaşayabilirler. Çocuklarına gereğinden fazla sınav vurgusu yapabilir, sınavın önemini sıklıkla hatırlatabilirler.

Kimi aileler ise öğrencinin stresini azaltmak için sınavı önemsizleştirecek yönde konuşabilirler. Ailelerin normal zamandan farklı olan davranış ve tepkileri öğrencilerin daha fazla stres yaşamasına neden olabilir. Peki sınavdan önceki son günler nasıl daha verimli geçirilebilir? Sınavdan önceki son günleri öğrenciler ve aileler nasıl değerlendirmeli? Yazımızın devamında detaylarıyla bulabilirsiniz. Sınav Sabahı Nasıl Değerlendirilmeli? Yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Sınav Öncesi Son Günleri Verimli Geçirmek İçin Öğrencilere Öneriler

Sınav gününe sayılı gün kala başarınızı destekleyecek şekilde bu günleri nasıl geçirebileceğinizi merak ediyor olabilirsiniz. Aşağıda uygulaması kolay öneriler ve unutmuş olabileceğiniz konulara yönelik hatırlatmalar bulabilirsiniz.

Sınav Sabahına Göre Uyanmaya ve Yeterince Uyumaya Başlayın

Koca bir yılı ve özellikle sınavdan önceki son ayları yüksek tempoda geçirdiniz. Adeta bir maraton koştunuz ve oldukça yoruldunuz. Bu süreçte uykusuz kaldınız, ders çalışarak sabahladınız. Uyku düzeniniz epey bozuldu. Ancak sınav sabahı erken kalkmanız gerekecek. Sınav 09.30’da başlıyor. Ancak sınav salonuna erken gitmeniz, son kontrollerden geçmeniz gerekecek.

Sınava gireceğiniz lokasyona erişim sürenizi ve sınav günü oluşabilecek trafiği de hesap ederseniz o gün epey erken kalkmanız gerekecek. Fakat gece geç yatıyor ve gündüz geç saatlerde uyanıyorsanız sınav öncesi son gece erken uyuyamayabilirsiniz. Bu da sınav günü uykusuz kalmanıza ve kendinize gelmekte zorlanmanıza neden olabilir.

Bugünden başlayarak erken yatabilir ve sabahları sınava hazırlanacakmış gibi uyanabilirsiniz. Böylece sınav gününü de birden çok kez prova etmiş olursunuz.

Sınav Sabahına Uygun Şekilde Kahvaltı Yapın

Kahvaltı günün en önemli öğünü. Hele ki LGS, YKS gibi uzun saatler süren sınavlara girmeden önce dengeli ve yeterli beslenmek çok önemli. Kahvaltınızda tükettiğiniz besinleri doğru seçer ve porsiyonunuzu ihtiyacınıza göre belirlerseniz sınavdaki enerji ihtiyacınızı karşılamış olursunuz. Sınav süresini hesap ederken sınav alanına ulaşım ve sınavı bekleme sürenizi de göz önünde bulundurmalısınız.

Neredeyse sınavdan önce de sınav süresi kadar zamanınız geçecek. Toplam süreyi karşılayacak miktarda beslenmelisiniz. Sınava girmeden önce yanınızda götüreceğiniz ara öğününüzü de yiyebilirsiniz. Böylece enerji sürenizi de uzatmış olursunuz. Sınavdan önceki günlerde sınav günü besleneceğiniz şekilde beslenmeniz beklenmedik bağırsak hareketliliğinin de önüne geçecektir.

Her Gün ve Günde Birkaç Kez Nefes Egzersizi Yapın

Nefes egzersizlerinin ne denli önemli olduğu ve stresle başa çıkmada ne kadar etkili olduğu bilimsel olarak da kanıtlandı. Nefes çalışmak için hala vaktiniz var. Bugünden itibaren gün içerisinde birkaç kez nefes egzersizi yaparak yeni bir rutin geliştirebilirsiniz. Sınav öncesi veya sınav anında stres yaşadığınızda nefes çalışması yaparak stresinizi kontrol altına alabilirsiniz.

Üstelik stresi kontrol etmenin dışında dikkati odaklamaya ve zamanı daha verimli kullanmaya da katkı sağlar. Hatırlamanızı ve olumsuz düşüncelerle başa çıkmanızı da kolaylaştırır. Nefes Egzersizleri ile Kısa Sürede Sınav Stresinizi Yenebilirsiniz! Yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Sınav Öncesi Dönemde Uyurken ve Güne Başlarken Dijital Ekran Detoksu Yapın

Dijital ekranlardan yayılan mavi ışık özellikle akşam saatlerinde vücudun salgıladığı, bağışıklığı güçlendiren melatoninin salınımını azaltıyor. Yeterli melatonin salınımı için tam karanlık saatlerde lamba, dijital ekran ışığı gibi aydınlatıcılardan uzakta uyumanız gerekiyor. Yapay ışıkta veya gün ışığında melatonin salınımı duruyor.

Akşam 21.00 itibariyle melatonin salınımı artarken gece 02.00 – 04.00 saatlerinde en üst seviyelere ulaşıyor. 05.00 itibariyle melatonin salınımı tekrar düşmeye başlıyor ve günün aydınlanmasıyla duruyor. Bu nedenle düzensiz ve özellikle geç saatlerde uyuyanlarda yeterli melatonin salgılanmıyor. Uymak kadar uykuya dalma sürecinde de mavi ışığın ve dijital ekranların olumsuz etkiler var.

Zihin günü bitirirken gördüğü ve edindiği son bilgileri uyku süresince işlemliyor. Dolayısıyla uyku öncesi neye maruz kalıyorsak gece boyunca zihnimiz bu bilgiyi daha fazla önemsiyor. Güne başlarken de aynı şey geçerli. Dinlenmiş, berrak zihin uyanır uyanmaz neye maruz kalırsa onu daha kaliteli şekilde işliyor. Dolayısıyla bütün gün ders çalışıp uyumadan önce sosyal medyada dolaştığınızda zihniniz son gördüğünüz içeriklere odaklanıyor.

Sabah kalktığınızda da berrak zihin ilk neyle karşılaşırsa onu işlemliyor. Bu nedenle sınav öncesi süreçte uyumadan önce ve sabah kalkar kalkmaz öğrenmekte zorlandığınız bilgileri gözden geçirmenizi öneririz. Kısa notlar aldığınız, formüllerin, hatırlatıcıların olduğu kağıtları baş ucunuzda tutabilirsiniz. Uyumadan önce ve uyanır uyanmaz bu bilgileri tekrar edebilirsiniz.

Her Gün Sınav Kurallarına Göre Deneme Çözün ve Bu Süre Boyunca Maske Takın

Bu yıl LGS’ye girecek öğrenciler sınav süresini maskeyle geçirecek. Uzun süredir eğitimin uzaktan sürdürülmesi ve öğrencilerin ev ortamında ders görüyor olması yeterli maske alışkanlığı edinmelerini engellemiş olabilir. Sınav sırasındaysa uzunca bir süre maske takmaları gerekecek. Alışık olmayanlar maskeden rahatsız olabilir, maskenin varlığı dikkatlerinin kolayca dağılmasına neden olabilir. Özellikle gözlük kullananlar için maske takmak daha da zor hale gelebilir.

Maskenin vereceği rahatsızlıkla başa çıkmak için sınav öncesi son günleri maskeyle deneme çözerek değerlendirebilirsiniz. Böylece sınav gününün provasını yapmış olacak ve sınav atmosferini de evde deneyimlemiş olacaksınız. Bu çalışma maskeye adapte olmanızı ve sınav anında dikkatinizi dağıtmamasını sağlayacak. Ayrıca sınav kurallarına ve sınav süresine sadık kalarak deneme çözmeniz süreyi bilinçli kullanmanızı da kolaylaştıracak.

Sınav Öncesi Mutlaka Sınav Salonunu Ziyaret Edin, Trafik Koşullarını Göz Önünde Bulundurun

Navigasyonlara gereğinden fazla güvenip artık çoğu zaman gideceğimiz yerleri önceden kontrol etme ihtiyacı duymuyoruz. Ancak sınav günü sizin için oldukça önemli bir gün. Bu önemli günde oluşabilecek en ufak bir aksilik dahi motivasyonunuzu olumsuz etkileyebilir. Sınav günü rahat olabilmek, beklenmedik aksiliklerle uğraşmamak için sınavdan önce gerekli tedbirleri almak avantaj sağlar. Bu tedbirlerden en önemlisi de sınav salonunun önceden ziyaret edilmesidir.

Henüz sınav yerinize gitmediyseniz sınav öncesi son günlerinize salon ziyaretini eklemelisiniz. Özel araç ile ulaşım sağlamayacaksanız hangi ulaşım yöntemiyle gidebilirsiniz, kullanacağınız araçlara ne sıklıkta erişebiliyorsunuz öğrenmelisiniz. Toplu taşıma kullanacaksanız ineceğiniz yerle sınav salonu arasındaki yürüme mesafesini de deneyimlemiş olacaksınız. Böylece evden çıkış sürenizi netleştirebilir, ulaşım alternatiflerinizi erkenden belirleyebilirsiniz. O gün trafik yoğunluğu olabileceğini lütfen göz önünde bulundurun.

Sınav Günü İhtiyacınız Olacak Ne varsa Önceden Hazırlayın

Sınavda nelere ihtiyacınız olacağı ve mutlaka yanınızda bulundurmanız gerekenler sınav giriş kağıdında yer almaktadır. Kağıdınızı kontrol ederek bugünden itibaren eşyalarınızı hazırlayabilirsiniz. Hazırlıklarınızı tamamladığınızda bir kontrol listesi çıkarmanızı öneririz. Bu kontrol listesinde hazırladığınız ve o gün yanınıza alacağınız her şey bulunsun. Evden çıkmadan önce listenizi kontrol edin ve eksiksiz şekilde yola çıkın.

Sınav Öncesi Son Günlerde Öğrencilere Destek Olmak için Ailelere Öneriler

Özellikle son bir yıl boyunca siz de çocuğunuzla birlikte sınava hazırlık yaptınız. Daha iyi bir gelecek inşa etmesi için destek oldunuz, kaygılarını dinlediniz, yüreklendirdiniz. Şimdi birlikte verdiğiniz emeğin meyvelerini toplama zamanı geldi. Sınavdan önceki son birkaç günün içerisindeyiz. Bu önemli süreçte çocuğunuzun kaygıları artış gösterebilir. Olumsuz düşünceler artabilir.

Uyku düzeni, beslenmesi değişiklik gösterebilir. Daha içe kapanık, karamsar veya öfkeli olabilir. Çocuğunuz stresle başa çıkmakta zorluk yaşayabilir. Sınav bilincinin yanı sıra maskeyle sınava girecek olması onu daha da rahatsız edebilir. Hastalanmaktan endişe duyabilir. Dolayısıyla sınav öncesi bu son günlerde çocuğunuz şefkatinize, desteğinize ve ilginize daha fazla ihtiyaç duyabilir.

Bu süreçte sergileyeceğiniz yapıcı tavır ve tutum daha iyi hissetmesine katkı sağlayacaktır.

Birlikte Yapmaktan Keyif Alacağınız Aktiviteler için Zaman Ayırın

Çocuğunuzla birlikte gündeminizde sınav olmadan keyifli zaman geçirebilirsiniz. Sınav sonrası çıkacağınız kısa bir tatili planlayabilir, yaz dönemini değerlendirmeye yönelik planlar yapabilirsiniz. Bu planlar bir yaz tatili olabileceği gibi günübirlik şehir içi aktiviteler veya evde yapabileceğiniz faaliyetlerle ilgili de olabilir. Sınav öncesi dönemde sınav sonrası için plan yapabileceğiniz gibi son günlere yönelik de plan yapabilirsiniz.

Beraber yürüyüşe çıkabilir, spor yapabilir, birlikte bir film izleyebilir, yemek yapabilir, oyun oynayabilirsiniz. Amacınız çocuğunuzu gün içerisinde birkaç saatliğine de olsa sınav düşüncesinden uzaklaştırmak olsun.

Sınav Öncesi Dönemde Birlikte Nefes Çalışın, Olumlamalar Yapın

Birlikte nefes çalışmaları yapabilir, çocuğunuzun egzersizlerine eşlik edebilirsiniz. Böylece hem eğlenir hem de artan ortak kaygınızla daha kolay başa çıkabilirsiniz. Çocuğunuzun kaygılarını dinleyebilir, gerçekten uzaklaşan olumsuz duygu ve düşüncelerine yönelik objektif geribildirimler verebilirsiniz. Örneğin; çocuğunuz sınavda başarısız olacağını veya sınav süresini yetiştiremeyeceğini düşünüyor olabilir. Fakat sizin gözlemleriniz, öğretmenlerinin geri bildirimleri ve deneme sonuçları bunun aksini söylüyor olabilir.

Böyle bir durum söz konusu ise ona bunları hatırlatabilirsiniz.” Sınava yönelik olumsuz düşüncelere kapılman oldukça doğal. Çok emek verdin ve şu an emeklerinin karşılığını alamamaktan endişe ediyorsun. Ancak bu yılı çok verimli geçirdin. Sınav sonuçların ve okul puanın oldukça iyi. Hadi gel şimdi seninle nefes çalışalım. Kendini çok daha iyi hissedeceksin. Sınav anında da bu düşüncelere kapılırsan birlikte yaptığımız bu egzersizleri uygulayabilirsin.” gibi kendi cümlelerinizle yapıcı ve destekleyici dönüşler yapabilirsiniz.

Sınav öncesi dönemde vereceğiniz en önemli destekse gerçekdışı beklentilerden uzak olmanızdır. Çocuğunuzun potansiyelini kabul etmeli ve performansını takdir etmelisiniz. Olumlu dil ile konuşmanız, başarı veya başarısızlığın ilişkinizi değiştirmeyeceğini hissettirmeniz son derece önemli. Aba psikoloji ailesi olarak sınava girecek tüm öğrencilere başarılar dileriz.

Read More

İş kurmak ve kendi işinin patronu olmak özellikle Z kuşağının en büyük hayallerinden biri. Bunun altında yatan birden fazla neden olsa da hayalin hedefe dönüşmesinin önünde de pek çok engel var. Engellerin niteliğiyse kişiye, mesleğe, koşullara ve döneme göre farklılık gösterebiliyor. İş kurmaya karar verirken iyi bir sektör ve pazar araştırması yapmak gerekiyor.

Hangi sektörde iş kurmayı istiyorsunuz? İş kuracağınız pazarın durumu nedir? İşinizi kurduktan sonra uzun vadede bu işi sürdürebilir ve büyütebilir misiniz? Bugün pazara duyulan ilgi ne, gelecekte bu ilgi artacak mı? Sektördeki rakip firmalar neler yapmış, ne kadar sürede başarı elde edebilmiş? Yeterli sermayeniz var mı? Alacağınız riskler amorti edilebilir mi?

Açığa çıkan engeller ele alınış şekline göre kimi zaman işin gelişimini desteklerken kimi zaman da iş kurma motivasyonunun düşmesine neden olabiliyor. Hayallerinizi hedefe çevirmenin önündeki engeller motivasyonunuzu kırdığındaysa iş aramaya devam etmek cazip hale geliyor. Ancak iş kurmak hayali olan gençlerin veya yetişkin bireylerin kısa veya uzun vadede bu hayallerini gerçekleştirememesi iş aidiyetlerini düşürüyor.

Maaşlı çalışan oldukları organizasyonlardaki performansları ve işlerine olan katkıları azalıyor. Zamanla bu motivasyon kaybına ve iş doyumunun düşmesine neden oluyor. Peki iş kurma 21. Yüzyılda neden yeni trend haline geldi? İş kurmanın avantaj ve dezavantajları neler? Maaşlı çalışan olmanın avantaj ve dezavantajları neler? Seçim yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor? Yazımızın devamında detaylarıyla bulabilirsiniz.

İş Kurmak Neden Trend Haline Geldi?

21.yüzyılda geçmiş dönemlere oranla iş kurmanın trend haline gelmesinin en büyük nedeni z kuşağının beklentileri ile istihdam olanaklarının örtüşmemesi. Ancak sadece Z kuşağı değil Y kuşağının da iş kurma talep ve girişimleri oldukça yüksek. 1980 ve 2000 yılları arasında doğanlar Y kuşağını, 2000 sonrası doğanlar da Z kuşağını oluşturuyor.

Peki kariyer planını hazırlama sürecinde olan gençler ve/veya iş hayatında rol edinen bireyler neden iş kurmak istiyor? Kendi işinin patronu olmak neden 21. Yüzyılda daha cazip bir seçenek olarak değerlendiriliyor?

  • Y ve Z kuşakları özellikle de Z kuşağı karakteristik olarak yönetilen değil de yöneten olmayı veya kendi kurallarını koyabilmeyi arzu ediyorlar.
  • Esnek çalışabilmek, sabit mesai saatlerine ve günlerine bağlı kalmak istemiyorlar.
  • Çalışma alanlarını ve çalışma koşullarını kendileri belirlemek istiyorlar.
  • Ast-üst ilişkisinden hoşlanmıyorlar.
  • Hiyerarşiden ve geleneksel çalışma hayatından memnun değiller.
  • Z kuşağı teknolojinin içine doğan kuşak. Teknolojiyi uzuvları kadar iyi kullanıyor ve yakından takip ediyorlar. Bu nedenle teknolojiyi benimsemiş ve sindirmiş yöneticilerle, işverenlerle çalışmak istiyorlar. Geleneksel yöntemleri, eski sistemleri benimseyen iş veren ve organizasyonlarla çalışmak istemiyorlar.
  • Manuel işlerden hoşlanmıyorlar. Akıllı sistemleri, yapay zekayı ve otomatizasyonu tercih ediyorlar.
  • Kendi markalarını kurmak, kendi pr çalışmalarını yapmak istiyorlar.
  • Sosyal medyayı iş odaklı da verimli şekilde kullanabiliyorlar.

İş Kurmak Hangi Avantajları ve Dezavantajları Barındırıyor?

İş kurma kararı alırken çoğunlukla avantajlar göz önünde bulundurulur. Oysa dezavantajları da hesap ederek planlama yapmak başarıyı desteklemektedir. İş kurma hayali olanların çoğunlukla avantaj olarak ele aldıkları koşullar özellikle start-up sürecinde dezavantaja dönüşmektedir. Bu nedenle biz yazımızda büyük ölçüde karşılaşacağınız dezavantajlardan bahsedeceğiz.

Avantajların hesaplanması mesleğinize, sektöre ve ayıracağınız bütçeye göre farklılık gösterecektir. Bu noktada bir kariyer danışmanından destek almanız avantajları daha iyi belirlemenizi ve faydayı artırmanızı destekleyecektir. Peki karşılaşacağınız dezavantajlar neler?

Düzenli Mesai Saatleri Yerini 7/24 Çalışmaya Bırakabilir

İş kurmak isteyenler çoğunlukla kendi işlerinin patronu olduklarında daha az veya esnek çalışabileceklerini hayal ederler. Oysa kendi işini kurmak özellikle de işi oturtana kadar 7/24 çalışmayı gerektirebilir. İşinizi kurduğunuzda en basit detaylardan büyük kararlara kadar tüm süreçte sorumluluk sizde olur. Maaşlı çalışanlarda ise çoğunlukla mesai bittiğinde iş de bitmiş olur. Düzenli yıllık izinleri, resmi tatilleri ve hafta tatilleri vardır.

Kişisel işlerinde veya resmi kurumlarda halletmeleri gereken işler olduğunda izin kullanabilirler. Sağlık raporu alabilirler. Ve izin kullandıklarında akılları çoğunlukla işlerinde kalmaz. İş sahipleriyse işlerinden geri kalmamak için tüm boş vakitlerini değerlendirirler. İzin kullanmamaya ve hasta olmamaya özen gösterirler. Ancak burada da önemli olan dengeyi kurabilmektir.

Maaşlı çalışan olup yaptığı işin türü veya organizasyonun kültürü nedeniyle yoğun mesaide çalışanlarda var. İş yaşam dengenizi sağladığınızda kesinlikle iş kurmak ve kendi işinin patronu olmak avantaj sağlayacaktır. Denge kuramadığınızda ise bu ciddi bir dezavantaja dönüşecektir.

İş kurma arzunuz varsa ancak kişisel ve sosyal hayata da önem veriyorsanız zaman yönetimi becerinizi geliştirmenizi öneririz. İyi bir planlamacı olmanız da sizin için avantaj sağlayacaktır.

Bir Organizasyonun Parçası Olmayı ve İş Arkadaşlarınız Olmasını Özleyebilirsiniz

Kendi işinizi kurduğunuzda eğer birkaç ortak birlikteliği ile yola çıkmadıysanız çoğunlukla yalnız çalışacaksınız. Zaman içerisinde ekibinizi büyütebilirsiniz ancak iş arkadaşlarınızla ilişkiniz iş veren çalışan ilişkisinden ibaret olacaktır. Dolayısıyla maaşlı çalışan olduğunuzda sahip olacağınız iş arkadaşlıkları iş kurmak isteyenler için geçerli olmayacak. Birlikte iş vereni, yöneticiyi veya organizasyonu değerlendirme sohbetleriniz iş kurduğunuzda gerçekleşmeyecek.

Birlikte kutlama yapmak, iş çıkışlarında toplaşmak, yeni yıl, özel gün organizasyonları düzenlemek mümkün olmayacak. Bayramlarda, kadınlar günü, anneler-babalar günü veya doğum günü gibi özel günlerde verilen hediyeler olmayacak. Aksine çalışanlarınız varsa bu tarz jestleri sizin planlamanız gerekecek.

Ancak sosyal yaşamı ve iş arkadaşlığını önemsiyorsanız kendi işinizi kurduğunuzda da bu tarz ortamlar yaratabilirsiniz. Sektörünüzdeki benzer iş sahipleriyle tanışabilir onlarla fuarlar, etkinlikler, toplantılar düzenleyebilirsiniz. Birbirinizin özel ve önemli günleri için yüzünüzü gülümsetecek hediyeler paylaşabilirsiniz.

İş Kurmak Düzenli Gelire Kalıcı Olarak Ara Vermek Anlamına Gelebilir

Maaşlı çalışan olduğunuzda hak ettiğinizin altında dahi olsa maaşınızın yatacağı zamanı ve miktarını bilirsiniz. Bu da kendinizi ve harcamalarınızı belli bir gelire göre ayarlamanızı sağlar. Ancak iş kurduğunuzda geliriniz çoğunlukla belirsiz olacaktır. Kimi günler, haftalar ve aylar daha çok gelir elde ederken kimi dönemlerde geliriniz azalabilir. Bu düzensizlik iyi bir bütçe planı yapılmadığında sizi kaygılandırabilir ve motivasyonunuzu düşürebilir.

İş kurmak istiyorsanız bütçe yönetimine hakim olmalı veya destek almalısınız. Bütçe yönetimine hakim değilseniz veya bir profesyonelden destek almıyorsanız zarar ettiğinizi düşünebilirsiniz. Harcamalarınızı yüksek gelirli dönemlere göre yapıyorsanız düşük gelirli dönemlerde maddi zorluklar yaşayabilirsiniz.

Yüksek Vergi, Hesapta Olmayan Giderler, Sigorta ve Emeklilik

Maaşlı çalışan olduğunuzda ödediğiniz vergileri hissetmezsiniz. Şirketin kirası, elektriği, suyu, ısınması, temizliği, yemek, ulaşım gibi giderleriyle ilgilenmezsiniz. Sigortanızı iş vereniniz öder, özel sağlık sigortası, bireysel emeklilik gibi yan haklarınız da olabilir. İş kurduğunuzdaysa kendinizin veya yanınızda çalışan diğer kişilerin tüm giderleri size aittir.

İş Kurmak veya Maaşlı Çalışan Olmak için Karar Verirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Karar sürecinde birden fazla faktör göz önünde bulundurulmalıdır. İlk önce karakteristik özellikler ve bireyin güçlü/zayıf yönleri değerlendirilmelidir. İş kurma hayali cezbedici olsa da karşılaşılacak zorluklarla baş edebilecek güçte olabilmek gerekir. Değişime ayak uydurabilen, yeniliği takip eden ve yaratıcı bir yapıda olmak iş kurma sürecinde ihtiyaç duyulacak özelliklerdendir.

Yeniliğe ve Değişime Her Dönemde ve Koşulda Ayak Uydurmalısınız

Bugünün koşullarıyla başladığınız bir işi uzun vadede sürdürebilmek ve süreklilikten verim elde edebilmek istiyorsanız yenileniyor ve çağın beklentilerine ayak uyduruyor olabilmelisiniz. Nokia bu konuda verebileceğimiz gerçekçi bir örnek olacaktır. Akıllı telefonlar çıkana kadar cep telefonunda akla gelen ilk markaydı belki de Nokia.

2000li yıllarda telefon kullanıcılarının neredeyse hepsinin kullandığı veya bilgi sahibi olduğu bir markaydı. Ancak zaman içinde aşırı büyüme oranı, çeviklik kaybı ve yenilikçi liderliğin eksikliği, Nokia’nın stratejik düzeyde şirket olarak başarısızlığına neden oldu.

Nokia’nın değişime direnç göstermesi ve yeniliğe ayak uyduramaması bu büyük markanın sonunu getirdi. Dolayısıyla iş kurmak istiyorsanız kurduğunuz işin sürekli gelişimine yatırım yapmalısınız. Çağı yakalamalı hatta başarılı olmak için çağın her daim ilerisini de görmeye odaklanmalısınız.

Bugünün ve Geleceğin Talep Gören Mesleklerini ve Sektörlerini İyi Bilmelisiniz

Bir diğer önemli konu mesleklerin geleceğini ve geleceğin mesleklerini göz önünde bulundurmaktır. Bu neden önemli? Meslekler de zaman içerisinde ihtiyaca ve koşullara göre değişiklik göstermektedir. Bugün çok revaçta olan bir meslek kolu teknolojinin, bilimin hızlı gelişimi sonucunda etkisini yitirebilir. Bu da pazarda yükselmenizin önünü kesebilir. Bu nedenle iş kurmadan önce geleceğin mesleklerinin ve mesleklerin geleceğinin iyi araştırılması gerekir.

Meslek kadar sektör seçimi de oldukça önemli. Sektörlerin bugünü ve geleceği de değerlendirilmeli. Örneğin e-ticaret 5 yıl öncesinde tüketici tarafından ilgi görmezken bugün en çok talep gösterilen tüketim alanı.

Nasıl Bir İş Kurmak İstediğinizi İş Kurmadan Önce Tüm Detaylarıyla Planlayabilmelisiniz

Bir diğer önemli konu da nasıl bir iş yapmak istediğinize karar vermeniz. Bu kararı alırken kendi beklentilerinizi, kullanıcı deneyimlerini ve nasıl bir fayda sağlamak istediğinizi belirlemelisiniz. Ortalama bir gelir elde etmek ama kendi işinize sahip olmak mı istiyorsunuz? Hem iş kurmak hem de çok zengin olmak mı istiyorsunuz? Yurtiçine mi yoksa yurtdışına mı hitap etmek istiyorsunuz?

Kendi işinizi yapmak ama bunu yaparken maaşlı bir işte de çalışmak mı istiyorsunuz? Örneğin bir yeteneğiniz var ve bunu maddi kazanca dönüştürmek istiyor ama profesyonel mesleğinizi de kurumsal bir şirkette mi sürdürmek istiyorsunuz? Evden mi, internetten mi yoksa açacağınız bir ofisten mi çalışmak istiyorsunuz? Ve bunlardan hangisi sizin için daha avantajlı olacak? Tüm bunlara işe koyulmadan önce karar vermelisiniz.

İş Kurmak İsteyenler Kariyer Danışmanlığı Hizmetinden Mutlaka Faydalanmalı

Kendi işinizi kurmaya karar verdiğinizde olumlu ve olumsuz pek çok dönüş alabilirsiniz. Bunlardan bir kısmı sizi motive ederken bir kısmı yıkıcı olabilir. Ancak bu süreçte bilinçli ve avantajlı kararlar verebilmek için objektif yönlendirmelere ihtiyacınız olacaktır. Bunu ise sağlamanın en kesin yolu profesyonel danışmanlık edinmenizdir. Bu sayede alacağınız riskleri minimize etmiş ve karşılaşacağınız olası zorluklara yönelik hazırlık yapmış olacaksınız.

Aba psikoloji olarak danışanlarımızın istekleri, hayal ve hedeflerini önemsiyoruz. Talebiniz ister iş kurmak ister iş bulmak olsun yanlış kariyerin bütün hayatı negatif yönde etkileyeceğinin farkındayız. Bu bakış açısıyla sunduğumuz danışmanlık sayesinde, danışanlarımızın yeteneklerini ve beklentilerini karşılayan kariyer planları hazırlıyoruz. Keyif almadıkları ve potansiyellerini gerçekleştiremedikleri işlerde sıkışıp kalmalarını istemiyoruz.

Her an ve her yaşta ‘yeni bir kariyer planlamanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu inançla, bilimsel kanıtları da dikkate alarak kendine yepyeni bir yol çizmek isteyenlere ihtiyaçları olan rotayı planlamada destek oluyoruz. Böylece alınan riskleri en aza indiriyor ve atılan her adımın proaktif olmasını sağlıyoruz.

Yeteneklerinizin, ilgi alanlarınızın ve karakteristik özelliklerinizin de mesleğinizle ve iş alanınızla uyumlu olmasını önemsiyoruz. Bu nedenle iş kurmak isteyen danışanlarımızın kariyer planlarını çıkarırken tüm bu önemli detayları sürece dahil ediyoruz. Kariyer planını belirlerken Stratejik yetenek yönetimi uyguluyoruz. Siz de girişimci olmak ve kendi işinizi kurmak istiyorsanız danışmanlık ve detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Read More

Tourette sendromu (TS), Turet sendromu veya tik bozukluğu olarak da bilinmektedir. Akademik, sosyal ve profesyonel hayatı son derece zorlaştıran nörogelişimsel bir bozukluktur. Belirtiler çoğunlukla çocukluk döneminde başlamaktadır. Başlangıç dönemi itibariyle sendrom kişilik gelişimini, özgüveni ve sosyal yaşamı olumsuz etkilemektedir. Hastalığa tanı konulabilmesi için belirtilerin en az bir yıl süreyle görülmesi gerekir.

Tourette nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kalıtımsal bir rahatsızlıktır. Hastalar, sanılanın aksine normal bir zeka düzeyine sahiptir. Hastalığın türü ve seyri yaşam süresiyle ilişkili değildir veya yaşam süresini etkilememektedir. Ancak belirtiler kişilerin yaşam kalitesini ciddi düzeyde düşürmektedir.

Özellikle belirtiler çocukluk döneminde başlamışsa bireyin kişilik gelişiminde ve sosyal becerilerinde olumsuz etkisi oldukça yüksektir. Hangi yaşta başlamış olursa olsun tourette sendromu bireyin akademik ve profesyonel hayatını da zorlaştırmaktadır.

Çocukluktan itibaren arkadaşlık kurmakta zorlanan, belirtilerin türü/ şiddeti nedeniyle sosyal yaşama karışamayan bireyler izole olmaktadır. Bu da beraberinde depresyon, sosyal anksiyete, okul fobisi, özgüven eksikliği gibi psikolojik sorunları getirebilmektedir. Tourette profesyonel yaşamda da istihdam ve yükselme olasılıklarını düşürmektedir. Sendromun en belirgin belirtisi istem dışı gerçekleşen, devamlı tekrarlanan ani hareketler veya seslerdir.

Bu ani, istemsiz ses ve hareketlere tik denilmektedir. Tikler, genellikle ataklarla ortaya çıkan; ani, hızlı, tekrarlayıcı ve amaçsız motor hareket veya seslerdir. Bu sendromda tikler basit ya da kompleks şekilde görülebilir. Yani birkaç kası veya basit sesi içerebilir. Veya birden fazla kas grubunun işe karıştığı hareketler veya anlamlı kelime ve cümlelerden oluşabilir.

Peki TS hangi belirtilerle kendini gösterir? TS hangi yaş gruplarında ve hangi cinsiyette daha fazladır? Tourette sendromu akademik başarıyı ve sosyal yaşamı nasıl etkiler? Tedavi nasıl olmalı? Soruların cevaplarını yazının devamında detaylarıyla bulabilirsiniz.

Çocukluk Depresyonu İhmal Edilmemeli! Ve Ergenlerde Depresyon: Aileler Nelere Dikkat Etmeli? Yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Tourette Sendromu Çocuklukta Başlıyor Erkeklerde Daha Fazla Görülüyor

Semptomlar çoğunlukla çocukluk döneminde (4-6 yaş arasında) hafif motor tiklerle başlıyor. Zamanla basit tikler yerini daha kompleks motor hareketlere ve/veya seslere bırakıyor. 10-12 yaş arasında tiklerin şiddeti artıyor ve yaş aldıkça tiklerin şiddeti ve sıklığı azalıyor. Turet sendromundan erkekler kızlara oranla daha fazla etkileniyor, yani erkeklerde tourette daha fazla görülüyor. Hastalığın tanılanabilmesi için belirtilerin 21 yaş öncesinde başlamış olması gerekiyor.

Turet sendromu, kalıtımsal bir hastalıktır ve çoğunlukla TS’li bireylerin %50 olasılıkla çocuklarında da tourette görülmektedir. Akrabalarda bu oran %5-15’e düşmektedir. Tiklerin sıklığı ve şekli kalıtımsal karakteristik özelliklere, çevresel ve duygusal faktörlere göre de değişiklik gösterebiliyor. Stresli yaşam dönemleri, sınav kaygısı, yas, kayıp gibi durumlar tikleri artırabiliyor. Ayrıca ailenin ve/veya çevrenin hatalı yaklaşımı da tourette sendromunda belirtilerin sıklığını ve şeklini etkileyebiliyor.

Sendromlu kişiler çevrenin dikkatini veya tepkisini çekmemek için sıklıkla tiklerini bastırmaya çalışıyor. Bastırma girişimi ise stresi ve kaygıyı artırırken kontrol hissini de iyiden iyiye zayıflatıyor.

Tourette Sendromu (TS) Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?

Turet sendromunun fark edilmesinde belirleyici olan tiklerdir. Bu tikler istemsiz basit kas hareketleri ve sesler olabileceği gibi daha kompleks şekillerde de gelişebilir.

Basit motor tikler; göz kırpma, göz devirme, kaş kaldırma, omuz silkme, baş/boyun çevirme, üfleme, nesnelere elleme veya nesneleri koklama ve dil çıkarma şeklinde olabilir. Basit sesler yani vokal tikler ise esneme, öksürme, burun çekme, boğaz temizleme sesleridir. Birde kompleks motor ve vokal tikler vardır. Bu tiklerin gerçekleşmesi için birden fazla kas grubu çalıştırılmaktadır. Yine bu kompleks tikler de istem dışı olarak gerçekleşmektedir.

Kompleks tikler kişinin yaşamını ve işlevselliğini son derece olumsuz etkileyebilmektedir. Sosyal yaşam içerisinde yanlış anlaşılmalara ve hatta kişinin güvenliğini tehdit eden tepkilere yol açabilmektedir. Çevrede kişinin rahatsızlığından haberdar olmayan kişiler korkabilmekte veya kendilerini korumak için olumsuz tepkiler verebilmektedir. Özellikle yetişkinlikte görülen kompleks tikler kişilerin daha fazla yanlış anlaşılmasına ve tepki görmesine neden olmaktadır. Bu durum tourette sendromuna sahip bireyler için duygusal ve sosyal açıdan oldukça yaralayıcı olabilmektedir.

Kompleks motor tikler; daire çizerek yürüme, ayakları birbirine vurma, yüz buruşturma, zıplama, tekme atma ve benzeridir. Kompleks motor tiklere kopropraksi (el hareketi yapma) ve ekopraksi (başkalarının hareketlerini taklit etme) de dahildir.  Turet sendromunda görülen kompleks vokal tikler ise havlama, çığlık atma, bağırma şeklinde olabilir. Ayrıca ekolali (başkalarının söylediklerini tekrarlama), palilali (kendi kelime ve sözlerini tekrarlama), koprolali (küfürlü konuşma) olabilir.

Turet sendromu sıklıkla psikiyatrik durum veya davranış sorunlarıyla da birlikte görülmektedir. Bu sendromda en yaygın eşlik eden psikiyatrik hastalık Obsesif Kompulsif Bozukluk yani OKB’dir. Ayrıca dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), duygudurum bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları ve kişilik bozuklukları da sıklıkla eşlik edebilmektedir. TS tanısı alan bireylerde öğrenme güçlüğü, gelişimsel bozukluk ve davranım bozukluklarının daha fazla olduğu görülmektedir.

Öğrencilikte Obsesif Kompulsif Bozukluk yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Tourette Sendromu ve Tedavi

Turet sendromunda tanı ve tedavinin zamanında yapılması kişinin yaşam kalitesini artırmaktadır. Tedavi süreci sadece ilaç kullanımı olarak değerlendirilmemelidir. Belirtilerin tedavisinde ilaç kullanımına çoğunlukla ihtiyaç görülmemektedir. İlaç kullanımından önce kişiye, ailesine ve mümkünse öğretmenlerine farkındalık eğitimi verilir. Bu eğitim aracılığıyla belirtilerin yani tiklerin istemdışı olarak açığa çıktığı öğretilir. Böylece oluşabilecek olumsuz tepkilerin ve yanlış yönlendirmelerin de önüne geçilmiş olur.

Kimi zaman aile veya öğretmenler çocuğun bunu bilerek, dikkat çekmek için yaptığını düşünebilmektedir. Önüne geçebilmek için cezalandırma, bağırma, rencide etme, kıyaslama gibi olumsuz tepkiler verilebilmektedir. Verilecek farkındalık eğitimi ile bu olumsuz tepkilerin de önüne geçmek hedeflenir.

Tourette sendromunda bir başka tedavi kolu ise davranışsal müdahale teknikleridir. Bu teknikle kişiye tiklerin açığa çıkmasına neden olan dürtülerle başa çıkma becerileri öğretilir. Farkındalık eğitimlerinin ve davranışsal müdahale tekniklerinin yeterli gelmediği durumlarda ise ilaç desteği de kullanılabilmektedir. Ancak turet sendromunda ilaç kullanımına başlamadan önce birkaç faktör hasta, aile ve doktor birlikteliğiyle değerlendirilir.

  • Tikler kişinin yaşamını ne ölçüde zorlaştırıyor?
  • Tikler kişisel, sosyal, akademik veya profesyonel yaşamı olumsuz etkiliyor mu?
  • Alay edilme, dışlanma, sosyal izolasyon, akran zorbalığı veya depresyon, uyku, yeme bozukluğu gibi sorunlar eşlik ediyor mu?

Bu soruların cevapları birey, doktor ve aileyle birlikte değerlendirilir ve gerek görülürse ilaç tedavisine başlanabilir. İlaç tedavisinde istenmeyen yan etkiler açığa çıkabilmektedir. Bu nedenle kullanım ve doz ayarı mutlaka doktor takibinde yapılmalıdır. İstenmeyen bir yan etki ile karşılaşılması halinde doktorla iletişim kurulmalıdır.

LGS’ye Hazırlık Sürecinde Akran Zorbalığı Akademik Başarıyı Düşürüyor: Aileler Ne Yapmalı? yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Tourette Sendromu ve Psikolojik Desteğin Önemi

Tourette sendromu hangi yaşam döneminde başlarsa başlasın özgüveni ve sosyal yaşamı zorlaştırmaktadır. Tiklerin türü, sıklığı ve şiddeti kişinin yaşamını zorlaştırdığı gibi çevrenin de reaksiyonlarını belirlemektedir. Ülkemizde bu sendroma yönelik yeterli toplumsal bilinç ve bilgi bulunmamaktadır. Bu da belirtilerin psikolojik bir rahatsızlık veya zeka geriliği gibi yorumlanmasına neden olabilmektedir. Yetersiz bilgi nedeniyle önyargı veya kaygı, korku gelişebilmektedir.

İnsanlar belirtiler karşısında abartılı tepkiler verebilmektedir. Tourette tanısı alan bireylerin davranışlarına çevre; korkma, kaçma veya öfkelenme gibi istenmedik tepkiler verebilmektedir. Bu nedenle kişilerin sosyal yaşamı olumsuz etkilenmekte ve yaşam kaliteleri düşmektedir. Sosyal bir gruba dahil olma girişimleri grup üyeleri tarafından olumsuz karşılanabilmektedir.

Bireysel olarak sosyal yaşam içerisindeki ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştıklarında da sorunlar yaşanabilmektedir. Kütüphane, market, mağaza, sinema, toplu taşıma gibi sosyal ortamlarda bulunma gereksinimlerini karşılarken de sıkıntı yaşayabilmektedirler. Tourette sendromu belirtileri nedeniyle kişinin hayatında açığa çıkan bu sorunlar beraberinde izolasyon ihtiyacını getirebilmektedir. Kişi istemediği, kendini üzen bakışlardan ve tepkilerden uzaklaşmak için yalnız kalmayı tercih etmek zorunda kalabilmektedir.

Dolayısıyla turet sendromu nedeniyle bireylerde içe kapanma, geri çekilme, izole olma görülebilmektedir. Bu bireylerin toplumsal yaşamda etiketlenmeden veya dışlanmadan var olabilmeleri için çevrenin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle kişinin dahil olacağı okul ortamlarında öğretmenleri, akranları bilinçlendirilmelidir. Arkadaşlar, akrabalar gibi kişinin sıklıkla bir arada olacağı kişilere bilgi verilmelidir. Kişiler, hastalara nasıl yaklaşmaları gerektiği konusunda bilinçlendirildiğinde hastaların da yaşam alanları genişleyecek, yaşam kaliteleri artacaktır.

Toplumun bilinçlendirilmesi kadar kişinin kendisiyle de bilgi paylaşılmalıdır. Hastalığın gelişim nedenleri, belirtileri artıran ve azaltan faktörler üzerine çalışılmalıdır. Hastalık sonucu ortaya çıkan duygusal, fiziksel ve bilişsel problemlerle nasıl baş edilebileceği öğretilmelidir. Özgüven, özsaygı ve sosyal beceriler üzerine de çalışılmalıdır.

Sosyal Beceri Eksikliği Akademik Başarıyı Olumsuz Etkiliyor ve Çocuklarda Sosyal Beceri ve Ailenin Etkisi yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Tourette Sendromu ile Akademik ve Profesyonel Yaşamda Başarı

Turet sendromu nörogelişimsel bir hastalıktır. Bu hastalıkta herhangi bir zeka geriliği söz konusu değildir. Ancak hastalığın belirtileri ve sıklıkla birlikte görülen OKB, dikkat eksikliği, özgül öğrenme güçlüğü gibi komorbite hastalıklar akademik başarıyı etkilemektedir. Hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar da kişilerin odaklanmasını ve dikkatlerini sürdürmesini zorlaştırabilmektedir. Belirtilerin yoğun, sık ve şiddetli olduğu durumlarda hastalar belirtileri baskılamaya çalışmaktadır.

Baskılama ise tiklerin şiddetini artırmaktadır. Bu da kişinin oto kontrolünü kaybettiğini düşünmesine neden olmaktadır. Stres ve kaygı belirtilerin şiddetini artırmaktadır. Tikleri kontrol altında tutmaya çalışmak kişinin spontane hareket etmesini ve yaptığı işe odaklanabilmesini zorlaştırmaktadır. Tourette sendromunun tedavisinde erken teşhis ve müdahale oldukça önemlidir. Ailelerin ve kişinin belirtileri önemsememesi ve kendiliğinden geçmesini beklemesi ciddi zaman kayıplarına yol açmaktadır.

Erken tanı ve tedavi bireyin kişisel, sosyal ve profesyonel yaşamındaki doyumu artırmaktadır. Özellikle eğitim ve profesyonel yaşamda hastalık bireyin gerçek potansiyelini performansa dökmesini engellemektedir. Potansiyelin ortaya çıkarılabilmesinde profesyonel destek almak ve kariyer danışmanlığından faydalanmak son derece önemlidir.

Akademik ve profesyonel yaşamda başarı elde etmek için işbirliği içerisinde olunmalıdır. Bu iş birliğini; birey, ailesi, okul veya iş veren, kariyer danışmanı, psikolojik danışman, doktor oluşturmalıdır. Bu sayede kişinin ihtiyaç duyduğu tikleri baskılayacak ilaçlar kullanılabilir ve davranışsal çalışmalar yapılabilir.

Belirtilerin yol açtığı psikolojik sorunlar, kişisel ve sosyal yaşamdaki zorluklar psikolojik destekle aşılabilir. Problem çözme ve sorunlarla başa çıkma yöntemleri kişiye öğretilebilir. Akademik hayatta potansiyeliyle uyumlu şekilde başarılı olması için ihtiyaç duyduğu akademik yönlendirmeler yapılabilir. Öğrenme stili, zeka alanı, ilgi ve beceri alanları kariyer danışmanının uygulayacağı test ve envanterlerle belirlenebilir.

Tourette sendromu da göz önünde bulundurularak kişinin profesyonel yaşamı, mesleki yönelimleri belirlenebilir. Aba Psikoloji olarak, danışanlarımıza daha iyi bir akademik yol izleyebilmeleri için yardımcı oluyoruz. Uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz. Kullandığımız psikolojik yöntemlerle danışanlarımızı daha iyi akademik sonuçlar alabilecekleri şekilde yönlendiriyoruz. Detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Read More

Dikey Geçiş Sınavı (DGS) ön lisans mezunlarının 4 yıllık lisans programlarına geçiş yapabilmesini sağlayan sınavdır. Bu sınava meslek yüksek okulu veya açık öğretim ön lisans mezunları katılabilmektedir. Ön lisanstan lisans programına geçişi sağlayan bu sınav kariyer fırsatlarını artırmak isteyen herkese avantaj sağlamaktadır. Sınavdaki konu dağılımı ve katılımcı kitlesinin benzerliği sınavın avantajlarını artırmaktadır.

YKS’ye girip istediği üniversiteyi veya bölümü kazanamamış olan öğrenciler için DGS ikinci şansı sunmaktadır. Üstelik hali hazırda bir üniversitede okuyor olmak veya ön lisans diplomasına sahip olmak sınavda duyulan stresi de azaltmaktadır. YKS’de öğrenciler sıklıkla sınava “hayat memat meselesi” anlamı yüklemektedir. DGS’de ise sınava böyle büyük anlamlar yüklenilmemektedir. Bu da sınav stresinin ve kaygının daha sağlıklı düzeylerde tutulabilmesini sağlamaktadır.

Günümüzde üniversite eğitimine verilen önem geçmişe oranla çok daha yüksektir. Eğitim alınan meslek icra edilmeyecek dahi olsa üniversite diplomasına sahip olmak arzu edilmektedir. Bunun önemli bir nedeni diplomaya yüklenen toplumsal değerdir. Önemli bir diğer nedeni ise geleceğe yönelik belirsizliklerdir.

İşsiz kalma korkusu, sürdürülen mesleğin geleceğine yönelik belirsizlikler diploma ihtiyacını artırmaktadır. Çünkü çalışılan işkolu her ne olursa olsun bugün pek çok iş verenin diploma beklentisi bulunmaktadır. Diplomada yer alan eğitim düzeyinin ise çoğunlukla lisans veya yüksel lisans düzeyinde olması istenir. Bu beklenti de ön lisans mezunlarının dikey geçiş sınavına katılmalarını sağlar.

Ön lisans eğitiminin kariyer fırsatları açısından dezavantajları avantajlarından daha fazladır. Bunun önemli bir nedeni ön lisans statüsünde yeterli meslek dalının olmayışıdır. Eğitim süresinin kısa olması da yeterli akademik bilginin ve deneyimin kazanılmasının önüne geçmektedir. Lisans eğitiminin ise mesleki, kişisel, sosyal ve akademik gelişime katkıları çok daha fazladır.

Peki DGS’nin kapsamı nedir? DGS ile yatay geçiş arasında nasıl bir fark var? Dikey geçişin sağladığı avantajlar neler? Kariyer gelişiminde DGS nasıl fırsatlar tanıyor? Yazımızın devamında soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Dikey Geçiş Sınavının Kapsamı Nedir?

DGS’de sayısal ve sözel yetenek testi uygulanır. Yani sınav bilgi ölçmeye yönelik değildir. Sınav içeriğinde 60 Matematik ve 60 türkçe olmak üzere 120 soru yer almaktadır. Sınav süresi ise 150 dakika yani 2 buçuk saattir. DGS’ye başvuran adaylarda bitirme yılı ve diploma notu dikkate alınarak Önlisans Başarı Puanı (ÖBP) hesaplanır.

ÖBP’lerin hesaplandığı dönemde mezun durumda olmayan adaylar için diploma notu yerine not ortalaması kullanılır. Adayların not ortalamaları önce 100’lük sisteme çevrilir. Ardından 0,8 ile çarpılır ve ÖBP puanı elde edilir. DGS puanının geçerli olabilmesi için her iki testten en az 0,5’er puan almış olmak gerekmektedir. Aksi halde sınav sonucu geçersiz kabul edilecektir.

Sınav sonrası tercih sürecinde her katılımcının toplamda 30 tercih hakkı bulunmaktadır. Ayrıca sınavda yapılan 4 yanlış 1 doğru cevabı da götürmektedir.

Dikey Geçiş Sınavının Yatay Geçişten Farkı Nedir?

Üniversitelerin lisans veya ön lisans programlarında okuyan öğrenciler, farklı bir üniversitede aynı veya benzer programa geçmek isteyebilmektedir. Aynı veya benzer bölüme geçmek için yapılan bu üniversiteler arası geçişe yatay geçiş denilmektedir. Bu geçiş farklı üniversiteler arasında yapılabildiği gibi aynı üniversite içerisinde de yapılabilir. Yurt dışından, yurt içine, özelden devlete, 2.öğretimden 1.öğretime, örgün bölümlerden açık öğretim programlarına geçilebilir.

Dikey geçişte ise ön lisans eğitimi alan öğrenci eğitimini lisans düzeyine taşımak için sınava girer. Burada öğrenci eğitim süresini uzatmak ve diploma türünü yükseltmek ister.

Dikey Geçiş Sınavının Avantajları Nelerdir?

DGS önlisans son sınıf öğrencilerine ve mezunlarına 4 yıllık bir lisans programına yerleşebilme fırsatı tanır. Böylece eğitim düzeyini yeterli bulmayan, lisans diploması edinmek isteyen öğrencilerin önü açılmış olur. Yüksek lisans ve doktora programlarına devam etmek isteyen öğrencilerin de lisans mezuniyetine ihtiyacı bulunmaktadır.

Üniversiteye hazırlık öğrencilerin fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel olarak ciddi bir gelişim ve değişim dönemidir. Bu karmaşık yaşam döneminde bir yandan sınava hazırlanırken bir yandan da kariyer gelişimini planlamak kolay değildir. Doğru mesleği, üniversiteyi, bölümü seçmek için öğrencilerin ön hazırlık yapması ve mümkünse bilgilendirilmeleri gerekir. Okul rehberlik birimlerinin faaliyetleri, danışman öğretmenlerin ve ailenin rolü burada oldukça büyüktür.

Ancak bazen eğitim ortamındaki yetersizlikler, öğrencinin sürece kendini hazır hissetmemesi kariyer planının yapılamamasına neden olur. Bu dönemde açığa çıkan planlama eksiklikleri üniversite eğitiminden ve okunan bölümden memnun kalınmamasına yol açar. Dikey geçiş sınavı ise öğrencilerin sonradan edindikleri bu farkındalık ile kariyerlerini yeniden planlayabilmelerini sağlar.

Üstelik DGS müfredatında yer alan konular, YKS’ye kıyasla daha azdır. Öğrenciler matematik ve Türkçe olmak üzere sadece iki bölümden sorumlu olurlar. Ayrıca YKS’de öğrenciler çok daha geniş bir popülasyon içerisinde sınava tabi olurlar. Katılımcı sayısı ve çeşitliliği oldukça fazladır. Fen lisesi, Anadolu lisesi gibi pek çok lise mezunu aday YKS’ye katılmaktadır.

DGS’de katılımcıların büyük bir bölümü ise meslek lisesi çıkışlıdır. Bu haliyle sınava katılan kitle çok daha homojendir. Bu sayede YKS’de kazanma oranı daha düşükken, DGS’de kazanma oranı çok daha yüksektir. DGS sayesinde mevcut eğitiminizin üzerine 2-3 yıl daha eğitim alarak lisans mezunu olabilirsiniz. Bu sayede sıfırdan YKS’ye hazırlanmanıza ve 4 yıl eğitim almanıza gerek kalmaz.

YKS’ye hazırlık sürecinde alacağınız özel ders, kurs, dershane hizmetlerinden de kar etmiş olursunuz. Yaşayacağınız sınav stresi de YKS ile kıyaslandığında çok çok daha az olacak. YKS ile kazanma olasılığınız daha düşük bölüm ve okulları DGS ile çok daha rahat kazanabilirsiniz. Bu da performansınıza yönelik özgüveninizi yeniden kazanmanızı sağlar.

Dikey Geçiş Sınavı Kariyer Fırsatlarına Nasıl Bir Katkı Sağlıyor

Günümüzde sektörü ne olursa olsun neredeyse tüm işverenler en az lisans düzeyinde diploma istiyor. Hatta bir işe kabul edilmek için sadece lisans diploması değil yabancı dil bilgisi de bekleniyor. Her yıl artan üniversite mezunu sayıları ve günden güne yükselen işsizlik oranları da ön lisans mezunlarını dezavantajlı konuma sokuyor.

Lisede veya üniversitede yeterince önem verilmeyen meslek ve bölüm seçiminin değeri mezuniyet sonrası anlaşılıyor. İş bulma sürelerinin uzaması, mesleki doyumsuzluklar ve hayat pahalılığı eğitimin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Bu durumdaysa zamanı ve imkanı olan pek çok aday kariyerinde değişikliğe gitmenin yollarını arıyor. Dikey geçiş sınavı tam bu noktada arayışı olanların imdadına yetişiyor.

YKS’nin zorlu hazırlık sürecine zaman ve enerji ayırmak istemeyenler DGS’yi tercih ediyor. Üstelik yukarıda sıraladığımız avantajlar da DGS’nin daha akılcı bir seçenek olarak değerlendirilmesini sağlıyor. Böylece adaylar eğitimlerini 2 yıldan 4 yıla çıkartabiliyor. İsterlerse yüksek lisans programlarına ve ardından doktoraya da devam edebiliyorlar. Eğitim seviyesinin artırılması kariyer fırsatlarının da artmasını sağlıyor. Adaylar daha fazla alanda iş arayabiliyorlar.

Mülakatlara davet edilme olasılıkları da yükseliyor. Eğer aday kişisel yetkinliklerine yatırım yapmışsa, diksiyonu düzgün, sosyal becerileri ve iletişimi kuvvetliyse işe kabul olasılığı yükseliyor. Yabancı dil bilmek, teknolojiyi ve bilgisayar programlarını iyi kullanmak da işe kabul yüzdesini yükseltiyor. Dolayısıyla dikey geçiş sınavı sayesinde adaylar kariyerlerini yeniden şekillendirme fırsatını yakalayabiliyorlar.

Üstelik açık öğretim ve örgün öğretim programlarına aynı anda da devam edebiliyorlar. Yani aynı anda iki ayrı programda okuma şansı yakalayabiliyorlar. Dikkat Çeken Bir Cv için Kişisel ve Mesleki Gelişim Önerileri ve Başarılı Bir Kariyer İçin Öğrencilik Yılları Nasıl Daha Verimli Geçirilebilir? Yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Dikey Geçiş Sınavına Katılmadan Önce Kariyer Danışmanlığı Alabilirsiniz

Sizde benzer bir arayış içerisindeyseniz ve kariyerinize yeniden yön vermek istiyorsanız Dikey geçiş sınavını araştırabilirsiniz. Sınava katılmadan önce hangi bölümlere ve üniversitelere geçiş yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Ancak ikinci kez zaman ve enerji kaybetmemek adına bu süreçte kariyer danışmanlığı almanızı öneririz. Bu sayede sizin için en doğru seçime yönelebilirsiniz.

Kariyerinizi planlarken karakterinize, beklentilerinize, akademik alt yapınıza, ilgi ve becerilerinize göre yol almalısınız. Geleceğin mesleklerini ve mesleklerin geleceğini biliyor olmak da doğru seçim yapabilmeyi kolaylaştıracaktır. Yurtdışı eğitim fırsatlarını da bu süreçte değerlendirebilirsiniz. Eğitiminize yurtdışında devam edebilir, yurtdışı kariyer fırsatlarını da uzman kadromuzla değerlendirebilirsiniz.

Aba psikoloji uzman kadrosu her yaştan danışanına akademik ve mesleki danışmanlık sunuyor. Stratejik yetenek yönetimi çalışmamız ile kariyerinizi size en uygun şekilde planlıyoruz. Ayrıca uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz. Tercih sürecinde danışanlarımızı bilimsel kanıtların ışında bilgilendiriyoruz.

Geleceğin meslekleri ve mesleklerin geleceği konusunda yol gösteriyoruz. Sınav öncesinde detaylı bilgi almak ve çok daha sağlıklı seçimler yapmak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz. Dikey Geçiş Sınavında tüm katılımcılara başarılar dileriz. Kariyer ve psikoloji üzerine her hafta yayınlanan yazılarımızı Aba Psikoloji blog sayfamızdan takip edebilirsiniz. Ayrıca eğitim ve kariyer videolarını Aba Kariyer Youtube ve Aba Psikoloji Youtube kanallarından izleyebilirsiniz.

 

Read More

Nefes egzersizleri düzenli ve yeterli şekilde yapıldığında stresle baş etmeyi, kaygıyı azaltmayı ve daha sağlıklı düşünmeyi kolaylaştırıyor. Egzersizler doğru yapıldığında fiziksel yakınmalarda ve psikolojik rahatsızlıkların semptomlarında da azalmalar görülüyor. Kronik yorgunluk, baş ağrısı, migren, strese bağlı kas ağrıları gibi fiziksel yakınmalar düşüyor. Uyku bozuklukları, kaygı, stres, öfke, anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de oldukça olumlu sonuçlar alınabiliyor.

Nefesin doğru kullanımı spordan sanata pek çok alanda işlevselliği ve verimliliği artırıyor. Egzersizler etkili konuşma ve diksiyondan, vücudu dengede tutmaya, sesi doğru kullanmaya ve sakinleşmeye yardım ediyor. Ses sanatçıları, sporcular, tiyatrocular, spikerler, komedyenler, seslendirme sanatçıları, eğitmenler doğru nefes egzersizleriyle mesleki verimliliği artırıyor.

Öğrencilerin katıldığı sınav sayısı ve sınavların önemi yıldan yıla artıyor. İyi bir lise eğitimi için girilen LGS veya hayallerindeki üniversite için hazırlandıkları YKS gibi. Yurtdışı eğitim hayali olanlar veya İngilizce yeterliliklerini ispat etmek isteyenler için TOEFL, AP, IB sınavları var. Dolayısıyla özellikle ortaokul itibariyle öğrencilerin sınav maratonu başlıyor. Bu maratonda rekabet oldukça yüksek.

Rekabet kadar okulların beklentilerini karşılamak da kolay değil. Üstelik sınava hazırlanmak kadar doğru seçimleri yapmak da önemli. Çünkü sınava hazırlık süreci sadece girilen sınavdan başarılı olmayı gerektirmiyor. Aynı zamanda bir ömür boyu sürdürülecek mesleğin de seçilmesi ve bu meslek için en iyi eğitimleri veren okulların hedeflenmesi gerekiyor.

Bu karar çoğunlukla lise yıllarında veriliyor gibi görünse de aslında doğru lisenin tercih edilmesi de kariyeri etkiliyor. Öğrencilerin sırtındaki yükse oldukça ağır. Okul başarısını artırmak ve sürdürmek, doğru seçimler yapmak, sınava hazırlanmak, yetişkinliğe hazırlanmak gibi sorumlulukları var. Yeterli aile ve okul desteği olmadığında veya öğrenci gerçekdışı beklentilere maruz kaldığındaysa sınav stresi başlıyor.

Yazımızın devamında nefes egzersizlerine neden ihtiyaç duyarız? Nefes çalışmaları nasıl yapılır? sınava hazırlanırken nefes çalışmalarının sağladığı avantajlar nelerdir? Sınav stresinden kurtulmak için hangi nefes çalışmaları denenebilir? Bulabilirsiniz.

Nefes Egzersizlerine Neden İhtiyacımız Var?

Dünyaya geldiğimizde yaptığımız ilk eylem nefes almaktır. Kimse bir bebeğe nasıl nefes alması gerektiğini öğretmez. Bebek nefes alma eylemini içgüdüsel olarak doğru yapar. Bebek burundan aldığı nefesle karnını şişirir, işte bu nefes doğru nefestir. Ancak büyüdükçe yaşam ortamımız, çevremiz değişir, gelişir ve davranışlarımızda da değişiklikler gerçekleşir.

Çevremizdeki stres faktörleri, büyük şehirlerdeki yaşam koşulları, kirli hava gibi faktörler doğal nefesin unutulmasını tetikler. Zaman içerisinde burundan alınan nefes yerini ağızdan alınan kısa nefeslere bırakır. Dolayısıyla nefesin biyoritmi bozulur. Hatalı nefes sonucu akciğerler tam performansla çalışmaz ve kan damarları daralır. Kan damarlarının daralması sonucu kandaki oksijen azalır. Kandaki yetersiz oksijen organlara ve beyne yeterli oksijenin taşınamamasına neden olur.

Yetersiz oksijen sonucu sempatik sistem uyarılır ve tehlike varmışçasına savaş/kaç sistemi devreye girer. Bu da nabzı yükseltir, terleme artar, göz bebekleri büyür, ağız kurur, fiziksel gerginlik açığa çıkar. Ayrıca beden yeterince dinlenemez, kronik yorgunluk, baş ağrısı, sindirim bozuklukları açığa çıkar. Uyku bozuklukları da görülmeye başlar. Bu nedenle büyüdükçe unuttuğumuz sağlıklı ve doğal nefes akışının yeniden öğrenilmesi gerekmektedir.

Nefes egzersizleri de bireylerin doğru nefesi öğrenmesini desteklemektedir. Şu an basit bir kontrolle doğru nefes alıp alamadığınızı kontrol edebilirsiniz. Nefesinize odaklandığınızda ağzınızdan mı burnunuzdan mı nefes alıyorsunuz? Nefes alırken karnınız mı şişiyor yoksa göğüsünüz mü? Otururken veya bir işle meşgul olurken, fiziksel efor harcarken de bu şekilde mi nefes alıyorsunuz?

Kısa bir kontrolle nefes alışkanlığınızı değerlendirebilirsiniz. Doğru nefes burundan alınmalı ve nefes karnın şişmesini sağlamalıdır.

Sınav Stresini Yenmek için Nefes Egzersizleri Nasıl Yapılır?

Nefes çalışmalarının nasıl yapıldığını öğrenene kadar disiplinli ve düzenli tekrarlar yapmak gerekiyor. Böylece hem egzersiz rutini kazanılmış oluyor hem de vücut doğru nefes kullanımını öğrenmiş ve bunu talep eder hale geliyor. Hangi nefes çalışmalarının sizin için uygun ve faydalı olduğunu bulmaksa deneme yanılma yoluyla tespit ediliyor.

Nefes egzersizi yaparken özel bir alana veya ekipman kullanmaya ihtiyaç duyulmuyor. Dilediğiniz yerde, dilediğiniz zaman nefes çalışması yapabilirsiniz. Nefes egzersizlerinden verim alabilmeniz için yeterli oksijenin olduğu ve dikkatinizi dağıtacak faktörlerin olmadığı ortamları tercih edebilirsiniz. Sabah yataktan kalkar kalkmaz, gece uyumadan önce, işe veya okula gitmek için evden çıkmadan önce yapabilirsiniz. Sadece ev ortamında da yapmak zorunda değilsiniz.

İş yerinizde, okulda, kursta, sosyal bir etkinlik arasında, parkta, bahçede, deniz kenarında da yapabilirsiniz. Herhangi mekan sınırlaması bulunmadan nerede ihtiyaç duyuyor ve daha çok verim alacağınızı düşünüyorsanız orada yapabilirsiniz.

Yeterli pratiği ve alışkanlığı kazandığınızda stresli ortamlarda ve kaygı veren deneyimlerden önce de yapabilirsiniz. Sınava katılmak da pek çok öğrenci için stresli ve kaygı uyandıran bir deneyimdir. Deneme sınavları dahi öğrencilerin stres ve kaygıyla baş etmelerini zorlaştırabilmektedir. Pek çok psikolojik danışman ise stres ve kaygıyla baş etmede nefes egzersizlerini kullanır. Egzersizleri yaparken ayakta, oturur veya uzanır pozisyonda olabilirsiniz.

Dik pozisyonda olmak nefes çalışmasının daha rahat yapılabilmesini sağlamaktadır. Nefes alırken yavaş, sakin ve telaşsız olmak, nefesler arasında duraksamak gerekmektedir. Yoga ve pilates gibi egzersizlerde de nefes çalışmaları yapılmaktadır. Böylece duruş ve hareketlerin verimliliği artmaktadır. Meditasyonda da nefes egzersizine yer verilmektedir.

Sınav dönemlerine ek olarak önemli bir sunum, mülakat, konuşma veya sahne deneyimi öncesinde de kullanabilirsiniz. Nefes çalışmaları sosyal anksiyete, sahne korkusu, performans kaygısı gibi pek çok problemin tedavisinde de kullanılmaktadır.

Sınava Hazırlanırken Nefes Egzersizleri Yapmanın Avantajları Nelerdir

Sınava hazırlık süreci çoğu öğrenci için zorlu bir dönemdir. Öğrenciler bu dönemde hem başarılı olmayı arzular hem de çevrelerinin kendileriyle ilgili beklentilerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Özellikle performanslarını ölçen deneme sınavlarına girerken asıl sınavı prova eder ve benzer stres belirtileri gösterirler. Stres belli bir düzeyde başarıyı desteklemektedir. Ancak stres üzerindeki özdenetim kaybedildikçe performans sonuçları da düşmeye başlar.

Stres, odaklanmayı ve dikkati sürdürmeyi zorlaştırır ve olumsuz düşüncelerin açığa çıkmasına neden olur. Bu da okuduğunu anlamayı zorlaştırır. Basit okuma ve işlem hataları nedeniyle hatalı soru oranları yükselir. Zaman yönetimi zorlaşır. Stres giderek artarak kişinin tüm işlevselliğini bozar ve sınav üzerinde oto kontrol kazanmak zorlaşır. Nefes egzersizlerini düzenli olarak uygulamak ise öğrencinin sınav anında elini güçlendirir.

Nefes çalışmaları yapan öğrenci sınav anında çok daha kolay egzersiz pozisyonuna geçebilir. Çok daha kolay odaklanır ve sakinleşir. Terleme, yükselen nabız, solunumdaki bozukluklar, zihindeki karmaşa normal seviyelere iner. Öğrenci yeniden gücün ve kontrolün kendisinde olduğunu fark ederek sorulara geri döner. Zamanı daha verimli kullanır, hata olasılıklarını minimuma indirir.

Zamanı verimli kullandığı için zorlandığı veya emin olamadığı sorulara sınav sonunda tekrar geri dönebilir. Nefes egzersizi sayesinde zihne gelen olumsuz düşüncelerle de daha kolay başa çıkabilir. Böylece fiziksel semptomlar sağlıklı düzeye inerken, bilişsel ve duygusal çalkantı da kontrol altına alınmış olur.

Sınav Stresinden Kurtulmak için Hangi Nefes Egzersizleri Yapılabilir

Sınava hazırlık sürecinde ve sınav esnasında uygulanabilecek pek çok nefes çalışması bulunmaktadır. Ancak burada doğru egzersizlerin belirlenmesi kişisel beklenti ve tercihlere göre değişiklik göstermektedir. Egzersize ayrılmak istenen süre, egzersizin türü ve kişinin aldığı verim seçimleri belirlemektedir. Sınava hazırlık sürecinde aşağıda paylaşacağımız nefes tekniklerinden sizin için uygun olanı tercih edebilirsiniz.

Düzenli olarak bir egzersizi yapabileceğiniz gibi birden fazla egzersiz üzerinde de çalışabilirsiniz.

4-7-8 Nefes Egzersizi

En sık kullanılan ve etkili sonuçlar alınan nefes egzersizlerinden biri 4-7-8 egzersizidir. Diğer bir adıyla rahatlatıcı nefes egzersizi olarak da bilinmektedir. Bu egzersizi yaparken aşağıdaki adımları uygulamanız beklenmektedir.

  • Dilinizi üst dişlerinizin arkasına yerleştirin. Nefes egzersizi boyunca diliniz orada kalmalı.
  • Ağzınızdan vızıltı sesi çıkararak nefes verin.
  • Ağzınızı kapatın. İçinizden 4’e kadar sayarak burnunuzdan nefes alın.
  • 7 saniye boyunca nefesinizi tutun.
  • 8’e kadar sayarak ağzınızdan vızıltı sesi çıkararak nefesinizi boşaltın.

Adımları uyguladığınızda bir nefes döngüsünü tamamlamış olacaksınız. Bu uygulamayı peş peşe 4 kereden fazla yapmamalısınız. Egzersizi öğrenirken gün içerisinde iki farklı zamanda egzersizi uygulayabilirsiniz. Zamanla vücudunuzun da müsaade ettiği ölçüde egzersiz sayısını artırabilirsiniz.

Kelebek Uçurma Nefes Egzersizi

Bu egzersizi yaparken rahat olacağınız bir pozisyon almalısınız. Tüm nefes egzersizlerinde olduğu gibi omurganızı dik tutmanız egzersizden alacağınız verimi artıracaktır. Sessiz, sakin bir ortam odaklanmanıza destek olur. Gözlerinizi kapatıp elinize bir kelebek konduğunu hayal edin. Onu incitmek istemiyor ama uçmasına da yardımcı olmak istiyorsunuz. Nasıl yardım edebilirsiniz? Derin bir nefes alıp aldığınız bu güçlü nefesi hızlıca kelebeğe üfleyerek mi?

Muhtemelen bu kararınız kelebeğin zarar görmesine neden olacaktır. Bunun yerine burnunuzdan 7 saniyede alacağınız nefesi 6 saniye sürecek şekilde ağzınızdan bırakmanız gerekiyor. Nefes verirken sakin ve nazikçe vermelisiniz. Tıpkı avucunuzdaki bir kelebeğin uçmasına yardımcı olmak için usulca nefesinizi üflemeniz gibi. Günün her saati ve istediğiniz sıklıkta yapabilirsiniz. Ancak peş peşe 5 kereden fazla tekrar etmemelisiniz.

Sayarak Nefes Artırma Egzersizi

Bu egzersizi yaparken omurga düz ve baş hafifçe ileriye eğik olarak rahat bir pozisyonda oturulmalıdır. Gözlerin kapalı olması nefes egzersizlerine odaklanmayı kolaylaştıracaktır. Egzersize başlarken birkaç derin nefes alınır ve müdahale etmeden kendi ritminde geri verilir. Nefes alışverişinizde bir derinlik ve ritim kazandıktan sonra egzersiz aşamasına geçilir.

  • Nefesinizi kendi kendinize sayarak verin. İlk nefesi verirken “bir”, ikinci nefeste “iki”, “üç” şeklinde beşe kadar gidin.
  • Sonra yeni bir döngü başlatın, bir sonraki nefes verişinizde “bir” sayın.

“8”, “12”, hatta “19”a kadar çıktığınızda dikkatinizin de yükseldiğini fark edeceksiniz. Burada amaç nefesinize ve kaçıncı nefeste olduğunuza odaklanmanız. Bu çalışmayı 10 dakika boyunca sürdürün. Sınav sırasında çok daha kısa olacak şekilde uygulanmalı.

Ayrıca pandemi koşulları nedeniyle bu yıl da sınava maskeyle katılma zorunluluğu var. Sınav süresince maskenin sizi rahatsız etmesini ve dikkatinizi dağıtmasını istemezsiniz.  Bugünden itibaren her gün maskeyle soru çözebilir, deneme yapabilir, günde 1 saat maskeyle çalışabilirsiniz. Böylece sınav gününü daha rahat geçirebilirsiniz. Nefes çalışmalarına henüz başlamadıysanız bugünden itibaren başlamanız sınava kadar rutin kazanmanızı sağlayacaktır.

Nefes Egzersizleri Stres ve Kaygı ile Başa Çıkmayı Kolaylaştırmıyorsa Profesyonel Destek Alabilirsiniz

Nefes çalışmaları düzenli olarak uyguladığınızda dikkat sürenizin uzadığını, fiziksel ve psikolojik yakınmalarınızın azaldığını fark edeceksiniz. Daha dinç uyanacak, geceleri daha kolay uyuyacaksınız. Bilgilerinizi hatırlamanız ve yeni bilgiler edinmeniz de kolaylaşacak. Stresinizi ve kaygınızı sağlıklı düzeylere indirmenize de çokça faydası olacak. Ancak kimi durumlarda sadece nefes egzersizlerini yapmak olumsuz düşüncelerle başa çıkmaya yeterli gelmeyebilir.

Düşünceleriniz üzerindeki otokontrolü yitirdiğinizde ise nefes çalışmalarıyla sakinleşmeniz zorlaşabilir. Eğer bir süredir bu önerilerimizi deniyor ama fayda alamıyorsanız profesyonel destek alabilirsiniz. Sınava sayılı haftalar varken kalan sürenizi verimli kullanarak bir uzmanla görüşebilirsiniz.

Aba psikoloji uzman kadrosu her yaştan danışanına akademik ve mesleki danışmanlık sunuyor. Stratejik yetenek yönetimi çalışmamız ile kariyerinizi size en uygun şekilde planlıyoruz. Ayrıca uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz. Nefes egzersizlerinin dışında da kaygılarınız üzerine çalışmak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

Read More

Kişilik gelişimi anne karnından başlayarak doğumdan sonraki ilk 6 yıldaki öğrenme ve deneyimlerle gelişiyor. Kişiliğin gelişiminde anne ve babadan genler yoluyla aktarılan karakteristik özellikler de rol oynuyor. Bebeğin istendik, planlı bir gebelik olup olmamasından, gebelik sürecinde annenin yaşantısı da kişiliği etkiliyor.

Anne bebekle yeterince bağ kurdu mu? Baba ile annenin gebelikteki iletişimi nasıldı? Anne nasıl bir gebelik geçirdi? Stresli, kaygılı, korkulu, tehdit altında veya mutlu, huzurlu, rahat bir gebelik miydi? Babanın gebelik sürecinde fetüsle bağı nasıldı? Ev ve aile içi ilişkiler ve iletişim nasıldı? Doğum öncesi süreçte yaşantılanan tüm bu deneyimler dünyaya gelmeye hazırlanan bebeğin karakter gelişimi üzerinde rol oynuyor.

Doğum sonrası dönemde anne ve babayla kurulan bağ, bebeğin bakımı, ebeveyn tutumları kişilik gelişimini şekillendiriyor. Bebeğin her bir gelişim basamağında gösterdiği potansiyele ailenin nasıl yaklaştığı da karakter oluşumunu etkiliyor. Yürüme, tuvalet eğitimi, 2 yaş sendromu, dil gelişimi gibi bebeğin özerkliğini artıran gelişim basamakları gibi.

Gelişim dönemlerindeki gecikmeler, aksamalar veya duraklamalar aile ve çevre tarafından nasıl karşılanıyor? Çocuk rekabete mi sürükleniyor yoksa çabası taktir mi ediliyor? Tüm bunlar çocuğun karakter gelişimini etkiliyor.

Çocuk büyüyüp kendine yetebilir hale geldikçe sosyal çevresi de buna paralel olarak gelişiyor. Çevresindeki insan çeşitliliğinin artması çocuğun karakter gelişimini de etkiliyor. Varsa kardeş ilişkileri, yeni arkadaşlar, akrabalar, komşular ve varsa öğretmenler kişilik oluşumunda rol oynuyor.

Peki Kişilik nedir? Kişiliğin gelişiminde hangi evrelerden geçilir? Sağlıklı bir kişilik için çocukların nasıl bir ebeveyn tutumuna ihtiyacı var? Kişiliğin bireyin hayatındaki yaşam boyu etkisi nedir? Yazımızın devamında soruların cevaplarına detaylarıyla ulaşabilirsiniz.

Kişilik ve Kişilik Gelişimi Nedir?

Kişilik, bireyin doğuştan getirdiği ve sonradan kazanılan, tutarlı olarak sergilenen ve bireyi diğerlerinden ayıran özellikleridir. Kişiliğin gelişiminde genetik etkenler daha çok bireyin potansiyelinin belirlenmesinde etkilidir. Çevresel faktörler ise bu potansiyelin kullanımına yönelik etki etmektedir.

Genetik etkenler arasında anne babanın zekâ düzeyi, kişilik özellikleri, ilgileri ve becerileri yer almaktadır. Çevresel etkenler arasındaysa beslenme ve beş duyu ile elde edilen deneyimler yer almaktadır. Ayrıca bireyin içinde doğduğu aile ve özellikle de anne baba ile olan ilişkiler oldukça önemlidir.

Kişilik gelişiminde çevre de kişiliğin şekillenmesinde en az aile kadar önemli rol oynamaktadır. Çocuk büyüdükçe sosyal çevresi ve etkileşim ağı genişlemektedir. Büyümeyle birlikte çocuğun karakter gelişiminde ailenin etkisi azalırken arkadaş çevresi, okul, öğretmen, kültür ve sosyal yapı etkili hale gelmektedir.

Kişilik yaşamın ilk 6 yılında belirgin şeklini almaya başlasa da çoğunlukla tamamlanması ergenliği bulmaktadır. Sağlıklı kişilik bireyin duygu, düşünce ve davranış boyutlarında dengeli ve tutarlı bir bütünlük kurmasıyla oluşmaktadır.

Kişilik Gelişimi Hangi Evrelerden Geçer?

Kişilik büyük ölçüde yaşamın ilk 6 yılında şekillenmekte nihai haline ise ergenlik sonunda ulaşmaktadır. Özellikle yaşamın ilk iki yılında temel bakım verenle kurulan bağın derecesi kişiliğin şekillenmesinde belirleyicidir.

Yaşamın İlk 2 Yılında Kurulan Bağın Derecesi Kişiliğe Yön Veriyor

0-2 yaş, çocuğun, fiziksel, zihinsel ve duygusal yönden en hızlı geliştiği dönemdir. Bu dönemde çocuğun sadece fiziksel gereksinimlerinin karşılanması yeterli değildir. Bebek yaşamın ilk iki yılında büyük ölçüde bakımıyla ilgilenen kişiye (çoğunlukla bu kişi anne) bağımlıdır. Dolayısıyla bakım verenle kurulan ilişkinin niteliği bebeğin zihinsel ve duygusal gelişimi için son derece önemlidir.

Anneyle bebek arasında kurulan bağın sağlıklı, bebeğin gelişimini destekleyecek yeterlilikte olmasına güvenli bağlanma denir. Annenin, emzirme ya da besleme tarzı, bebeğiyle kurduğu fiziksel temas ve onu rahatlatma biçimi bu bağın gelişimini destekler. Dolayısıyla çocuğun kişilik gelişimi de sağlıklı yönde ilerler. Annenin bebeğin ihtiyaçlarına duyarlılığı, bebeğe duygusal yakınlığı, yanında olduğu konusunda verdiği güven de oldukça önemlidir.

Bebeğin temel duygusal ve fiziksel ihtiyaçları yeterli ve düzenli şekilde karşılanmadığında kurulan bağın gücü zayıflamaktadır. Bu yetersizlik de güvensiz bağlanmaya neden olmaktadır. Bebek ebeveynine güvenli şekilde bağlanırsa kendi öz değerini ve çevresini algılayış biçimini bu güven üzerinden nitelendirir. Güvenli bağlanan bir bebek kendini değerli, yeterli, güvenilir hissederken çevresine yönelik de benzer anlamlar yükler.

Bebek sevilmeye, bakılmaya değer bir birey olduğunu daha bu dönemden kurduğu ilişkinin niteliğiyle kodlamaya başlar. Güvensiz bağ geliştiren bebek ise kendisinin sevilmeye ve bakılmaya layık olmadığı yanılgısına kapılır. Böyle bir bebek yetersizlik, güvensizlik ve değersizlik duygularıyla yoğrulur. Çevresini de güvenilmez ve tehlikeli olarak kodlar. Yalnızlık duygusu çok daha belirgin hale gelir. Öfke veya öğrenilmiş çaresizlik gelişebilir.

2 Yaş Sendromunda Ebeveynin Yaklaşımı Kişilik Gelişimini Etkiliyor

2 yaş dolaylarında dil gelişmesi, desteksiz yürümenin başlaması gibi bebeğin özerkleşmesine katkı sağlayan kazanımlar artar. Bu kazanımlar sayesinde bebek anne babasından veya temel bakım verenden bağımsız bir birey olduğunu deneyimler. Bu dönemde bireyleşme çatışmaları belirgin hale gelir. Çocuk kendi seçimlerini yapabilmek, kendi kararlarını vermek ve sorumluluklar almak ister.

2 yaş sendromu olarak bilinen bu dönemde sağlıklı kişilik gelişimi için ebeveynlere düşen rol artmaktadır.  Çocuğun gelişme, büyüme ve var olma çabalarına ket vurulmamalıdır. Ancak çocuk tamamen kontrolsüz de bırakılmamalıdır. Ebeveyninin sınırlarını genişletmeye ihtiyaç duyan çocuğun arzusu tamamen sınırların kalkması değildir. Ebeveynler belirli kurallar ve sınırlar dâhilinde çocuğu desteklemeye devam etmelidir. 2 Yaş Sendromu ve Ailelerin Bilmesi Gerekenler yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Çocuğa yaşıyla uyumlu sorumluluklar vermek, iki üç seçenek arasından kendi seçimini yapmasına gönüllendirmek gibi. Bu dönemde öfke patlamaları, ağlama krizleri görülebilir. Çocuk kendine, çevreye zarar vermeye çalışabilir. Böyle bir durumda cezalandırmak veya duygularını yok saymak yangına körükle gitmek olacaktır. Bunun yerine çocuğa güvenli bir alan tanımak, sakinleşene kadar yanında kalmak ve ihtiyaç duyduğunda koşup sarılabileceği yakınlığı sağlamak gerekir.

Ayıplama, kınama, küçük düşürme, kıyaslama gibi davranışlar sergilenmemelidir. Bu dönemdeki yaşantılardan yola çıkarak çocuğa neden sonuç ilişkisi öğretmeli, problem çözme becerileri kazandırılmalıdır. Bunlar sağlıklı kişilik gelişimine yapılacak en güzel yatırımlar olacaktır.

4-6 yaş arasında kişiliğin gelişimi, tecrübelerle beslenmeye daha açık hale gelir. Çocuğun çevreden gördükleri, ailesinden öğrendikleri, toplumsal değerler ve normlar çocuğun kişiliği şekillendirir. Ergenlik dönemine kadar çocuğun karakter gelişiminde ebeveynler ve öğretmenler gibi rol modeller etkilidir. Ergenlik döneminde ise arkadaşlar ve bireysel yaşam deneyimleri daha etkili hale gelmektedir.

Çocuklarda Dil Gelişimi ve Ebeveynlerin Dikkat Etmesi Gerekenler ve Çocuklarda Sosyal Beceri ve Ailenin Etkisi yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Sağlıklı Bir Kişilik Gelişimi İçin Ebeveyn Nasıl Bir Rol Üstlenmeli?

Çocuğun fiziksel, duygusal ve bilişsel gelişiminde ebeveynin rolü özellikle de erken yaşam dönemlerinde oldukça büyük. Bu rol ebeveynin tutum ve davranışlarına göre olumlu olabileceği gibi zararlı ve ketleyici de olabilmektedir. Sağlıklı bir kişilik kurabilmek için bir çocuğun yetiştirilmesinde baskın olması önerilen ebeveyn tutumu demokratik tutumdur. Demokratik anne baba tutumu, çocukların kişilik gelişimi için en uygun olan tutumdur.

Bu tutumu uygulayan anne babalar çocuklarını hem denetler hem de onların ihtiyaçlarının karşılanmasına olanak tanırlar. Bu ebeveyn tutumunda anne babaların davranışları birbiriyle tutarlı, kararlı ve güven vericidir. Belli sınırlar içinde çocukların bazı davranışları yapmalarına izin verilir. Bu sınırlar çocuğun yaşı, bilişsel ve duygusal gelişmişlik düzeyine göre zamana ve koşullara göre esnetilir.

Böylece çocukların güvenli aile ortamında sorumluluk duygusunun gelişmesine uygun ortam hazırlanmış olunur. Ayrıca bu ebeveyn tutumunda korku kültürü yoktur. Çocuk ebeveyninden korkmayı değil onu sevmeyi, saymayı öğrenir. Arkadaşça bir ebeveyn çocuk ilişkisi hakimdir. Kararlar da duygu, düşünce ve hatalar da açık fikirlilikle konuşulur, değerlendirilir. Evde çocuğun da sözü ve yeri vardır. Çocuğun bireyselliğine, özel alanına saygı duyulur.

Hata yaptığında cezalandırmak yerine hatalarından ders çıkarması ve neden sonuç ilişkisi kurması desteklenir. İyi ve kötü deneyimlerde aile birbirinin yanındadır ve birbirine ışık tutmaktadır. Böyle bir ortamda yetişen çocuğun kişilik gelişimi sağlıklı, dengeli ve tutarlı olacaktır. Kendi içinde mutlu, huzurlu ve memnun olan çocuk sosyal çevreyle ilişkisinde ve davranışlarında da uyumlu ve dengeli olur.

Aile bu dengenin sağlanmasında kritik role sahiptir. Aşırı korumacı, aşırı hoşgörülü veya otoriter ebeveyn tutumlarında ise bu sağlıklı kişilik oluşumu kurulamamaktadır. Ebeveyn Tutumları ve Karakter Gelişimine Etkisi ve Ergenlikte Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalı? yazılarımızdan da faydalanabilirsiniz.

Kişilik Gelişimi Bireysel Yaşamı ve Başarıyı Nasıl Etkiliyor?

Sağlıklı bir kişilik geliştirmek yaşam boyu iç huzuru, sosyal uyumu ve başarıyı destekliyor. Sağlıklı bir kişilik; kendine güvenen, güçlü ve zayıf yönlerini bilen, bunları olduğu gibi kabul eden bir yapı sergiliyor. Bu bireylerde empati daha güçlü, iletişim daha kuvvetli ve özsaygı daha gelişmiş oluyor.

Başarılar daha büyük başarılar için motivasyon sağlarken başarısızlıklar da geliştirici faktörler olarak kabul edilebiliyor. Dolayısıyla bu bireyler daha az hayal kırıklığı yaşıyor. Kişisel ve mesleki alanda daha fazla doyum elde edebiliyorlar ve bu da yaşam boyu mutluluklarını besliyor.

Kişinin kendi içerisindeki bu huzuru ve iç kabulü çevresiyle olan ilişkilerine de olumlu yansıyor. Daha olumlu iş hayatı ve daha sağlıklı ilişkiler gelişiyor. Bu bireyler bir ekip üyesi veya ekip lideri olarak hizmet ettikleri organizasyona katma değer sağlıyorlar. Daha sağlıklı bir eş, partner ve ebeveyn olabiliyorlar.

Okul yıllarından itibaren kendilerini tanıyan, ne istediklerini bilen bireyler olarak yetişiyorlar. Hangi bölümü, mesleği veya okulu seçmeleri gerektiği konusunda objektif değerlendirme yapabiliyorlar. Kendi seçimlerini yapabiliyor olmaları kararlarının getirilerine yönelik sorumluluk alabilmelerini de kolaylaştırıyor. Böylece kendi kararları ve sorumluluk bilinçleriyle karşılarına çıkan zorluklarla da daha kolay baş edebiliyorlar.

Sağlıklı ebeveyn tutumları sergilemek, çocuğunuzun kişilik gelişimine daha yapıcı katkı sağlamak için psikolojik destek alabilirsiniz. Aile içi ilişkilerin iyileştirilmesinde, çift ve aile sorunlarının giderilmesinde aile danışmanlığından faydalanabilirsiniz. Ayrıca okul, bölüm, meslek seçmeden önce karakter gelişimi ve karakter analizi hakkında bilgi edinmek de oldukça önemli. Meslek veya alan/bölüm seçimi yapmadan önce çocuğunuzun kişilik testine katılmasını sağlayabilirsiniz.

Aba psikoloji uzman kadrosu her yaştan danışanına akademik ve mesleki danışmanlık sunuyor. Stratejik yetenek yönetimi çalışmamız ile kariyerinizi size en uygun şekilde planlıyoruz. Ayrıca uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz.

Kişilik gelişimi ve testleriyle ilgili bilgi almak veya diğer psikolojik hizmetlerimizden faydalanmak isterseniz bize ulaşabilirsiniz. Kişilik Özelliklerine Göre Meslek Seçimi Yapmak yazımıza da göz atabilirsiniz.

 

Read More

Hafıza güçlendirme teknikleri sınava hazırlık sürecinde ve ayrıca yaşam boyu yürütücü işlevlerin sürdürülebilirliğinde kolaylık sağlıyor. Üstelik hafızanın gelişimine sağladığı faydalara ek olarak eğlenmenizi ve keyifli zaman geçirmenizi de destekliyor. Arkadaş gruplarıyla bir araya geldiğimizde veya telefon, tablet, bilgisayarda oynadığımız oyunlarla da hafıza güçleniyor. Örneğin arkadaşlarla veya aileyle birlikte oynanan tabu harika bir zihin egzersizi yaptırıyor.

Bu oyunu oynarken yasaklı kelimeleri kullanmadan, sınırlı sürede doğru mesajı verebilmeniz gerekiyor. Başarılı olmak için kullanmamanız gereken kelimeleri akılda tutmanız, süreyi aşmamanız ve verimli kullanmanız ve yaratıcı olup alternatif kelimeler üretmeniz gerekiyor. Aynı anda birden fazla beceriyi etkinleştirmeniz gerek. Tüm bunları yapabilmekse hafızanızın gelişimine ve güçlenmesine katkı sağlıyor.

Sadece oyunlar da değil, yaptığınız egzersizler, beslenme şekliniz, uyku kaliteniz de belleğin gelişimini destekliyor. Oyunlar ve yaşam kalitenizi artıracak faktörler dışında da kullanabileceğiniz yöntemler var. Özellikle mnemonik teknikler hafıza güçlendirme ve hatırlamayı kolaylaştırma yöntemleri olarak birebir. Bu tekniklerle eğitiminizde ve sınava hazırlık sürecinde öğrenmeniz gereken formülleri, zorlu konuları, kısaltmaları kolayca öğrenebilirsiniz.

Peki hafıza nedir? hafızanın güçlenmesini sağlayan teknikler nelerdir? Bu tekniklerin kullanımı kişiye hangi faydaları sağlar? Yazımızın devamında detaylarıyla bulabilirsiniz.

Hafıza Nedir, Nasıl Çalışır?

Hafıza, bir diğer adıyla bellek dış dünyadan duyular yoluyla edinilen bilgilerin saklandığı ve gerektiğinde geri getirildiği yerdir. Hafıza, engelleyici herhangi bir hastalık olmadığı sürece geliştirilebilir, güçlendirilebilir.

Hafızanın gelişimini tıpkı vücudumuzdaki diğer kaslar gibi düşünebilirsiniz. Eğer düzenli egzersiz yapar ve iyi beslenirseniz kaslarınız gelişir. Eğer egzersizlerinizin seviyesini düzenli olarak artırır ve kapasitenizi zorlarsanız kaslarınız daha da güçlenir. Hafızamızın gelişimi de böyledir. Düzenli, yeterli ve kademe kademe artırarak hafıza güçlendirme teknikleri kullanıldığında gelişim elde etmek mümkün.

Hafıza Güçlendirme Teknikleri Nelerdir?

Hafızanızı basit egzersizlerle kolayca geliştirebilirsiniz. Basit ancak düzenli şekilde tekrar edildiğinde uygulayacağınız egzersizlerin verimliliği yüksek olacaktır. Peki hafızayı güçlendirmek için hangi egzersizleri uygulayabilirsiniz?

Mnemonik Tekniklerle Hafızanızı Güçlendirebilir ve Hatırlamayı Kolaylaştırabilirsiniz

Mnemonik tekniklerden bir kısmını hali hazırda öğrenmiş ve uyguluyor ancak yaptığınız bu çalışmaların bu tekniğe özgü olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Örneğin Akrostiş methodunu neredeyse hepimiz kullanırız.

Akrostiş tekniğiyle öğrenilmek istenen kelimelerin, cümlelerin ilk harfleri alınarak anlamlı, kafiyeli olan başka bir kelime veya cümle oluşturulur. Kimi zamansa bu teknik öğrenilmesi gereken kısaltmalar, hece ve harfleri hatırlamak için kullanılır. Dilbilgisi dersinde sıklıkla karşımıza çıkan ünsüz benzeşmesini öğrenirken bu yöntemi kullanmayı hepimiz öğrendik.

“FıSTıKÇı ŞaHaP” dersem sanırım herkes hatırlar. Bu yöntem sayesinde “f,s,t,k,ç,ş,h,p” sert ünsüzleriyle biten kelimelere yumuşak ünsüzlerle başlayan ek geldiğinde sondaki ekin sertleştiğini öğrendik. Yine dilbilgisi derslerinde cümledeki sıfat fiilleri bulmak için “Anası Mezar Dikecekmiş” akrostijini öğrendik.

Diğer mnemonik hafıza güçlendirme teknikleri ise hayal kurma, ilişkilendirme ve yerleştirmedir. Öğrenmek istediğiniz bilgiler üzerine hayal kurabilir, bu bilgileri hatırlayabileceğiniz şekilde bir senaryoya işleyebilirsiniz. Hatırlamakta zorlandığınız bilgileri daha kolay anımsadığınız bilgilerinizle ilişkilendirebilirsiniz. Örneğin; tarihte geçen önemli bir olayın kronolojik sıralamasını yapmakta ve tarihleri akılda tutmakta zorlanıyor olabilirsiniz. Bunu yaparken büyük dedenizin veya tuttuğunuz takımın kuruluş yılını hatırlatıcı olarak alabilirsiniz.

Burçlara meraklıysanız olayın geçtiği ayı ve günü burçlarla eşleştirebilirsiniz. O aya ait mevsimi düşünebilir, olayın geçtiği mevsim koşullarını hayal ederek hatırlamaya çalışabilirsiniz.

Bir diğer hatırlamayı kolaylaştıracak yöntem de kodlamalar ve gruplandırmalardır. Örneğin telefon nuamaralarını, okul numaranızı veya vatandaşlık numaranızı nasıl tekrar ettiğinizi düşünün. Tek tek rakamlar halinde mi, 2 veya 3 basamaklı şekilde mi söylüyorsunuz? Vatandaşlık numaraları çoğunlukla ilk 8 rakam 2 basamaklı son 3 rakam ise 3 basamaklı olacak şekilde söyleniyor.

Hafıza Güçlendirme Tekniği Olarak Kullanabileceğiniz Diğer Egzersizler ve Oyunlar

Oynamaktan büyük keyif aldığınız ve çokça zaman ayırdığınız dijital oyunlar, kutu oyunları veya bulmacalar var mı? Verimsiz zaman geçirdiğinizi düşünüp oyun bitince pişmanlık hissettiğiniz bu oyunlar hafızanızı güçlendirmenize yardımcı olabilir. Veya siz oyuna ayırdığınız zamanın aynı zamanda kaliteli ve verimli geçmesini istiyorsanız aşağıdaki önerilerimize bakabilirsiniz. Oyun ve aktiviteler dışında da paylaşacağımız önerilerimizi gün içerisinde 15-20 dakika uygulayabilirsiniz.

Bilinçli Farkındalıkla Çevrenizi Hissedin

Gün içerisinde çoğumuz otomatik pilotta yaşıyoruz. Yediğimiz yemeyin, yaptığımız sohbetin, yürüdüğümüz yolun, sürdüğümüz aracın dahi farkında değiliz. Dolayısıyla hafıza güçlendirme egzersizi olarak yaşadığımız anı daha farkındalıklı deneyimlemek hafızanın güçlenmesini destekliyor. Peki bunu nasıl yapabiliriz? 5 duyumuzu harekete geçirerek etrafımızı dinlememiz, hissetmemiz gerekiyor. Örneğin; bir mağazaya gittiğinizde eşyalara dokunmak, dokusunu hissetmek. O ortamdaki kişilerin davranışlarını gözlemlemek, odada bulunan eşyaları incelemek.

Seslere, konuşmalara kulak kesilmek. Varsa ortamdaki, eşyalardaki kokulara odaklanmak. Böylece çok daha güçlü ve kalıcı hatıralar kaydetmiş olacaksınız. Bu egzersizleri ders çalışırken de yapabilirsiniz. Aynı şekilde çalışma konunuz farklı duyularla da bağlantı kuracağı için zihninizde daha kalıcı bilgilere dönüşecektir.

Harf Bulma Alıştırması

Bu alıştırmayı yapabileceğiniz bulmaca kitapları da edinebilirsiniz. Ancak ekstra bir maliyet harcamadan evinizdeki mevcut kaynaklarla da egzersiz yapabilirsiniz. Elinize bir dergi/kitap/gazete ve renkli kalem alın. Herhangi bir sayfayı açın ve sayfada yer alan yazılardan kelimelere odaklanın. Bir kelimenin içerisinde geçen aynı harfleri işaretleyin. Örneğin; Ekmek yazıyorsa e’leri ve K’leri işaretleyin.

Her harf için bir renk belirleyip o renkle metindeki aynı harfleri de işaretleyebilirsiniz. Bu egzersiz hafıza güçlendirme alıştırması olmasının yanı sıra odaklanma ve dikkati sürdürme becerinizi de artıracak.

5N1K Sorgulaması

Bu yöntemi ister bir gazeteci isterseniz de bir dedektif gibi uygulayabilirsiniz. Kendinize yapabileceğiniz gibi başkalarıyla ilgili de yapabilirsiniz. 5N1K’nın açılımı “Ne, Nerede, Nasıl, Neden, Ne zaman ve Kim?” sorularının cevabını aramaktır. Dün bu saatlerde neredeydim? Orda ne yapıyordum? Bunu neden yapıyordum? Nasıl yapıyordum? Kiminle veya kim için yapıyordum? Sorularının cevaplarını aramak gibi.

Bu alıştırmayı çevrenizdeki diğer insanlar için de yapabilirsiniz. Hatta ders konularınızda geçen tarihi isimler, liderler, sanatçılar için de yapabilirsiniz.

Kelime Türetme Egzersizi

Bu egzersizi bir başkasıyla birlikte oyun şeklinde de yapabilirsiniz. Kendi başınıza da sürdürebilirsiniz. Aklınızdan bir kelime geçirin örneğin; “tabela” bu kelimenin son harfiyle başlayacak yeni bir kelime bulun; “Araba”, “Atlas”, “Sandık”, “Kalem”, “Merdiven” gibi. Ayrıca bu egzersizi plakalarla da yapabilirsiniz. Yolda giderken gördüğünüz plakaların harflerinden kelimeler hatta cümleler oluşturabilirsiniz. “AC”, “Acemi Cambaz” gibi.

Ters El Alıştırması Yaparak Hafıza Güçlendirme

Başat yani aktif kullandığınız eliniz hangisiyse hafıza geliştirme egzersizi yapmak için diğer elinizi kullanmalısınız. Örneğin; Solaksanız sağ eli kullanarak egzersiz yapın. Gün içerisinde kısa sürelerle başladığınız bu alıştırmalara pratik kazandıkça süreyi artırarak devam edin. Süreyi artırmak yeterli gelmiyorsa, artık alışkanlık geliştirmiş, beceri kazanmışsanız egzersizi farklılaştırın. Örneğin; solak biri sağ eliyle kalem tutup çizim yapmaya, yazı yazmaya çalışabilir.

Sağ elle diş fırçalamak, saç taramak, saç toplamak, yemek yemek, yemek karıştırmak, düğme iliklemek gibi.

İleriye/Geriye Kurallı Sayı Sayma Egzersizi ve Bulmacalar

Hafıza güçlendirmek için zihninizi zorlayacak sayılar belirleyip sayıları en düşükten yükseğe veya yüksekten düşüğe göre sıralayın. Örneğin 27 artırarak sayabildiğiniz kadar sayın. “27, 54, 81, 108,” gibi.

Bulmaca kitaplarından veya telefon, tablet, bilgisayar uygulamalarından faydalanabilirsiniz. Resimler arasındaki farkları bulma, su doku, kelime avcısı, çengel bulmaca gibi dijital veya basılı bulmacalar çözün. Bunları yaparken mutlaka yaşınıza, seviyenize uygun versiyonları tercih edin. Hemen yorulacağınız kadar zorlayıcı veya dikkatinizi vermenizi gerektirmeyecek kadar kolay olmasın.

Hafıza Gelişiminde Satranç En Eski ve En Etkili Oyunlardan Biri

Satranç matematik ve sözel olmayan bilişsel becerilerde gelişimi artırıyor. Düzenli olarak satranç oynayan bireylerin zekası gelişirken, hafızaları da güçleniyor. Satranç oynamak, ilerleyen hamleleri planlayabilmeyi ve rakibin hamlesini öngörerek strateji üretebilme becerisini gerektiriyor. Bu oyun aracılığıyla bireyler alternatif çözümler üretiyor, hamleler geliştiriyor.

Dikkati oyun boyunca etkin tutmaları ve her adımda yeni hamle stratejileri belirleyebilmeleri gerekiyor. Dolayısıyla satranç süratli, doğru ve çabuk düşünebilme becerisini geliştiriyor. Görsel hafızayı da güçlendiriyor. Satranç hafıza güçlendirmenin yanı sıra çalışma disiplini kazanma, özdenetim, kazanmayı ve kaybetmeyi öğrenme becerisi kazandırıyor. İçsel motivasyonu geliştirirken, başarılı olmaya güdülüyor ve başarının disiplinli ve düzenli çalışma gerektirdiğini öğretiyor.

Kelime Oyunları Hem Çok Popüler Hem Çok Eğlenceli

Kelimelik, Scrabble, tabu gibi kutu veya dijital oyunlarla da hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Üstelik bu oyunları sadece ana dilinizde değil bildiğiniz diğer dillerde de oynayabilirsiniz.

Kelime hazinenizi geliştirirken hafızanızı da zorlayacaksınız. İsim-şehir, kulaktan kulağa gibi eğlenceli grup oyunları da keyifli ve verimli zaman geçirmenizi destekler. Eğlenirken aynı zamanda hafızanız da güçlenir ve zenginleşir.

Tangram da son yıllarda oldukça popüler bir hafıza güçlendirme oyunu haline geldi. Üstelik kolaydan zora doğru giden versiyonlarıyla dijitalde de oynanabiliyor. Dijital oyunları sevmiyorsanız seviyenize uygun ahşap tangramlar edinebilirsiniz. Okul öncesi dönemden itibaren her yaş ve seviyeye uygun tangram bulabilirsiniz.

Bir başka eskimeyen ve keyifli zeka geliştirici oyun alternatifi ise eşleştirme oyunlarıdır. Bu oyunu ön yüzleri görünmeyecek şekilde kartları kapatarak seçtiğiniz kartın diğer eşini bulmaya çalışarak oynayabilirsiniz. Yine eşleştirme oyununu da kart sayısını azaltarak veya artırarak, görselleri basitleştirerek veya zorlaştırarak her yaş ve seviyede oynayabilirsiniz.

Dijital ortamda da eşleştirme oyunları oldukça popülerdir. Eşleştirme oyununu zıt kavramlar, benzer, ilişkili kavramlarla da oynayabilirsiniz.

Dijital Zeka ve Strateji Oyunları

Zekayı ve hafızayı güçlendiren çok sayıda zeka ve strateji oyunu bulunmaktadır. Eğer bu tarz oyunlar ilgilinizi çekiyorsa keyif alabileceğiniz oyunları belirleyip deneyebilirsiniz. Bu oyunlar sayesinde hafıza güçlendirme alıştırmaları yapmanın yanı sıra sosyalleşebilir, keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Bilgisayar oyunlarıyla zaman geçirirken özdenetim sağlayabilmek de oldukça önemli. Eğer bilgisayar kullanım sürelerinizi kısıtlamakta zorlanıyorsanız bu oyunlar sizin için dezavantaj sağlamaya başlayabilir. Özellikle sınava hazırlık sürecinde dikkatinizi toplamanızı ve zamanınızı verimli kullanmanızı olumsuz etkileyen faktörlerden uzak durmalısınız.

Hafıza Güçlendirme Tekniklerinin Sağlayacağı Faydalar

Uygulayacağınız bu tekniklerle hafızanızın gelişimini ve güçlenmesini sağlayacaksınız. Bu sayede öğrenme süreciniz hızlanacak ve bilgileri çok daha kolay hatırlayabilir hale geleceksiniz. Özellikle sınava hazırlık sürecinde hafızanızı bu yönde geliştirmeniz sınav sonucunuza büyük katkı sağlayacak.

Zamanı daha verimli kullanabilirken, odaklanmanız ve dikkatinizi sürdürmeniz de kolaylaşacak. Öğrendiğiniz teknikler bilginin belleğinizde kalıcı ve net olarak kodlanmasını destekleyecek. Bu da sınavda basit hatalar yapmanızın önüne geçecek.

Hafıza güçlendirme teknikleriyle yaratıcılığınız da gelişecek. Matematikte kullandığınız ve başarılı sonuç aldığınız bir tekniği diğer sayısal derslerde de kullanmaya başlayacaksınız. Teknikleri derslere göre adapte edecek ve farklı kullanım yolları geliştireceksiniz. Duyularınızın öğrenme sürecinde ne denli etkili olduğunu fark edecek ve 5 duyunuzu daha farkındalıklı kullanacaksınız. Artık bir koku, bir ses, tat veya doku zihninizde bambaşka bilgilerle ilişkilendirilebilir hale gelecek.

Hafızayı güçlendirme tekniklerinin yanı sıra zaman yönetimi, dikkati sürdürme, verimli ders çalışma becerilerinizi de geliştirmelisiniz. Dikkat çeldiricilerle başa çıkabilmek, teknolojiyi, dijital kaynakları verimli kullanabilmek sınava hazırlık sürecinde öğrencilerin elini güçlendiriyor. Ayrıca öğrenme stilinin ve baskın zeka alanının öğrenilmesi de alan ve meslek seçiminde kolaylık sağlıyor. İlgi, beceri ve karakteristik özelliklerin tespit edilmesi de kişinin kendine uygun seçimler yapabilmesini destekliyor.

Aba psikoloji uzman kadrosu her yaştan danışanına akademik ve mesleki danışmanlık sunuyor. Stratejik yetenek yönetimi çalışmamız ile kariyerinizi size en uygun şekilde planlıyoruz. Ayrıca uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz. Hafıza güçlendirme tekniklerinin yanı sıra potansiyelinizi öğrenmek ve profesyonel danışmanlık almak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Read More

Çocuklarda dil gelişimi doğumdan hatta anne karnındaki yolculuklarından itibaren başlamaktadır. Çocuğun konuşabilecek dil olgunluğuna erişebilmesi kadar konuşacağı dile yönelik ön bilgiyi de işlemesi gerekmektedir. Bu ise dinleme, gözlemleme ve deneyimlemeyle olur. Dil becerisi bireysel ihtiyaçların karşılanması, sosyal iletişimin ve bilgi paylaşımının sağlanabilmesi için önemlidir.

Bebeklerinse dünyaya geldiklerindeki ilk iletişim kaynakları ağlamalarıdır. Ağlayarak veya sessiz kalarak ihtiyaçları ve mevcut durumları hakkında bilgi verirler. Temel bakım veren zamanla ağlamanın tonuna, şekline ve diğer ayırıcı faktörlere göre bebeğin ihtiyacını belirler. Örneğin bebek ağlayarak acıktığını, gazı olduğunu, altını pislettiğini veya uykusunun geldiğini ifade edebilir.

Aktif konuşmanın başladığı 2 yaş dolaylarına kadar bebeğin dil gelişimi ağlama, agulama, cıvıldama gelişim eğrisinde devam eder. Çocuklarda dil gelişimi benzerlik gösterse de her çocuğun gelişim hızı ve zamanı farklıdır. Nasıl ki kimi çocuk emeklemeden adımlar, kimi çocuk erken kimileri geç yürür. Diğer gelişim adımları gibi konuşma da çocuğa özneldir.

Dil gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterse de çocuk belli dil ve iletişim becerilerini göstermiyorsa ihmal edilmemelidir. İşitme engeli, zeka geriliği, uyaran eksikliği, otizm gibi nedenlerle de dil gelişimi gecikebilmektedir.

Peki çocuğun dil gelişimi hangi evrelerden geçer? Ebeveynler dil gelişimini desteklemek için neler yapabilir? Ne zaman bir profesyonele danışmak gerekir? Yazımızın devamında detaylarıyla bulabilirsiniz.

Çocuklarda Dil Gelişimi Evreleri

Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi yetişkinlerden çok daha hızlıdır. Dolayısıyla çocukların gelişimlerinden bahsederken yılları değil ayları ve hatta haftaları baz almak gerekir. Özellikle ilk iki yıl çocuğun gelişiminde günden güne, haftadan haftaya değişim ve gelişimler görülür.

Bebekle sürekli zaman geçiren anne baba veya diğer kişiler için bu gelişimi fark etmek kimi zaman zor olabilir. Ancak bebeği daha seyrek aralıklarla görenler gelişiminde büyük farklılıklar gözlemleyecektir.

Bebeklerde Dil Gelişiminin İlk 6 Ayı

Bebeklerin ilk bir ayı dış dünyaya adaptasyonla geçecektir. Bu dönemde her sesten kolayca irkilebilir, tedirgin olabilirler. Annenin sıcaklığına, ilgisine ve dokunuşlarına çokça ihtiyaç duyarlar. Güvenli bağlanmanın kurulabilmesi için bu dönemde bebeğe anne karnındaki ortamının devamlılığı sağlanmalıdır. Sakin, ritmik, sıcak ve kavrayan, kollayan rahim ortamı anne kucağında, şefkatli kollarla yer değiştirmelidir. Bu dönemde bebek aşina olduğu sesleri duyduğunda sakinleşir, rahatlar.

Anne, babasının sesi veya anne karnındaki seslere benzer beyaz gürültü sesleri bebeğe iyi hissettirir. İlk ay çocuklarda dil gelişimi ağlamalardan ibarettir. 2. ay ise bebeğin sosyal gülümsemeleri başlar, çevresinde konuşulanları kulak kabartıp dinliyormuş gibi görünür. Ağlamalar bu dönemde de baskın iletişim kaynağıdır. Ancak ağlamalar ilgilenen kişi tarafından daha anlamlı hale gelmiştir.

Bebeğin ağlama tonundan temel bakım veren ihtiyacının ne olduğunu anlar. 3. ay itibariyle konuşan kişiyi gözleriyle takip eder. Mimiklerini izler, gözlemler. Sosyal gülümsemelere gıgıldamalar da eşlik etmeye başlar. Bebeğin ağız kasları gelişmeye devam eder. Bu gelişim sürecinde bebeğin çıkardığı sesler refleksiftir. Bebek ses çıkardıkça mutlu olur.

4.ay itibariyle bebeğin çıkardığı sesler artar. Sosyal gülümseme artar. Başkalarının mimiklerine tepki vermeye başlarlar. Kızgın, üzgün yüz ifadelerini anlar, ses tonlarındaki duygu geçişlerini de anlayabilir. Bu farklılıklara ağlayarak tepki verir. Dili kıvırma, yuvarlama becerileri gelişmiştir. 5 ay dolaylarında adına tepki vermeye başlar.

Çocuklarda Dil Gelişimi 6 Aydan Sonra Daha Anlamlı Hale Geliyor

6 ay itibariyle bebeklerde ma-ma, de-de, ba-ba gibi tekrar eden hecelemeler başlar. Çocuk çıkardığı bu seslere verilen olumlu tepkilerle motive olur. Sesli neşeli çığlıklar atma, konuşulanları dikkatle dinleme, gülerek tepki verme bu dönemde başlar. Kendisiyle iletişime girildiğinde mutlu olurken, ilgisiz kaldığında çıkardığı seslerle tepki gösterir. 7-8 ay dolaylarında ce-ee gibi basit oyunlar ilgisini çekmeye başlar.

Çocuklarda dil gelişimi bu dönemde özellikle aile tarafından daha kolay fark edilir hale gelir. İç geçirmeler, mırıldanmalar, tekrar eden basit hecemeler artış gösterir. İsmi söylendiğinde faaliyetini durdurup dikkat kesilmeye başlar. 9 ay itibariyle “Hayır” ın olumsuzluğunu anlamaya başlar. Kendi kendine konuşuyormuş gibi mırıldanmaları artar. Bakışları, çıkardığı sesler ve mimikleriyle yanındakileri konuşmaya davet ediyormuşçasına davranır.

9 aydan sonra bebek iyiden iyiye konuşmaya hazırlık yapmaya başlar. Basit komutları anlar. Örneğin; elindeki nesneleri istendiğinde verebilir. Basit kelimeleri söyleyebilir. “Kedi, meme” gibi. Heceleme gibi çıksa da sesler rastgele değil anlamlı söylemlere dönüşür. Gözleriyle veya başıyla sorulan nesneleri, kişileri gösterebilir. 1 yaş dolaylarında artık kelimeler belirginleşmeye ve sayıca artmaya başlar.

12-18 ay aralığında bebek 50-70 arası kelimeyi anlayabilir hale gelir. 3-20 kadar kelimeyi de kullanabilir hale gelir. Çocuklarda dil gelişiminin seyrine göre kullanılan kelime miktarı farklılık gösterebilmektedir. Bu dönemde iki kelimelik basit cümle kurulumları görülebilir. Her ay düzenli olarak 3-5 kelime kazanımı olur. Çocuk sıklıkla duyduğu kelimeleri daha kolay öğrenir ve tekrar eder.

Her hafta yeni kelimeleri fark etmeye ve anlamaya başlar. Yeni meyveler, sebzeler, eşyalar, renkler isimler gibi. Konuşmaya ilgi oldukça yüksektir; göstererek veya eline alarak nesnelerin ismini öğrenmeye çalışabilir. Bu dönemde çocuğun kelime hazinesinin gelişimine katkıda bulunmak için sorma çabaları desteklenmelidir.

2 Yaş İtibariyle Sosyal Becerilerle Birlikte Dil Gelişimi Hız Kazanıyor

2 kelimeli cümlelere yeni bir kelime daha ekleyerek 3 kelimeli cümleler kurmayı öğrenir. Mimikleri ve ses tonuyla kelimelerinin anlamını güçlendirir. Çevredeki sesleri, hayvan seslerini taklit etmeye başlar. Kelime dağarcığı gelişir. Daha uzun cümleleri anlayabilir ve tepki verebilir hale gelir. Kişi zamirlerini, kelimelere gelen aitlik eklerini anlayabilir. Akrabalık ilişkilerini fark eder, teyze, hala, amca gibi akrabalık derecesini belirleyen kelimeleri kullanır.

Vücut parçalarını tanımaya ve göstermeye başlar. Kaşların nerede, kirpiklerin nerede gibi. 2 yaşında bir çocuğun kelime dağarcığı 300 kelimeye ulaşmıştır. 3 yaşına geldiğinde ise çocuklarda dil gelişimi artacak ve çocuğun anlayabildiği kelime sayısı 900’e ulaşacaktır. Cümlelerinde yer verebildiği kelime sayısı ise 500 kadardır.

Cümleleri uzamaya başlar. Espiri yapar, kendisine yapılan şakaları anlayabilir. Mübalağa niteliğinde olayları abartarak anlatabilir. Cümlelerine sıfat, zamir ekleyebilir hale gelir. Zamanları, yer yön belirten kelimeleri daha doğru kullanmaya başlar. Tekil çoğul, küçük büyük ayrımına varmaya başlar.

3-6 Yaş Dolaylarında Konuşma Dil Bilgisi Kurallarına Uygun Hale Geliyor

Bu dönemde çocuk daha kurallı ve doğru telaffuzla konuşmaya başlıyor. Cümledeki düzen, sıralama yerli yerini alıyor. Zaman, mekan kullanımı artıyor. Hata yaptıklarında kendilerini hızla düzeltiyor veya hata yapanın hatasını fark ediyorlar. Kelimeleri hatalı kullanarak şaka yapıyor. 4-5 yaş dolaylarında çocuklarda dil gelişimi yetişkin düzeye yaklaşıyor. Bu dönemde çocuğun konuşması bir yetişkinin konuşmasına yakın hale geliyor.

Cümleler daha uzun ve kompleks hale geliyor. Kendi soru cümlelerini türetebiliyorlar. Fikir üretebiliyor, alternatif çözüm önerileri geliştirebiliyorlar. Hikaye yaratma, masal anlatma artış gösteriyor. Gün boyu neler yaptıklarını detaylarıyla, zaman ve mekana uygun şekilde anlatabiliyorlar. 6 yaş dolaylarında bir çocuğun kelime hazinesi yaklaşık 2000 kelimedir. Konuşma süresi, cümledeki kelime sayısı ve tüm bunlara ek olarak dinleme süresi de artmıştır.

Çocuklarda Dil Gelişimini Desteklemek için Ebeveynler Neler Yapabilir?

Çocuklarda dil becerileri yetiştirilme koşullarına, sosyal çevreye ve çocuğun kendi gelişim hızına göre farklılaşabilmektedir. Her çocuğun gelişim hızı ve şekli kendine özgü olsa da dışarıdan desteklenerek geliştirilebilmektedir. Bu noktada da aileye, sosyal çevreye ve varsa okul öncesi eğitmenlere sorumluluklar düşmektedir. Çocuğun dil kazanımının desteklenmesi kadar doğru dil kazanımının sağlanmasına da önem verilmelidir.

Göz Teması Kurarak Konuşun

Sağlıklı iletişim kurmanın en önemli etkenlerinden biri iletişim kurduğunuz kişiyle göz kontağınızı sürdürmenizdir. Çocuğun sizi anlaması, dinlemesi ve kendisini de iletişime değer görmesi için göz kontağı kurmak önemlidir. Mümkünse iletişim sırasında çocuğunuzun seviyesine eğilmeniz, göz kontağı kurmanız önerilir. Böylece çocuk sizinle doğrudan iletişim kurabilir hale gelir.

İletişim sırasında beden dilinizi, mimiklerinizi ve ses tonunuzu kullanmanız da çocuklarda dil gelişimini destekler.

Televizyon, Tablet Gibi Dijital Kaynakları İlk 2 Yıl Kullanmayın

Öğrenme sürecini hızlandırmak, keyifli zaman geçirmelerini sağlamak ve oyalamak için çocuklara ekran kullandırmak oldukça yaygındır. Oysa çocukların dil gelişimi kadar zihinsel gelişimine de önem verilmelidir. İlk iki hatta 3 yıl dijital ekran kullanımı çocuklar için uygun değildir. 2 yaş itibariyle çocuğa dijital içerikler verilecekse mutlaka süresi kısıtlı tutulmalı ve ebeveyn takibinde verilmelidir.

Dijital çağın içerisine doğan bebeklerde dijital kaynak kullanımını kısıtlamak pek çok ebeveyne doğru gelmemektedir. Ancak tablet, telefon, televizyon kullanım süresinin kontrolsüz ve uzun olması çocuklarda sorunlara neden olmaktadır. Odaklanma ve dikkati sürdürme sorunları, öğrenme güçlüğü görülebilmekte, çocuklarda huzursuzluk, agresyon, hiperaktivite açığa çıkabilmektedir. Ayrıca çocuklar ekran karşısında tek taraflı iletişime maruz kalır. Dolayısıyla çocuklarda dil gelişimi ve iletişim kontrolsüz ekran kullanımı sonucu zayıflar.

Çocuğun izlediği içerikler denetlenmediğinde korkma, kaygılanma, travmatize olma ihtimalleri oluşabilmektedir. Uyku, yeme bozuklukları, görme sorunları da uzun süreli kullanımlarda oluşabilmektedir. Ayrıca çocuğun koşup, zıplayarak, gerçek oyuncaklarla oynayarak geliştireceği ince ve kaba motor becerilerinde gecikmeler olabilmektedir.

Çocuklarda Dil Gelişimini Desteklemek için Merak Uyandırın, Konuşmaya Gönüllendirin

Çocuklar özellikle 1 yaş itibariyle çevrelerinde gördükleri her şeyi sormaya başlar. Önce göstererek, ellerine alarak daha sonra ise “bu ne” diye sorarak öğrenmeye çalışırlar. Böylece kelime hazineleri gelişir. Kimi zamansa sınırlı kelime dağarcıklarıyla ihtiyaçlarını anlatmaya çalışırlar. Örneğin; “bu, bu” diyen bir çocuk su istiyor olabilir.

Çoğunlukla aileler çocuklarına iyilik ettiklerini düşünerek daha çocuk istemeden ihtiyaçlarını karşılarlar. Bu diyen çocuğa hemen su getirilir. Bu da çocuğun suya “bu” demeye devam etmesini pekiştirir.

Çocuğa hem telaffuzunu düzeltmek hem de kelime dağarcığını geliştirmek için doğru kelimenin geçtiği sorular sorulmalıdır. “Susadın mı? Sana su mu getirmemi istiyorsun?” gibi. “O bir kitap. Kırmızı bir kitap. Bu kitabı sana okumamı ister misin?” gibi. Dolayısıyla çocuklarda dil gelişiminin desteklenebilmesi için ebeveynin merak uyandıran ve konuşmaya gönüllendiren rolde olması gerekir.

Çocuklar öğrenme sürecinde heyecanla size üst üste sorular sorabilir. Aynı soruyu tekrar tekrar yöneltebilir. Bu kimi zaman ebeveyn için zorlayıcı olabilir. Burada çocuğun hevesi kırılmamalıdır. Eğer ebeveynin müsaitliği yoksa çocuğun seviyesine inilerek, fiziksel yakınlık göstererek ebeveynin müsait olacağı zamanla ilgili çocuğa bilgi verilmelidir. Söz verilen zamanda çocuğun sorularına zaman ayırılmalı, heyecanı kırılmamalıdır.

Ona Kitap Okuyun, Masal Anlatın, Birlikte Şarkı Söyleyin

Çocuğun yaşına uygun, resimli kitapları çocuğunda resimlerini görebileceği şekilde okuyabilirsiniz. Küçük yaşlarda az ve büyük yazıların olduğu, bol resimli kitaplar tercih edilir. Yaş büyüdükçe yazı boyutu küçülür kelime sayısı artar, görseller detaylı hale gelir. Çocuğun da eklemeler yapacağı masallar anlatmak, beraber şarkı söylemek de dil gelişimini desteklemektedir.

Çocuklarda Dil Gelişimi Gerilikleri İhmal Edilmemelidir

Fizyolojik, biyolojik, zihinsel, çevresel veya psikolojik nedenlerle çocukların dil gelişim seyri olumsuz etkilenebilir. Travmatik deneyimler, uyaran eksikliği, zeka geriliği, işitme kaybı ve benzeri sorunlar konuşmanın gecikmesine neden olabilir. Kimi zamansa kazanılan becerilerde gerilemeler görülebilir. Bu gerilemeler yine travmalar sonucunda gelişebilir. Ebeveyn kaybı, kardeş kıskançlığı, sevilen birinin yokluğu, çevresel değişiklikler bu gerilemeleri tetikleyebilir.

Çocuklarda dil gelişimi erken çocukluk dönemi itibariyle önemsenmelidir. Çocuğun bulunduğu ay/yaş aralığına göre gelişimi takip edilmelidir. 2 yaş itibariyle ailenin dil gelişimi konusundaki farkındalığı artmalıdır. 2,5 – 3 yaş dolaylarında çocuğun dil gelişimi akranlarıyla paralellik göstermiyorsa, yukarıda bahsettiğimiz gelişim belirtileri görülmüyorsa uzmandan destek alınmalıdır.

Read More

Çocuklarda yabancı dil kazanımı en az anadil öğrenimi kadar önemseniyor. Aileler başta İngilizce olmak üzere okul öncesi dönemden itibaren çocukların çok dilli olmasına özen gösteriyor. Yabancı dil kazanımına erken dönemden itibaren önem verilmesininse birden fazla nedeni var.

İlk ve en önemli neden çocukluk çağında yabancı dil öğreniminin daha kolay, hızlı ve kalıcı olması. Ayrıca erken dönemde öğrenilen yabancı dil en az anadil kadar doğru ve akıcı konuşulabiliyor. İkinci önemli nedeni ise farklı dil öğreniminin bilişsel gelişimi desteklemesi. Yeni bir dil öğrenmek bilişsel becerileri ve hafızayı güçlendiriyor, yaratıcılığı artırıyor.

Yabancı dil öğrenimi kültürel açıdan da zenginlik kazandırıyor. Çocuk erken yaşlardan itibaren farklı kültürleri tanıma ve kendi kültürüyle kıyaslama fırsatı buluyor. Bu da çocuğa farklı kültürlere saygı duyma ve kültürün insan üzerindeki etkilerini irdeleyebilme becerisini kazandırıyor. Böylece çocuğun sabit fikirli olmaktansa daha açık görüşlü olabilmesi ve objektif değerlendirme yapabilmesi kolaylaşıyor.

Çocuklarda yabancı dil kazanımına yeterli önem verildiğinde akademik yaşamda da pek çok avantaj yakalanabiliyor. Yurtdışı eğitim fırsatlarının dışında uluslararası yayınlara erişebilmek, daha zengin ve güncel bilgiye ulaşmak mümkün oluyor. Kariyer noktasında da yurt içi ve/veya yurt dışı istihdam fırsatları artıyor.

Sosyal ve kurumsal network de dil gelişimi sayesinde uluslararası düzeyde artıyor. Özellikle İngilizcenin anadil düzeyinde öğrenilmesi bugün eğitimde ve pek çok meslekte avantaj sağlıyor. Bilgisayar temelli pek çok programın kullanım dili İngilizce.

Globalleşme sonucunda bugün pek çok yerli ve yabancı firmanın yurtdışı şubeleri veya müşterileri var. Dolayısıyla bugünün çocuklarını geleceğin iş dünyasına yeterli düzeyde hazırlamak gerekiyor. Yabancı dil bilmek çağı yakalayabilmeyi ve hatta doğru kullanıldığında çağın ilerisini de ön görebilmeyi kolaylaştırıyor.

Peki çocuklarda anadil dışında bir dilin öğretimine ne zaman başlanmalı? Eğitim süreci nasıl yürütülmeli? Yazının devamında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Yabancı Dil Konuşma Korkusu Kariyerinizin Önüne Geçmesin yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Çocuklarda Yabancı Dil Eğitimine Ne Zaman Başlanılmalı?

Çocuklara yeni bir dil öğretmek için 2-7 yaş aralığının önemli ve verimli bir dönem olduğu araştırma sonuçlarıyla destekleniyor. Aslında çocuklar 6-7 yaş döneminden önce öğrenme değil, edinme evresinden geçiyor. 2 yaş aynı zamanda çocuğun kendi anadilini de konuşmaya başladığı zamana denk geliyor. Ancak çocuğun bir dili konuşabilmesi için öncelikle o dile maruz kalması gerekiyor.

2 yaşındaki bir çocuk anadilini konuşmaya başlamadan önce en az iki yıl bu dile maruz kalmış oluyor. Bu nedenle tıpkı anadil gibi çocuklarda yabancı dil öğreniminin de 0-3 yaş aralığında başlatılabileceği söyleniyor. Çocuk öğrendiklerini 2 yaş dolaylarında ifade etmeye başlasa da 0-3 yaş aralığında öğrendikleri belleğe yerleşiyor. Burada ebeveynler sıklıkla aynı anda iki dil öğreniminin kafa karışıklığı yaratabileceğinden endişe ediyor.

Ancak yapılan araştırmalar çocukluk döneminde birden fazla dile maruz kalmanın karışıklık yaratmadığını gösteriyor. Aksine aynı anda birden çok dil öğrenen çocukların öğrenme süreleri kısalırken, öğrenme verimlilikleri de artıyor. 6-7 yaş itibariyle dil edinimi yerini bilinçli öğrenme stratejilerinin kullanımına bırakıyor. Bu dönemde soyut düşünme, fikir üretme, çıkarımda bulunma gibi beceriler gelişiyor.

Dolayısıyla dile ne kadar maruz kalındığı, öğrenme kaynaklarının yeterliliği, motivasyon gibi etkenler öğrenimi şekillendiriyor. Uzmanlar en geç 10 yaşına kadar eğitime başlanmış olmasını öneriyor. Çocuklarda yabancı dil öğrenimi daha ileri yaşlara bırakıldığında zorlaşıyor. Ancak ergenlikte ve yetişkinlikte de planlı, düzenli ve doğru stratejilerle uygulanan eğitim programlarıyla yeterli dil gelişimi sağlanabiliyor.

Ancak öğrenim hızı, süreci ve harcanan efor çocukluğa göre farklılaşıyor. Konuşma ana dil düzeyinde akıcı ve etkin olmuyor. Ayrıca daha ileri yaşlarda çocuğun üzerindeki akademik yük de artıyor. Zorlaşan dersler, artan sınavlar ve ödevler yeni bir dil öğrenimine yeterli vaktin ayrılamamasına neden oluyor.

Üstelik yaş ilerledikçe öğretim methodları da farklılaşıyor. Öğretim modelinden keyif almayan ve zorlanan çocukların yabancı dil öğrenimine olan ilgisi de azalıyor.

Çocuklarda Yabancı Dil Eğitimine Nasıl Başlanılmalı?

Tıpkı ana dil gibi yabancı dile yönelik aşinalığın kazanımı da anne karnından itibaren başlıyor. Hamilelik sürecinde annenin çevresinde aktif olarak yabancı bir dil konuşuluyorsa ve özellikle anne de konuşuyorsa bebekte dile aşinalık başlıyor. Bu aşinalığın öğrenmeye dönüşebilmesi içinse doğumdan sonra da çocuğun yabancı dile maruz kalması gerekiyor.

Anadille Beraber İkinci Bir Dili Öğrenen Çocuklar Daha Kolay Öğreniyor

Yaşamın ilk üç yılında tıpkı anadilin öğrenimi gibi çocuğa yabancı dilin öğretilmesi gerekiyor. Çocukla yabancı dil konuşmak, çevredeki nesneleri tanıtmak, isimlendirmek öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Kartlar gösterip öğretilmek istenen dildeki sözel karşılığını söylemek, öğretilmek istenen kelimeyi sık sık anımsatmak, tekrar etmek gerekiyor.

Çocuklarda yabancı dil kazanımı özellikle anne-baba evde iki dili birden konuşuyorsa daha kolay oluyor. Ancak tek bir ebeveynin sadece çocukla iletişim kurması da öğrenebilmesi için yeterli oluyor. Ebeveynlerde ikinci dil yoksa bakıcı, oyun ablası veya öğretmenle de dil becerisi geliştirilebiliyor. Burada dil öğrenimini destekleyecek ikinci kişinin pedagojik açıdan bilgili ve tecrübeli olması da oldukça önemli.

Bilinçli bir öğretici çocuğun dil öğrenimine olan ilgisini artırırken, öğrenme sürecini de kolaylaştırıyor. Yabancı dilde çocuğun yaşına ve ilgisine uygun şarkılar, tekerlemeler söylemek, ninniler, masallar anlatmak gerekiyor. Çocuğa resimli kitaplarla sesli okumalar yapmak da öğrenimi kolaylaştırıyor. Sayfalar üzerinde sohbet etmek, görselleri anlatmak, sorular sormak da öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Çocuk 1 yaş dolaylarında anlamlı kelimeler söylemeye başlıyor.

2 yaşına kadar kelime hazinesi gelişiyor. Anladığı kelime sayısı artarken, konuşabildiği kelime miktarı da artıyor. Bu dönemde çocuğun konuşmasını teşvik etmek ve konuşmaya heveslendirmek gerekiyor. Tıpkı anadil kazanımında olduğu gibi nesnelerin adını sormak, cevaplayabileceğini basit sorular yöneltmek gerekiyor. Rakamları, renkleri, hayvanları, taşıtları, meyve ve sebzeleri öğreterek başlamak çocuğun da konuşmaya heveslenmesini sağlıyor.

Çocuklarda yabancı dil öğrenimi diğer becerilerde olduğu gibi oyunlarla çok daha kolay ve eğlenceli oluyor. Özellikle okul öncesi dönemde çocuk oyun gruplarına, yabancı dil sınıflarına veya kreşe gidiyorsa dile yatkınlığı artıyor.

Yabancı Dile Maruz Kalması İçin Fırsatlar Yaratın

Yeni bir dil öğrenmek olabildiğince çok maruz kalmakla daha kolay öğrenilmektedir. İlk 3 yıl içerisinde siz evde aktif olarak yabancı dil konuşsanız da çocuğunuzun yaşı artıkça iletişim ağı da genişleyecek. Okula başlayan, arkadaş gruplarına katılan çocuğun yabancı dile maruz kalma süresi azalacak. Yani çocuğunuz ağırlıklı olarak sadece sizinle pratik yapıyorsa sizinle geçirdiği süre azaldıkça öğrendiklerini pekiştiremeyecek.

Oysa çocuğun en çok da sosyal becerilerinin ve kelime dağarcığının geliştiği dönemde iletişim kurabilmesi gerekiyor. Bu dönemde çocuğunuzu sadece yabancı dil konuşulan oyun/aktivite gruplarına gönderebilirsiniz. Online konuşma sınıflarına katılmasını sağlayabilirsiniz. Yabancı dilde kareokeler yapabilirsiniz. Yabancı çocuklarla konuşma pratiği yapabileceği online iletişim fırsatlarını araştırabilirsiniz.

İlgisini çekecek yabancı hikaye veya aktivite kitapları, yaşına uygun bilim, sanat dergileri alabilirsiniz. Bu içeriklere yaşına ve seviyesine göre üyelik yaptırabilir aylık/haftalık olarak takip etmesini sağlayabilirsiniz.  Çocuklarda yabancı dil gelişimi için film, çizgi dizi ve dizilerden faydalanmak da öğrenmeyi artırıyor. Gün içerisinde yaşına uygun sürelerle ekranı dil öğrenimi amacıyla kullanmasına fırsat verebilirsiniz.

Kendi seçeceği ancak sizin de onayınızdan geçecek içerikleri izlemesini sağlayabilirsiniz. Özellikle interaktif içerikler çocukların öğrenmesini kolaylaştırıyor. Oyunlar da çocuğun öğrenme sürecine katkı sağlıyor. Oyunda puan almak, bir üst seviyeye çıkmak gibi pekiştireçler dil öğrenimine ilgiyi artırıyor.

Seyahat Etmek Çocuklarda Yabancı Dile Olan İlgiyi Artırıyor

Pandemi sürecinde bu önerimizi gerçekleştirebilmek pek de gerçekçi değil. Ancak seyahat etmek çocukların yabancı dile olan ilgisini artırıyor. Kendi ülkenizde çocuğunuza yabancı dilin önemini anlatmanız hiç de kolay değil. Onlar henüz dilin evrensel faydalarını anlayabilecek düzeyde değerlendirme yapamıyor. Ancak seyahat ettiklerinde başka bir ülkede o ülkenin dilini biliyor olmanın faydasını fark ediyorlar.

Kendi ülkelerinden farklı olarak ulaşım, yeme, içme, alışveriş gibi ihtiyaçlarında öğrendikleri bilgileri kullanıyorlar. Bu tecrübe öğrenmeye yönelik heveslerini artırırken, farklı diller öğrenmenin amacını da öğrenmelerini kolaylaştırıyor. Peki pandemi sürecinde seyahat edemeyenler veya buna bütçe/zaman ayıramayanlar ne yapabilir?

Çocuklarda yabancı dili desteklemek için artık pek çok dijital içerik mevcut. Youtube’da çok keyifli ülke vlogları, tanıtım videoları var. Bunları izleyebilir, belgesellere de göz atabilirsiniz. Ülkelerin tarihini, coğrafi özelliklerini, iklimini, kültürünü konuşabilirsiniz. Haritalar edinebilir, tanıtım kitapları sipariş edebilirsiniz.

Sevdikleri yabancı aktörleri, yaşadıkları ülke ve şehirleri anlatabilirsiniz. Araştırma yapmasını teşvik edebilir, öğrendiklerini size sunmasını isteyebilirsiniz. Hatta bunu etkinliğe çevirip her hafta farklı bir aile bireyinin sunum yapacağı tanıtım günleri düzenleyebilirsiniz.

Çocuklarda Yabancı Dil Kazanımı Kariyer Gelişimini Destekliyor

Günümüzde artık tek dilli olmak yeterli değil. Bugünün koşullarında dahi öğrenciler ve çalışanlar yabancı dil bilmemenin dezavantajlarını yaşıyor. Artık İngilizcenin yanı sıra İspanyolca, Almanca, Japonca gibi dillerde de yeterlilik aranabiliyor. Meslek, çalışılan sektör, hitap edilecek kitle, işveren ve iş ortaklarının ulusları da dildeki çeşitliliği etkiliyor.

Çocuklarda yabancı dil eksikliğinin 5-10 yıl sonra eğitimde ve kariyerde çok daha büyük kayıplara neden olacağı ön görülüyor. Çocukların bugünden geleceğe planlı hazırlanması gerekiyor. Bunu yapabilmek ise ilk önce bilinçli ebeveynler sayesinde mümkün olabiliyor. Çocukların erken dönem itibariyle kariyer gelişimlerinin planlanması ve gelecek hedeflerinin çıkarılması gerekiyor. Zeka testlerinin yapılması, ilgi ve beceri alanlarının belirlenmesi, karakteristik özelliklerinin tespit edilmesi gerekiyor.

Erken dönemde çocuklarla bu kapsamda bir değerlendirme yapıldığında güçlü ve gelişime açık alanlarını desteklemek kolaylaşıyor. Çocuklar okul öncesi dönemden başlayarak daha bilinçli seçimler yapıyor ve kariyerlerini şekillendirebiliyorlar. Geçmişte belki ama bugün artık “okul öncesi eğitim kariyere yön vermek için erken değil mi?” demek zaman kaybı.

Özel derslere, özel okullara, kurslara bütçe ve zaman ayırmadan çok daha önce kariyer planı yapılmalı. Ancak bu şekilde kişinin beklentileri ve potansiyeliyle uyumlu bir kariyer planı çıkarılabilir. Okul Öncesi Dönemde Kariyer Planı Yapmak: Küçük Ayaklar Geleceğe Büyük Adımlar Atsın yazımızdan da faydalanabilirsiniz.

Bugünün çocukları ve gençleri kariyerlerine ne kadar erken ve bilinçli hazırlanırsa kazanımları o kadar fazla oluyor. Aba psikoloji uzman kadrosu her yaştan danışanına akademik ve mesleki danışmanlık sunuyor. Stratejik yetenek yönetimi çalışmamız ile kariyerinizi size en uygun şekilde planlıyoruz. Ayrıca uyguladığımız IQ, EQ, dikkat, algı, yetenek ve kişilik testleriyle çocuk, genç ve yetişkin danışanlarımızın potansiyellerini keşfediyoruz.

Çocuklarda yabancı dil kazanımını önemsiyor, akademik hayatta ve kariyer gelişimindeki avantajlarını tecrübelerimizle biliyoruz. Yabancı dil ve yurtdışı eğitim ile ilgili içeriklerimizi Aba Yurtdışı Eğitim sayfamızdan ve Youtube kanalımızdan da takip edebilirsiniz.

 

Read More